Çarşamba, Temmuz 11, 2007

Dolu dolu bir hayat için aksiyon planı


Yeni bir kitap aldım. Kitap '' bütün işi gücü yaşamak '' olsun isteyenler için yazılmış, yazarı öyle söylüyor.
'' Türkiye ' de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 şey '' kitabın adı. Yazarı Akdoğan Özkan. Başlıkta
'' Türkiye ' de Dolu Dolu Bir Hayat İçin Aksiyon Planı '' yazılı. Bu bile almak için harika bir sebep:)
Hayatın koşturması içinde ömür denen süre çabucak geçiyor. Hele de günümüzde hiçbirşeye vakit ayıramayan insanların sayısı öyle çok ki ! Sabah kalkıp işe yetişme telaşı, akşam olunca çocuğu kreşten alma, markete uğrayıp alışveriş yapma, eve gelip yemek yapma, çocuklarla geçirilen kısa vakitler, uyku saati derken bir gün inanılmaz bir hızla geçiyor. Ben her haftasonu için başka planlar yapıyorum. Bunların pek azı gerçekleşebiliyor. Bazen hiçbir şey yapmadan öylece durmak ve zamanın ağır ağır geçmesini izlemek istiyorum. Hep yapacaklarım var ama nedense buna zamanım yok.
Bu kitap beni hem motive etti hem de çok umutlandırdı. Bir kere insan ne istediğini bilerek başlamalı yola diyor. Kendine bir hedef koymalı sonra o hedefe ulaşmak için küçük hedeflerle yola çıkmalı. Aslolan hayal kurma becerisine sahip olmak. Hepimizin bir hayali olmalı, bir hedefi olmalı. Arzuladığımız noktaya ulaşmanın verdiği mutluluk hiçbirşeyle değişilmez herhalde!
Kitapta çok güzel maddeler var. Her madde ilgili fotoğraflar ve bilgilerle bezenmiş. İnternet adresleri, kalınacak yerler, telefon numaları. En güzeli de her sayfada konuya ilşkin olarak yapılmış olan semboller. Hangi mevsimde yapılmalı ya da '' dikkat kilo yapabilir '' gibi esprili semboller var.
Okuması çok keyifli.Şu tatil günlerinde de size fikir verebilir, yeni maceralara çıkmanıza sebep olabilir.
Benim en çok beğendiğim maddeler şöyle, aslında hepsi çok güzel ve fikir verici ama onun için lütfen kitabı alın:)


Bir büyük hayaliniz olsun
Her yıl 7 ağaç dik
Son günlerde yanan ormanlarımız düşünülünce 7 değil çok daha fazla ağaç dikmeliyiz. Giderek bir çöl olma yolunda ilerleyen ülkemiz için çok önemli ormanlarımız. Doğaya bir borcumuz onları korumak. Her yıl bir bireyin kullandığı ağaç miktarı 7 adet. Ama siz daha fazlasını dikin lütfen. Bu konuda Çekül vakfından ya da Tema vakfından ayrıntılı bilgileri alabilsiniz. Sizinde hayatta dikili 1 agacınız olsun, benim var!


Dede topraklarını ziyaret et
Artık herbirimiz birer kentli olarak yaşamımızı sürdürsek hatta doğduğun değil doyduğun yerdir memleketin desekte ata yadigarı toprakları bulup oraya mutlaka gitmeliyiz. Geçmişimizi öğrenmek, oralarda olmak insana inanılmaz huzur verecektir. Ben henüz döndüm oralardan:)


Gönlünü sarhoş et, yıldızların altında
İnsan ömründe bir kere de olsa şöyle uzanıp yıldızları izlemeli, kayan yıldızlardan dilek tutmalı. Ben en yakın zamanda gökyüzünde ki harika yıldızları henüz döndüğümüz Malatya - Elazığ gezimizde izledim. Tabii geçen yaz gittiğimiz Karaburun ' da izlenenler bir başkaydı:)


Kızılçukur vadisinde günbatımını izle
Ben buna Karaburun ' da gün batımı ve güneşin doğuşunu da eklemek istiyorum. İnanılmaz güzel oluyor. Bakınız:)

En yaşlı Anadoluluya sarıl
Antalya' nın Elmalı ilçesinde ki Koca Katran Sediri. Tam 2010 yaşında. 25 m yüksekliğinde.
Ben Güre ' ye gittiğimizde çevreyi dolaşırken hocamız Cengiz Bektaş ' ın gösterdiği ve 12 kişi el ele etrafını sardığımız koca agacı hatırladım.


Bir yurt köşesinin kaşifi ol
Bana en ilginç gelen maddelerden biri. www. confluence.org adresinden Türkiye ' ye girip henüz keşfedilmemiş enlem ve boylam kesişim noktalarını tespit ediyoruz. Sonra da bu kesişim noktasında GPS cihazıyla bir fotograf çekip tüm yönlerden çektiklerimizle siteye ekliyoruz. Şimdiye kadar 5500 civarında noktanın keşfi yapılmış. 11000 civarında ki nokta ise keşfedilmeyi bekliyor, harika bir fikir!


Vefa bozacısında mola ver
Henüz orada içemesemde bizim de Akman Pastanemiz vardır. Orada içilen bir sıcak salep, üşümüş bedeninizi bir anda ısıtır.


Dağbaşında akan yıldızları gözle
Dağbaşında olmasa da Ankara Üniversitesi ' nin Rasthanesinde yüzyılda bir gelen kuyruklu yıldızı izlemeye gitmiştim.


Hıdırellez' de Tahtakuşlar ' a git
Hıdırellezde olmasa da yörenin şenliklerinin olduğu bir zamanda gittim. Sarıkız efsanesinin yaşandığı, hatta mezarının olduğu varsayılan yere kadar çıktık. Kazdağlarında olmak çok keyifliydi. Geleneksel çadırlar kurulmuş ateşler yakılmıştı. Ve gece, ay elini uzatsan tutacak kadar yakınımızdaydı.


Pontus Alpleri ' nde yayladan yaylaya gez
Karadeniz ve yaylaları mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Ayder yaylasına çıktım. Harikaydı. İnsan bir ay kalırsa ömrü uzar diye düşünüyorum o kadar güzeldi.

Kitap çok keyifle okunan bir kitap. Bence mutlaka almalısınız. Arka sayfalarda size ayrılmış boş sayfalara siz de kendi yapmanız gerekenleri listeleyebilsiniz. Elimizde yapılacaklar listesi olunca sanki herşey biraz daha kolaylaşır gibi, ne dersiniz?

Perşembe, Temmuz 05, 2007

Çiçek alır mısınız?


Sabahları böyle bir güzellikten alınan çiçeklerle güne başlamak kadar keyifli ne olabilir ki!
Ayaklarıma dolanan ve '' anne '' diyen tatlı sesin sahibine sarılmak, hadi bir fotograf çekelim demek,
sıcakta olsa parka gitmek, çimenlerde koşmak, dostlarla yapılan uzun kahvaltı sohbetleri...
Hepsi Elazığ ' da geçen kısa günlerde yaşandı.
Neva bir sürü arkadaş edindi, onlarla odalarında evcilik oynadı, ben yemek için peşinde koştururken o kesin bir dille '' hayııırrrr'' dedi, limonata içildi, kahvaltı da ceviz yenildi, Elazığ' ın çok sevdiğim tulum peynirinden tadıldı, kampüs içerisinde Neva dedesinin odasını ziyaret etti, orada olanların gözleri doldu, emektar Ramazan efendi gözleri dolarak karşıladı bizi ve Neva' yı , keşke dedesi de görseydi dedi, onun odasına elinden tuttuğu Neva' yla birlikte gitti, eski dostlar tekrar görüldü ve zaman çabucak geçti...
Şimdiyse yaz sıcağında ofiste çalışmaktayım. Bu sıcaklarda yapmayı en çok istediğim şey, güneşin girdiği odalarda güneşlikleri çekip, açık duran pencereden gelen serinlikle ayaklarımı uzatmak ve güzel bir film izlemek. Zaman akşam saatlerini gösterdiğinde yıkanmış balkonda çay içmek, dondurma yemek. Hiç acele etmeden günü yaşamak, kitaplara dalmak, boyama yapmak...
Yaz demek yavaşlık, rehavet demek sanki...Oysa daha çok var o günlere...

Salı, Haziran 26, 2007

Gezi


Kısa bir ara verdik. Tüm koşturmalara, hiçbir şeye yetişememe hallerine. Bu sefer Malatya-Elazığ taraflarındaydık. Tüm ailenin bir araya geldiği çok güzel bir düğündü sebep. Hep beraber yola çıktık.
Bu kısa mola öyle iyi geldi ki hepimize. Bir kere Neva biraz daha büyüdü. Gerçekten de sanki 2 yaş bir milat. İnanılmaz hızla büyüyor, hergün yüzü biraz daha değişiyor, elleri ayakları büyüyor. Artık derdini çok güzel anlatıyor. İnatçılık ve '' ben kendim yaparım '' halleri ise doruk noktasında. Çok güzel konuşuyor:) Bu bizi ayrıca keyiflendiriyor.
Yola çıkmanın en güzel tarafı önünüzde uzanan yolla beraber değişen doğaya tanık olmak, güzel müzik dinlemek. Sık sık mola vermek. Her gördüğümüz çeşmede durup soluklandık, sıcaktan bunalan bedenimizi soguk sularla yıkadık. Dağlardan gelen suların tadıda bambaşkaydı.
Neva için ilklerle dolu bir gezi oldu. Doğa çok güzeldi. Yer yer tek bir ağacın olmadığı sararmış tarlalar, yer yer renk renk çiçeklerle dolu bahçeler karşımıza çıktı.
Hava çok sıcaktı. Kimi zaman 43 dereceyi bile gördük termometrede. Sıcaktan bunalsakta serinlemek için içilen soğuk ayranlar vardı. Mis gibi kokulu çilekler, dallarda karadutlar. İşin en güzel tarafı bahçede o ağaçtan bu ağaca dolaşıp meyvaları dalından toplayıp yemekti. Mis kokulu henüz tam olgunlaşmamış kayısılar vardı. Uç uç böcekleri, cırcırböcekleri, karıncalar vardı. Neva' yla hepsini inceledik.
Yıldızlar daha bir parlak ay daha bir güzel gözüküyordu. Şehrin ışıklarından uzakta bir yerdeyseniz gökyüzü minik lambalarla doluydu. Biz her gece Neva' yla hem yıldızlara hem de aya iyi geceler demeden yatmadık. Sabah ezan sesleriyle uyandık, sabah güneşinin yüzümüze vuran ilk ışıklarıyla gölge yerlere kaçıp uyumaya devam ettik.
Kalabalık aile olmanın güzelliğini yaşadık. Eskiden gördüğüm minik çocuklar artık büyümüş birer delikanlı ve gençkız olmuşlar. Neva ise aralarında en miniği. Elden ele dolaştı. Bahçede çimlerin üzerinde yatıp uçak geçmesini bekledi. Sabahları bana mis kokulu güller topladı.
Uzun masaların etrafında toplanıp neşeyle yemekler yenildi. Karpuzun en güzeli tadıldı.
Sonra neredeyse bir senedir BaBa_HaKaN' ın görev yaptığı üniversiteye gidildi. Biz yokken neler yaparmış, nasıl yaşarmış tek tek denendi. İnsanların misafirperverliği ne güzel bir kez daha görüldü. Sabah kahvaltıya, öğlen göle yemeğe gidildi. Neredeyse '' aa burada da deniz var '' dercesine karşımıza çıkan Hazar Gölü etrafına yerleştirilmiş lokantalarda yemekler yenildi. Etrafındaki dağlar seyredildi. Harput' a çıkıldı. Şehre kuşbakışı bir de oradan bakıldı. Elimden geldiği kadar da fotograf çektim. Aşağıda şehirde sıcaktan kavrulan insanlar Harput' a çıkınca esen rüzgara kendini bırakıp şehri seyre dalıyor. Belki elde bir dondurma, belki de etrafta sayıları çok olan türbelerden birinin taşına yaslanıp bir türkü tutturuyor. Çocuklar heryerde aynı. Orada da koşuyorlar, köpek kovalıyorlar. Kimisi bizi görünce sakız satmak istiyor. Neva ' yla beraber taş topluyorlar.
Çok güzel bir düğün gördük bu sayede. Çayda çıralar oynandı, çok güzel halay çekenler seyredildi. Erkeklere halay çekmenin nasıl da yakıştığı görüldü. Gözler sıkça ıslandı. Gelin kızımıza kına yakıldı. Beyaz gelinliğin herkese yakıştığını düşündüm bir kez daha. Yelda'cım çok güzel bir gelin oldu. O giderken geri de kalan büyükler ağladı. Gelin almaya gelen damadın kapısı tutuldu. Kardeşlere kapı tutma parası veridi. Gelin arabasının yolu kesildi. Neşeyle arabalara dolup yola çıkıldı.
Biz hem düğüne katılıp hem de gezmeye çalışınca bir orada bir burada şeklinde sürekli gezer olduk. Son gün halamla Malatya ' da bakırcılar çarşısına gittim. Kayısı pazarını gezdim. Bulgur kaynatılan büyük kazanları tekrar görüp, çocukluğumun yazlara gittim. Yaz tatillerinde gittiğimiz Malatya' da büyük kazanlar kurulup bulgur kaynatılırdı. Sonra biz çocuklar onları sıcak sıcak yerdik. Kurumaya bırakılan bulgurlar tüm kadınlarca toplanıp ayıklanır, değirmene götürülürdü. Hala taze kaynayan ,sıcacık bugdayı yemeyi çok severim. Aklıma olgunlaşmış dutların serilen bir örtüye toplanması geldi. Henüz olgunlaşmamıştı dutlar ama biz yine de ellerimizi kırmızıya boyayan karadutlardan yemeden duramadık.
Herşey çok güzeldi. İnsan arada kendi topraklarına gitmeli, büyüklerini görmeli. Çocukluğuna dönmeli. Bu gezi çocukluğumun yaz tatillerinde Ankara' dan gittiğimiz Malatya' da geçirdiğimiz, henüz küçük birer çocuk olduğumuz günleri hatırlattı bana. Neva ile gitmek ise çok keyifliydi. Artık o da biliyor hangi ev bizim, Ankara neresi, halanın evi, babanın okulu nerede.
İşin güzel tarafı Neva ' ya bizim taktığımız adların yanına bir de '' pembe '' adı takıldı:) Orada sürekli herşeye pembe deyip durdu .
Artık '' pembe '' nasıl diye soruyorlar bize:)

Cuma, Haziran 08, 2007

Ben de !


'' Ben de ''
Artık Neva sevgisini çok güzel dile getirmeye başladı.
Aslında çocuklar bu işi biz büyüklerden daha sahici yapıyorlar. Mesela kendine yaklaşan bir kişinin sevgisini hemen hissedip ona göre yanıt veriyorlar. Bir bakmışız kucağına hemen gitmiş ya da '' hayırrr '' diye tutturmuş.
İşten dönüyorum. Neva kapıda karşılıyor beni. Kucaklaşıyoruz. Kulağına hemen '' seni çok özledim '' deyiveriyorum. Cevap hazır '' ben de ''. Bu cevapla yüzümde güller açıyor hemen.
Ya da yatakta oynuyoruz. Birden yine yaklaşıp kulağına '' seni çok seviyorum '' diyorum. Küçük gözlerini kapatıp kulağıma hınzırca yaklaşıp '' ben de '' deyiveriyor bir çırpıda. O zaman kucaklayıp öpmeye başlıyorum doyasıya.
Ya da evde oynarken birden dönüp '' Annemm, ben de '' diyor. Kendince '' seni seviyorum '' diyor.
Ya da başım ağrıyor. Yaklaşıp başımı küçük ellerinin arasına alıyor. Önce öpüyor sonra da sırtıma elini koyup
'' ay ay ay camımmm'' diyor.
Salı günü ilk kez eve geç geldim. İş için şehir dışına çıkmıştım. Dönüşüm gecikti haliyle. Yatma saatine yakın bir saatte kapıyı çaldım. Açılan kapıdan koşmaya başladı, iki yana açtığı kollarını boynuma doladı. Bir yandan da öyle bir '' anneemmm'' diyor ki. Gözlerim doldu hatta yaşlar aktı sessizce. Bana '' camım '' diyor. Üstümü değiştirirken, yanımda yaptıklarını anlatıp kollarımı öpüyor. Sonra birden '' ben de '' demeye başlıyor.
İşte o an aslında insanın sevgisini gösterme yollarının nekadar da basit olduğunu düşünüyorum.
Sadece '' seni seviyorum '' demek, sıkıca sarılmak, gözlerinin içine bakmak,
Ona içten bir '' camım '' demek.
Çocuklar sevgilerini o kadar basit ve sade bir dille anlatıyorlar ki!
Oysa biz içimizden gelse de şöyle doyasıya bir '' seni seviyorum '' diyemiyoruz,
Sıkıca sarılmıyoruz sevdiğimize şarkıdaki gibi '' ahtapot kolları '' ile.
Onların dünyası öyle güzel ve biz büyüklerin öğrenecek çok şeyi var küçüklerden.
Mesela ilk iş olarak, eve dönünce sarılalım sevdiklerimize sımısıkı ve onlara '' camımmm '' diyelim gözlerimiz kapalı:)
Ne dersiniz ?
Hiçbir karşılık beklemeden sadece öylesine içimizden geldiği gibi:)

Pazartesi, Mayıs 28, 2007

Haftasonu gezisi


Haftasonu Eskişehir ' deydik. BaBa_HaKaN' ın okulunun pilav günü vardı.
Biz de bunu bahane edip yola çıktık. Yemyeşil tarlalardan geçtik. Otlayan kuzular gördük.
Neva ' ya da anlatıyorum habire '' bak kuzular'', '' bak çimenler '' diye. O ise yanından hızla geçtiğimiz kuzular için '' anne bi daha '' diyor. Çalan şarkılara eşlik ediyoruz. Yol kısa sürede bitti. Güle oynaya vardık Eskişehir ' e.
Daha önce de gitmiş ve çok beğenmiştim. Şehrin ortasından geçen Porsuk çayı ayrı bir hava katıyor şehre. Üstelik yolda yürürken birden yanınızdan bir tramvay geçiyor. Çok modern ve çok güzeldi herşey. Şehir bir önceki gitmemize göre bayağı gelişmiş. Yapılaşma hızla artmış.
Benim dikkatimi çeken daha çok eski yapıların restore edilerek yeni işlevlerle yeniden kullanılmaya başlanması oldu. Eskiden hal olarak kullanılan yer bugün içinde şık kafelerin olduğu bir yere dönüşmüş mesela. Etrafta yeni yapılan, işlevleri yenilenen pekçok yapı vardı.
Anadolu Üniversitesi ise çok güzeldi. Önümüzdeki yıl 50. yılını kutlayacakmış.
Çekimlerin de yapıldığı Açıköğretim Fakültesinin önünden geçerken aklıma hani televizyonda siyah küt saçları, yuvarlak yüzü ve kravat yaka gömleğiyle ingilizce anlatan kadın geldi :) Uzun zaman özellikle de haftasonları erken kalkınca televizyonda hep karşımızda bulurdum onu:)
En güzeli ise oradaki arkadaşlarımızla buluşmamız oldu. Çocuklar büyümüş, en küçüğü ise Neva. Özellikle de ikizler Damla ve Çağla Neva ' ya çok güzel ablalık yaptılar. Pazar günü Barış' ta katıldı aralarına. Onların beraber oynamasını bizde keyifle izledik.
Bizim için dolu dolu ve çok keyifli bir haftasonu oldu. Üstelikte Ankara ' ya da çok yakın.
Tam bir üniversite şehri olan Eskişehir ' de herşey çok modern, öğrencilerle dolu dolu. Havanın da güzel olmasıyla herkes dışarıda, rengarenk, cıvıl cıvıldı.
Tadı damağımızda kaldı:)

Perşembe, Mayıs 24, 2007

Oyun


Sevgili Zeynep beni sobelemiş. Yeni oyuna beni de davet etmiş. İşte cevaplarım:

1- Daha önce yaşadığım 3 şehir?
Sadece ve sadece Ankara:) Burayı çok seviyorum.

2- Tatil için görüp önermek istediğim 3 yer?
Ben yıllardır Ayvalık, Akçay taraflarına giderim. Her yıl tatil için gitsem de benim için en unutulmaz olan Kaz Dağları ' na çıktığım günlerdi. Denizden daha çok yüksekler, yeşillikler ve temiz hava beni büyülemişti. Zeytin ağaçlarının gölgesinde oturmak çok güzeldi. O yüzden de ille de Kaz Dağları diyorum. Son yıllarda pek çok butik otel açıldı, hepsi de birbirinden güzel.
Sonra Doğu Kardeniz. O kadar sevmiştim ki oraları, insanını, yeşil rengini, yemeklerini. Hele de Ayder yaylasına çıkışımızı, her yerden akan şelaleleri, sisli havayı hiç unutamam. İnsan 1 ay kalsa yaylalarda kesin ömrü uzar diye düşünüyorum.

3- Görmek istediğim 3 yer?
Aslında biz BaBa_HaKaN' la beraber nereye gitsek mutlaka tadını çıkarır eğleniriz. O yüzden de yerin pek önemi yok benim için. Ama ille de İtalya ' yı görmeyi çok isterim. Hem mimarisi hem de yemekleri için:) Neva biraz büyüsün gezilerimiz başlayacak:)

4- Mesleğim?
Mimarım.

5-Dünyaya yeniden gelsem hangi mesleği yapmak isterdim?
Ben tasarım yapmak gereken her alanı çok seviyorum. Bu kumaş deseninden, el işlerine, yemek yapmaya kadar kapsar benim için. O yüzden de şimdi ki hayalim bir atölyemin olması ve orada kendime ait küçük şeyler tasarlamak, dikmek, çizimini yapmak, örgü örmek.. istiyorum.

6- Asla yapmazdım dediğim meslek?
İş başa düşünce mutlaka her mesleğin, işin üstesinden gelirim. Tabii mecbur kalmak istemem:)

7- Yaşam felsefemi oluşturan sözlerden biri?
Her işte bir hayır vardır ve iyi düşünelim ki iyi olsun:)

8- Bir kitaptan alıntı, sevdiğim söz:
'' Sonsuza dek yaşayacağımızı sanırız diyor yaşlı adam... Oysa dolunayı kaç kere daha göreceğimizi bilmiyoruz. Yirmi kez? Yirmibir kez ? Belki de daha az... Ama bizler bunu bilmez gibi davranırız. Sanki zamanımız ve yaşantımız sınırsızdır '' Buket Uzuner- Şehir Romantiğinin Günlüğü

9- Çok sevdiğim şiirden bir parça:
Bilerek mi yanına
almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı
çukuru

Güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar

Beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukur / Sunay AKIN

Oyuna beni de dahil ettiği için Zeynep ' e teşekkürler:) Ben de oyuna katılmak isteyen herkesi ebeliyorum:)

Pazartesi, Mayıs 21, 2007

En iyi ilaç: Zaman


Zaman gerçekten de en iyi ilaç oldu bizim için. Meme bırakma konusunda 1 hafta çok zorlandık. Ama Neva umduğumdan daha kolay alıştı bu yeni duruma. Sadece akşam yatarken kitap okuma saatlerimiz uzadı. İlk günler gece sık sık kalkarken artık onu da hallettik. Böylece ben de neredeyse 2 yıldan sonra ilk kez kesintisiz 4-5 saat uyuyabildim. Sabahları erken kalkıyoruz. Akşam yatarken beraber yatakta keyif yapıyoruz. Bu bazen bir dergiye bakmak bazen bir kitap okuma şeklinde oluyor. Neyse ki korktuğum gibi olmadı, daha kolay atlattık.
Sanki kutladığımız 2.doğumgününden sonra Neva daha hızlı büyümeye başladı. Neredeyse hepimizle farklı şeyler paylaşan küçük bir arkadaş olup çıktı. Havalarında güzel olmasıyla parka daha sık gitmeye başladığından beri, artık kendi kendine merdivenlerden çıkıp kaydıraktan kayıyor, salıncakta sallanırken şarkılar söylüyor.
Artık elimden tutup yürüyor heryere. Kolay kolay da yorulmuyor hani. Haftasonu çok sevdiğim Tunalı ' da Neva ' yla el ele dolaşmak öyle keyifliydi ki. Yemek için oturduğumuz yerde de uslu uslu oturdu. Köfte yedi ayran içti. Arada BaBa_HaKaN ' la bakışıp '' bu ne zaman büyüdü '' böyle deyip durduk:)
Büyüdükçe paylaştıklarımız artıkça herşey daha keyifli olmaya başladı. Çekirdek aile olarak, kendi kendimize çok güzel eğleniyoruz.
Zaman geçiyor.
Kızımız büyüyor.
Ne güzel ki paylaştıklarımız daha da artacak.
Yapmak istediklerimizi düşündükçe öyle heyecanlanıyorum ki:)

Çarşamba, Mayıs 16, 2007

İTİBAR ve KARAKTER / BaBa_HaKaN

İtibarı, içinde yasadığın ortam belirler
Karakteri, inandığın doğrular...

İtibar; sandığın şeydir;
Karakter; olduğun şey...

İtibar; fotoğraftır;
Karakter; ise yüz..

İtibar; dışardan gelir;
Karakter; içerden..

İtibar; yeni bir topluluğa girdiğinde sahip olduğundur;
Karakter ; giderken elinde olan..

İtibarın bir anda olur;
Karakterin ömür boyunca..

İtibarın bir saatte öğrenilir;
Karakterin bir yılda açığa çıkmaz..

İtibar; mantar gibi büyür;
Karakter; sonsuza kadar sürer

İtibar; zengin veya fakir yapar;
Karakterse; mutlu ya da mutsuz..

İtibar; insanların mezar tasına kazıdıklarıdır;
Karakter; meleklerin Allah huzurunda senin için söyledikleri..

William Hersey Davis

Çarşamba, Mayıs 09, 2007

Bitti !


Ne olduysa pazar günü oldu. Hava haftasonu neredeyse yaz sıcaklığındaydı.
Biz de pazar günü kahvaltıyı dışarıda yapmaya karar verdik. Ahlatlıbel hem bize yakın hem de bu mevsim için oldukça güzel bir yer. Oraya gitmeye karar verdik. Hazırlıklar yapıldı, gazeteler alındı, Neva ' nın oyuncakları derken yola çıktık. Bizim gibi düşünen çok kişi varmış meğer. Bir ağaç altına yerleştik. Çok güzel bir gün geçirdik. Etrafta koşuşan çocuklar, gökyüzünde renk renk uçurtmalar.
Herşey çok güzeldi. Parkta oynadık. Hatta epey yanmışız güneşten eve gelince fark ettik.
Ne olduysa dönüş yolunda oldu. Neva hala meme emiyor. Zaten ben de emmesi için elimden geleni yaptım. Hedefim iki yaş idi. Bunu da daha önce yazmıştım.
Dönüş yolunda Neva yine meme istedi. Bu kez '' anne meme tuzlu, pis '' dedi. Ben de işte vakit geldi diye düşündüm. Uzun zamandır en büyük sıkıntım nasıl memeden kesecektim sorusuydu. Bu durumu hemen değerlendirmeye karar verdim. Ve pazar gününden beri Neva meme emmiyor Bu durum gündüz bir problem yaratmadı. Fakat benim işten döndüğüm saatler ve gece emmelerinde problem yaşıyoruz. Akşam yatarken bir şekilde geçte olsa oynayarak yatıyoruz. Ama gece kalkınca işler değişiyor. İlk iki gün ne olduğunu anlayamadı. Ben sürekli konuştum. Durumu anlattım. Adını '' meme '' olarak tam söyleyemese de kendi kendine mızmızlanıyor, birşeyler istiyor, ağlıyor. İlk iki gecemiz çok ama çok kötüydü. O habire birşeyler isteyip ağlarken ben çaresizlik için de isteklerini yapmaya çalıştım. Hep konuşmaya çalışıp bol bol sarıldım.
O ağladı ben de ağladım. Dün gece neyse ki gece ağlamadı. Fakat uzun süre yaklaşık iki saat kadar kitap okuduk. Aynı sayfayı defalarca hem de! Ama ağlamadı ya bu beni çok mutlu etti. Çünkü onun ağlaması demek benim ağlamam demek. Yine güneş doğarken, kuşlar cıvıldarken uyuyakaldık. Bu gece 4. gecemiz olacak. Bakalım ne zaman düzene gireceğiz.
Ben kendi adıma çok memnunum Neva ' nın iki yaşına kadar emmesinden. Ona en iyi mirası bıraktığıma
inanıyorum. Oldukça sabırlı, uykusuz gecelere aldırmadan gönül rahatlığıyla ezirdim Neva ' yı.
Şimdilik tek isteğim bu sıkıntılı günlerin bir an önce geçmesi. Hem benim için hem Neva için.
Moralimiz bozuk biraz.
Eminim Neva düşündükçe pazar günü için kendine kızıyordur. Nasıl oldu da dedim diye düşünüyordur.
Bizi bu güzel havalar mahvetti anlayacağınız!

Not: Fotograf pazar günü karşılaştığımız Sardunya ' ya ait. Teşekkür ederiz. O güne ait anlamlı bir resim oldu bizim için.

Cuma, Mayıs 04, 2007

Bahar gibisi yok!


Bahar sen ne güzelsin!
Etraf mis gibi çiçek kokmaya başladı.
Bahçelerde leylaklar açtı, ağaçların çiçekleri yeşile döndü.
Herşey biran da oldu sanki.
Daha pazar günü ne çok üşümüştük evde,
Akşam işten çıkınca gökyüzü hala mavi.
Yürürken etraftan guguk kuşlarının sesi gelmekte.
Sabah kuş cıvıltılarıyla uyanıyoruz iki gündür.
Sesleri duyunca bugün de güzel olacak diye geçiriyorum içimden.
Yol boyunca bahçelere bakıyorum.
Hele de köşedeki apartmanın bahçesi bir harika.
Yok öyle güller yada menekşeler.
Küçük küçük papatyalarla dolu, görünce insanın yüzünü güldüren.
Sonra balkonlara çıkmaya başlamış herkes.
Bir bir atılmış sandalyeler, üzerlerinde renkli örtüler.
Balkon kenarlarına da renkli saksılar yerleşmiş, içlerinde yavaş yavaş dönen rüzgar gülleri.
Herkes daha bir yavaşlamış koşturmayı bırakmış sanki.
Ağır ağır yürüyorlar yolda, sırtları ısınsın yüzlerine gülümseme yerleşsin diye.
Sonra manavın tezgahı da pek şenlendi.
Renk renk herşey.
Abla bu da yeni geldi bak taptaze diyen manavın neşeli çırağı daha bir neşeli olmuş sanki,
Köşede ki çiçekçi amcanın çiçekleri daha bir arttı.
İçlerinde yine en güzelleri papatyalar, kocaman herbiri.
Etrafta sinekler bile uçuşmaya başladı.
Tezgahlarda yeşil erikler tuza batırılıp yenmeyi bekliyor,
kırmızı çilekler de krem şantiye,
Beklenen yaz hızla geldi,
Ankara ' nın sonbaharı ayrı güzeldir, baharı ayrı güzel.
Çok kısa sürse de baharı, ardından kavurucu sıcaklar gelmeden yine de yüzümüzü güldürür,
henüz ceket bile giyemeden bir bakmışız kısa kollu giymeye başlamışız bile,
Ankara bu,
her hali başka güzel,
her baharı ayrı güzellikte,
yaşanılası...

Salı, Mayıs 01, 2007

Yemek ve alışveriş


Geçen hafta bir öğlen tatilinde Neva ve Kaplumbağa buluştular. Beraber yemek yedik, zaman kısa olsa da görüştük. Kaplumbağa Neva ' ya bir sürü hediye getirmiş gelirken:) Çok güzel bir sepet içinde piknik seti, sonra yine tam da Neva ' ya göre olan fincanlar, tabaklardan oluşan başka bir set. Bir de güzel bir kitap. İlk karşılaştıklarında ikisi de annelerine yapıştılar :) Neva zaten hep böyle yapar ilk karşılaşmalarda. Yemek yemek için oturduk. Kağlumbağa açıkmış, bir güzel kollarını sıvadı koltuğuna oturdu başladı yemeğe. Tıpkı büyük adamlar gibi. Arada annesinin gösterdiği sallanan ağaç takliti yaptı. Kocaman gözlerini açtı, büyümüş büyümüş baktı:) Çok ciddi bir şekilde yemeğini yedi. Neva ' da tam tersi oturmadı. Beni habire çekiştirdi, dolaşmak istedi. Vitrinlere baktık, yürüyen merdivenlerle çıktı. Bu arada Kaplumbağa yemeğe devam etti. Karnı doydu sonra o da kalktı, dolaşmaya başladı. Biz de bu arada Sardunya ile sohbet ettik. Sonunda da dedik ki işte hayat, ne beklemeliydik ki zaten. Herşey olması gerektiği gibi. Küçük adam için öncelik yemek. Küçük hanımın ise gözü alışverişte, vitrinlerde. Tam da biz büyüklerde olduğu gibi. Yani boşuna kızmamalı , alışveriş biz kadınların genlerinde var:)

Yeni bir yaş


Annesinin bebeği,
Babasının hayatı,
Amcasının meleği,
Babaannesinin aşkı,
Anneannesinin balı,
23 Nisan ' da 2 yaşını bitirdi.
Zamanın çok hızlı geçtiğinden bahsetmeyeceğim.
Ya da ne çabuk büyüdüğünden.
Onunla geçen her an hepimiz için ayrı keyifli. Artık o da biliyor zaten kim kendisine nasıl sesleniyor, nasıl seviyor diye.
Babaanesi ile kitap okumayı seviyor mesela. Beraber bebeğine tülden elbise dikiyorlar. Oyunlarla, binbir numarayla yemekler yeniyor, kokular sürünüp süsleniliyor. Koridor da maç yapıp, top yakalamaca oynuyorlar. Perdenin arkasına saklanıp ebelemece oynuyorlar. Bol bol gülüyorlar.
Anneanne ile dışarı çıkmayı seviyor. Beraber '' pıtır pıtır '' yürüyorlar yolda. '' ananeeee hadii pıtıy pıtıy '' diyerek ben işe gidince mahalleyi dolaşmaya çıkıyorlar. Arabaların park ettiği yerde, kenarda oturuyorlar. Dahası Neva '' hadi '' diyor tam oturacaklarken bizimki kaçmaya çalışıyor. Kendince numaralar yapıp sözde kaçacak:)) Minik boyuna bakmadan anneanesini kandıracak:)
Babası ile büyük bir aşk yaşıyor. Bir '' babaaam '' demesi var ki:) Beraber müzik dinleyip ayakta dakikalarca dans ediyorlar. Boyama yapıyorlar.
Kendine göre herkesle birşeyler paylaşıyor. Benim içinse önemli olan mutlu olması.
Büyüklerimizin onun için yaptığı fedakarlıkları, özveriyi ise ne yapsam ödeyemem.
Ama sonuçta Neva çok mutlu. Genelde de sakin, güleryüzlü mutlu bir çocuk. Bu da bana yeter zaten.
Haftasonu yada akşamları beraber olduğumuzda yaşadığımız her anın nasıl da özel ve önemli olduğunu düşünüyorum. Kapıdan girer girmez tüm sıkıntıları, işyerinin koşturmalarını dışarıda bırakıp '' anne '' kimliğimi yükleniyorum. Kocaman bir gülümsemeyle sarılıyorum ona. Hemen benim terliklerimi getiriyor '' giy '' diye. Kucağıma çıkıyor. Yaptıklarımızı anlatıyoruz. Onu şaşırtan birşey olduysa gözlerini açıp anlatmaya çalışıyor:) Bu haline işte dayanamıyorum. Hemen öpücüklere boğuyorum onu. Gözlerine baktığımda tüm kırgınlıklarım, üzüntülerim bir çırpıda yok oluyor.
Bebeğim gün geçtikçe bana daha yakın bir arkadaş oluyor.
Hemen anlıyor beni. Sarılıp mutlu etmeye çalışıyor. Ya da kafasını yana eğip '' anneeemm '' diyor. İşte o an artık hiçbirşeyin önemi kalmıyor.
Doğduğu ilk anda gördüğüm şey o minik gözlerdi. Beni ararcasına dolaştı odada. Sonra birbirimize baktık ve rahatladık. İşte kavuşmuştuk. O büyülü an hiç aklımdan çıkmadı. Şimdi de heran birbirimizin gözüne baktıkça güven duyarız, kalabalıkta, korktuğumuzda, mutsuz olduğumuzda...
Daima yanında olacağım bebeğim!

Çarşamba, Nisan 25, 2007

Neva 2 yaşında !!


23 nisan 2007 Neva 2 yaşında!

Salı, Nisan 17, 2007

Baharla birlikte


Bahar iyice kendini hissettirmeye başladı.
Her taraftan çimen kokuları geliyor.
Bahçelerde çiçekler açtı.
Neva ' da bu arada iyice büyüdü:)
Artık derdini iyice anlatır oldu.
Hatta bize oyunlar yapıp yeni numaralar bile deniyor.
Cumartesi günü havanın da güzel olmasını fırsat bilip Neva ' yla yürüyüşe çıktık. Eveeet yürüyüşe. Artık pusete binmiyoruz yakın mesafeler için. Elimden tuttu '' pıtır pıtır '' yürüdü. Dışarı çıkınca ne yapacağını şaşırıyor. Önce koşmaya başlıyor sonra fazla uzaklaşmadan gelip elimi tutuyor. Neredeyse tüm bahçelere girdik, tüm çiçekleri '' uzaktan '' kokladık. Sevinçle '' anne papat '' deyip bana yerdeki minik papatyaları gösterdi. En sevdiğim çiçektir papatyalar. Çimenlerin arasında onları da görünce çok sevindim. Sonra yere konmuş kuşların yayına gittik. Neva ne kadar '' del del '' dediyse de onlar hemen uçtular. O da ellerine iki yana açıp '' gitttii'' yaptı.
Neva ' yla beraber hergün yürüdüğüm yol boyunca yürümek çok keyifliydi. Hergün geçtiğim sokaklar, kaldırımlar olsa da meğer keşfedilecek ne çok şey varmış dedim:)
O minik boyuyla benden daha farklı bakıyor dünyaya. Yere atılmış kağıtlara çok şaşırdı. '' anne pis'' dedi. Sonra kocaman bir yoğurt kabına dikilmiş çiçekleri de ilk o fark etti. '' Anne bak ayran '' dedi. O göstermeden hiç fark etmemiştim tabii.
Kaldırımların arasında açmış minik sarı çiçekleri de o gördü. Oysaki ben hergün koşar adım yanlarından geçip gidiyordum. Onları da eğilip kokladık, sevdik. Sonra çiçeklerini dökmüş bir agaca çok acıdık:) Dibinde durup uzun uzun '' ayyy ayy '' dedik. Tüm bahçelere girdik, sokak orada oturanlar tarafından nasıl görünürmüş bir de oradan seyrettik. Pencere önüne konmuş ahşap bankta soluklandık. Yatak, nevresim, örtü satan dükkana uğradık. Sonra kırtasiyenin camına yapıştırdığı resimlere takıldık. En çok pembe şapkalı bebeği beğendik, atları sevdik. Oradan yine '' pıtır pıtır '' yürüyerek simitçinin yanındaki piyangoyuca uğradık. Rüzgarda dönen piyango biletlerini izledik '' alkış '' yaptık. Sırtımızı güneşe dönüp üst sokaktaki kreşin bahçesine gittik. İçeriye giremesekte salıncaklara ve kaydıraklara el salladık. Arada '' annem '' diye elimi sıkıca tuttu arada bırakıp kendi yürüdü.
'' Buket Uzuner '' gelecekti kitabevine imza için. Ama ertelenmiş pazar günü gelecekmiş. Gidip onu da öğrendik. Yoksa kitabımızla beraber mutlaka orada olacaktık. Benim en sevdiğim yazardır. Ve son kitabını okuyorum bugünlerde:)
Kitapçının vitrinine de takıldık. Çocuk kitaplarına baktık, sokağa taşan müzikle biraz dans ettik.
Güneş alçalmaya başlayıp serinlik çıkınca birbirimize sarılıp evimizin yolunu tuttuk.
Her zaman biz mi birşeyler öğreteceğiz bu miniklere onlarda bize ne çok şey öğretiyorlar.
Geziden çıkarılacak dersler öyle güzel ki benim için. Bir kere etrafımıza daha iyi bakmak, görmeyi öğrenmek lazım dedim kendime. Yanından koşup gittiğimiz hayatta ne detaylar var oysa ki... Sonra bazen karşımızdakinin yerine de koymalıyız kendimizi. Bir de onun cephesinden bakmalıyız olaylara. Böyle olunca sanki zor sandığımız pekçok şey daha kolay gözükecek gözümüze. Arada boyumuzu küçültüp bir de o gözle bakmak gerçekten de çok zevkli. Aşağılarda da çok eğlenceli şeyler oluyor çünkü:)

Dip not : Neva bu tacını Turkcell reklamlarında ki antenlere benzetiyor. Bağlan yerine de uydurduğu '' baldi '' lafı kaldı. Yani biz bu taca '' baldi baldi '' diyoruz. Arada antenleri sallayıp ileşime katkımız oluyor:) Bu fotograf cumartesi çekilmedi. Yani Neva gerçekten de elimden tutup dolaştı:)

Salı, Nisan 03, 2007

Radyolu günler!


Gül dalında öten bülbülün olsam
Ötsem yanık yanık gönlüne dolsam
Aşkını dilesem kalbimi sunsam
Ne olur uğruna sararıp solsam

Baharım çiçeğim güzelim sevgilim
Sar beni kollarına canım diyeyim

Bir kuş olsamda pencerene konsam
Aşkın şarkısını sana okusam
Göğsünde yatsam biraz uyusam
Elemi unutup neşemi bulsam

Söz ve güfte : Neveser Kökdeş
Ses: Melihat Gülses / İncesaz-2

Radyoda ince ve içli bir kadın sesi şarkı söylemektedir. Aşktan,sevmekten, acılardan bahseder.
Kayıp haberleri anons edilir.
Az sonra sırada saat 20:00 ' ajans' ları...
Çocuk saati. Dilimiz Türkçemiz programı...
Polis Radyosu sunar...
Arkası yarın kuşağı...

Annem mutfakta yemek hazırlarken radyo hep açıktır. Az sonra yemeğimizi yer, önlüğümüzü giyer, okula doğru yola çıkarız. Radyoda çocuk saati vardır. En sevdiğim program ' Dilimiz Türkçemiz '. Erzincan' dan mektuplar yazan Özge ve ailesi...
Sabah kuşağının vazgeçilmezi 9:30 da başlayan ' Arkası Yarın ' programı. Merakla takip edilen radyo tiyatrosu pazar günleri olur.
Polis Radyosunda istekler saatinde bir dolu isim sayılır ve hangi şarkıyı istedikleri. Bir şarkı, arkasından bir dolu isim...
Kayıp haberlerinde orda burada unutulmuş sonbaharsa çoğunlukla şemsiye, valiz, çanta, palto...Akla gelmedik binbir şey.
En kötüsü kaybolan kişiler. Sırayla isimleri, yaşları, oturdukları semt ve nezaman kayıp olduklarına dair bilgiler. En çokta bunlara üzülür, kaçmış yada kaçırılmışlarsa başlarına ne fena şeyler gelmiş olabileceğini düşünür üzülürdüm.
Sonra dedem... Odasına çekilir o büyük ve ahşap renkli radyosunun karşısında radyo düğmesini bir iki çevirir, cızırtılar, ardından ' saat 20:00. Sırada ajanslar ' anonsu. Dedem koltuğuna oturur - ki bu da radyonun yanındadır- bir sigara eşliğinde loş odada haberleri dinlerdi.
Ya da aylardan temmuzdur. Okul tatil olmuştur. Kızlar balkonda örgü örer, erkekler sıcaktan gölge bir köşe bulmuş orada misket oynar, annelerde kızartma yapar patates, patlıcan karışık. Hava sıcak olduğu için balkon kapısı açılmış tüm koku mahalleye yayılırken hareketli bir türkü kulaklara gelir. Neşeli bir anne bir yandan yemek yapar bir yandan da radyoda ki şarkıya eşlik eder.
Yetiştirilmesi gereken ödevler vardır. Bu gece sabahlamak gerekecektir. Şu çizimlerde bir türlü bitmez. Ama radyoda geceyarısından sonra başlayan program bana eşlik edecektir. Hem nasılsa artık özel radyolar kurulmuş,çeşit artmış, herkes kendine göre bir kanal bulmuş, onu dinler olmuş. Hatta arkadaşlar arasında çoğunluk çizim yaptığından ,birbirine şarkı gönderen, istekte bulunanlar için okul radyosu bile kurulmuş.Uykusuz gecelere eşlik eden programcılar var artık.
Radyo benim hayatımda bir vazgeçilmez. Öyleki iş yerinde bile önceleri kulaklıkla, şimdilerde küçük radyomla bu sevdam devam etmekte. Artık hernekadar televizyon ağırlıkta olsada yaşamlarımızda, ben illede radyo diyenlerdenim. O sihirli kutudan çıkan sesler, anlatılan hayatlar hep alıp götürmüştür beni...Uzak diyarları, yeni hayatları öğrenmiş, hep heyecanlanmışımdır.
Sanki geçmişe dair bir iz, ondan bir hatıra gibi gelir bana radyom. Şimdilerde çok konuşan dj 'ler, kötü şarkılar olsada yine de seçmek için ve yeni şeyler öğrenmek için pek çok seçenek var. Radyolara bağlanıp konuşan, yorum yapan insanları görünce aslında hala çok dinlendiğini görüyorum. Ama benim aklım hep yağmurlu günlerde, soba başında dinlenen ' radyo tiyatroları' nda kaldı.

Bu da benim eski günleri hatırlatan minik radyom :) Sizlere de radyolu günler dilerim!
Dip not: Bu radyo konusu ANKAN ' DA sevgili Sardunya yazınca tekrar gündeme geldi.
Aktrise ödev olarak verilmiş '' bir radyo programı '' hazırlaması. Aklıma bu eski yazım geldi.
Dip not: Neva bu fotografta 9 aylık:)

Pazartesi, Şubat 26, 2007

Kavanozda balık


Neva ' nın cdleri de artık evde ayrı bir bölümde sıralanmaya başladı.
Önce Dahi bebek cdleri, onların pek yüzüne bakılmadı.
Sonra ilk zamanlar yine ilgilenmediği ama sonradan çok sevdiği '' teletubbies'' cdleri.
Artık istediği zaman gidip seçtiği bir cdyi yerleştirip, oturup izliyor. Tabii efendim bakmayın boyunun küçük olduğuna onun da zevkleri,istekleri var. O anda belki de dans cdsini değil de hayvanlarla ilgili olanı izleyecek. Siz nerden bileceksiniz. Alacak tüm cdleri karıştıracak sonra '' beğen'' yapacak yani '' beğendim '' diyecek. Belki de müzik dinleyecek. O zamanda yine sevdiği şarkıların olduğu bölüme gidecek ve yine kapaklarından tanıyacak içindekileri. İstediği varsa alacak annesi de müzik setine koyacak ve dans başlayacak.
Şimdi ki çocuklar gerçekten de çok şanslı. Çünkü onlara henüz bu yaşta bile seçme özgürlüğü veriyoruz. Seçmeli ki kendi zevkleri oluşsun,beğendikleri ve beğenmediklerini kendi yaşayarak öğrensin. Hayatı boyunca da bu hep böyle olsun. Kendi özgür iradesiyle karar versin herşeye.
Onlar küçük ama düşünmeliyiz ki bazen onların da canı sıkılablir. Keyifsiz olabilirler. O yüzden de ben hiçbir şey için ısrar etmiyorum. Mesela geçen gün çorba içirecektim. İki kaşık aldı ve '' beğen '' yaptı. Bu sefer ki beğenmedim demekti. '' Acı, acı '' demeye başladı. Meğerse çorbanın tuzu yokmuş ve küçük hanım
'' beğenmemiş ''.
Tabii ki ille de benim dediğim olacak diyen çocuklardan olmasını da istemem.
Bu durumda da yine benim seçtiklerimden kendinin seçmesine izin veriyorum. Dolaylı da olsa şimdilik müdahale etsemde seçim haklarına, böyle bile olsa yine de seçim yapabiliyor kendince.
Yoksa dediğim dedik diyen, yapılmayınca ağlayan çocuklardan olmasını tabii ki istemem kim ister ki.
Aslında onlar doğduklarında karekterleri ve zevkleriyle doğuyorlar. Çok yanlış olmadığı sürece seçim yapmanın keyfini onlar da sürmeli bence.
Gelelim tekrar cd faslına. En son aldıklarımız arasında ( ki bir şey iyice tüketilmeden bir başkası alınmıyor ) Elmo's world cdleri vardı. Hareketli, danslı cd içinde bir de balık '' dorothy '' var. Biz balık dedikçe Neva ' nın da ilgisini çekti. BaBa_HaKaN ' da sürpriz yaparak bize '' dorothy'' i getirdi.
Şimdilik Neva Dorothy ' nin neden ağzını sürekli açtığını anlamaya çalışıyor. '' anne mama'' diyor. Sonra
'' ayyyy''. Açıkmış yine mama istiyor diyor. Arada elindekilerden vermek için masaya çıksada şimdilik uzaktan bakışıyorlar. Neva ' da onun gibi ağzını yapmaya çalışıyor:) Ancak tüm işler bana kaldı. Üstelik çokta çabuk kirleniyor. Hergün mama, sık sık su değiştirme. Bana yeni iş çıktı yani:)

Perşembe, Şubat 15, 2007

Sürpriz


Sabah uyandığında hava karanlıktı.
Belki de erken diye düşündü.
Oysa ki kalkma saatine fazla da kalmamıştı.
Vaktin oluşuna sevindi. Yorganın altına girdi.
Yanında yatan küçük ayaklara dokundu elleriyle. Sıcacıktı. Ufaklık şöyle bir kıpırdandı. Aman dedi kalkmasın henüz erken. Ellerine baktı minicikti. Uykuya daldı.
Uyandığında etrafta parlak bir güneş vardı. Minik kız da uyanmıştı. Sarılıp ‘’günaydın ‘’ öpücüğü verdiler birbirlerine. Önce hırkalar giyildi.
Kapı çaldı. Babaanne gelmişti. Minik kız babaannesinin kollarına giderken kadın hazırlanmak için içeri gitti.
Havaya şaşırdı. Daha dün radyoda duymuştu sağanak yağış olacaktı. Neyse dedi güneş herzaman daha iyidir. Çabucak üzerini giydi. Minik kızının el sallamaları eşliğinde yola çıktı. Hava çok güzeldi. Gökyüzü pırıl pırıldı. Beyaz bulutlar geçiyordu. Koşar adım işe ulaştı.
Masaya oturdu. Evden getirdiği limonlu çayını içti. Radyosunu açtı. Radyoda 14 Şubat ile ilgili şarkılar mesajlar vardı. Eli telefona gitti. Çaldı çaldı açan olmadı. Sonra tekrar ararım diyerek işe koyuldu. Bir çay molasında tekrar aradı. Telefonu açan ‘’ dışarıdayım canım ben seni arayacağım ‘’ diyerek kapadı. Elinde telefonla kalakaldı. Üzerinde durmadı. Planlar yapmaya başladı. Bugün bankaya uğranacaktı. Kredi kartının son günüydü. Sonra minik kız için alınacaklar vardı. Markete de gitmek gerekti. Biraz erken çıkmalı diye düşündü. Yoksa 1 saatlik öğle tatili yetmeyecekti.
Pencereye arkası dönük çalışıyordu. Karşısında bir koridor, gelen geçen. Sıradan bir gündü işte. O kendini Cuma günü için ayarlamıştı. Hem bugün akşam alışveriş merkezine de gidecek sürpriz birşeyler bakacaktı. Öyle planlamıştı.
Zaman hızla geçiyordu. Çantasını kontrol etti. Ödenecek faturaları aldı. Pencereye baktı. O da ne hava kararmış bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağmaya başlamıştı. Nasılda biliyor şu meteoroloji uzmanları diye düşündü. Aklına çıkarken çantasından çıkardığı şemsiyesi geldi. İki gündür yağmur yağacak diye yanında taşıyordu. Gülümsedi. Olsun ıslanayım da tek yağmur yağsın dedi. Bu yıl hiç yağmur yağmamıştı.
Çantasını eline aldı. Neyse ki şapkası vardı. Sıkıca sarındı. Dışarı çıktı. Gerçekten de yağmur tüm hızıyla yağıyordu. Bahçe kapısına varınca gözlerine inanamadı. O gelmişti. Hem de uzaklardan. Arabadaydı. Ama nasıl olurdu. Koşarak arabaya bindi. Birbirlerine sarıldılar. Adam yine yapmıştı yapacağını. Bu güzel günde onu yalnız bırakmamış sürpriz yaparak gelmişti işte. Hemen sevdikleri pizzacıya gittiler. Eleleydiler. Kadın hala inanamamıştı. Çok şanslıydı. Bu ne güzel sürprizdi. Hani Cuma günü gelecekti.
Yağmur hızla camlara vururken onlar kavuşmanın tadını çıkarıyorlardı. İşte sevgililer günüydü. Aslında birbirlerine kavuştukları hergün onlar için özeldi.
Yağmur da nasıl şaşırtmıştı onu bugün. Zaten sürprizlerle dolu bir gündü. Yağmuru hep sevdi kadın. Cama vuran sesini, içeride sıcacık mekanlarda yapılan sohbetleri. Sıcak çorbaları geldi. Onlarda sıcak bir kaşık aldılar. Kadının içi daha bir ısındı. Gözleri küçüldü, doldu. Aşk böyle bir şey dedi. Sıcak çorbasından bir yudum daha aldı. Adam tatlı tatlı konuşmaya devam etti...

Pazartesi, Şubat 12, 2007

Komik kız


Bu aralar gezgin olduk. Bir babaanne de bir anneanne de kalıyoruz:)
Neva bu duruma bayılıyor. Karıştırılacak yeni köşeler, keşfedilecek odalar çıkıyor karşısına.
Mesela babaanesinin evinde hangi çekmecede kaşıklar durur, tencereler nerededir, sonra bi koşu banyoya gidip dolaplar nasıl açılır, arkasından biz koşarken nasıl gülerek kaçalır bunları öğrendi. Sonra her akşam eve gelen amcasının terlikleri nerededir bilir, kapı çalınca elinde hazır bekler terliklerle. Ayakkabılarını çıkartmadan terliklerini uzatır sonra da amcasını öpmeye başlar. Önce yanaktan, sonra önce sağ göz sonra sol gözden evet gözünden en son da gıdısından:) Aynı şeyi amcası da ona yapar. Tıpkı babası gibi amcası da onu kucaklar beraber tüm gün beklenilen müzik setinin başına geçilir. Beraber dans edip şarkı seçerler. Tıpkı babasıyla yaptığı gibi. Minik Neva bu aralar babasının hasretini amcasıyla gidermeye çalışıyor. Ama sadece çalışıyor. Telefonu eline alıp babasını arıyor. Ona şarkı söylüyor. Yaptıklarını anlatıyor. Sonra bi de gelen herkese babasını nasıl yolcu ettiğimizi anlatıyor. '' emmi'' si gelmiş, buuu serpmişiz, sonra bay bay yapmışız, düt düt diye gitmişler. Yani amcası gelmiş babasının arkasından su dökmüşüz onlar giderken de kornaya basıp düt düt yapmışlar. Hasretlik zor olsa da şu aralar başka seçeneğimiz yok ne yazık ki...
Günden güne büyüyor bebeğim. Bazen öyle şeyler yapıyor ki şaşırıp kalıyoruz. Tüm söylenenleri pür dikkat dinliyor. Kendisiyle ilgili bir konuysa hemen katılıyor.
Doktor setiyle oynuyor. Herkesin ateşine bakıp onlara '' öhhöö öhhöö'' yaptırıyor. Sonra iğne yapıyor, öpüp atta yolluyor. En büyük eğlencesi benim çantamı karıştırmak. Elinden zor alıyorum. Bayılıyor. Bense onun bu büyümüş hallerine çok gülüyorum.
Saklambaç oynuyor. Önce kapı arkasına sonra perde arkasına. Saklanıp bizi çağırıyor. Biz gidince de çığlığı basıp kahkahalar atıyor. Geçen çarşamba tam da Avrupa yakası varken uyumuşken uyandı. Televizyonda Makbule koltuğun arkasına saklanmış dantel örüyor. Neva onu görünce sanki az önce uyuyan kendi değilmiş gibi gülmeye başladı. '' anne abla ebe '' deyip gülüyor. Yani abla saklanmış ebecilik oynuyor. Onu nasıl gördün sen hemen. Çok güldüm çok:)) Komik kız olacak Neva. Ya da bize öyle geliyor. Yani herşeyi bizi mutlu ediyor, onun gülen yüzü bizi daha da keyiflendiriyor.
Tüm güzellikler senin olsun bebeğim!

NEVA / Korkular ve Sevilenler


En sevdiği renk : Pemmmbee
En korktuğu şeyler :
1- Elektrik süpürgesi. Ne yazık ki çok korkuyor sesinden. Saç kurutma makinası ve çamaşır makinasını neyse ki hallettik. Ama elektrik süpürgesinin sesini duyunca '' anne kokktu '' diye bana yapışıyor. Korkuyu öğrendi sayesinde. Teletubbies de çıkan hortumlu süpürgeden de çok korkuyor. Hemen değiştiriyoruz.
2- Yumuşak tüylü şeyler. Yumuşak ayılar. Sonra kurdele ve lastik. Evet kurdele. Acayip korkuyor ve elleyemiyor.
3- Bir keresinde kurabiye yapıyordum. Yuvarlaklar yapmıştım. Görünce öyle korktu ki üzerlerini kapattım içeri gitmek zorunda kaldım:) Neden anlamadım ama. Zaten onların dünyası öyle farklı ki. Bi kere boyları ufak. Minicik adamlar olarak dolaşınca onların gördükleri bizden farklı oluyor. Bazen onun boyuna inip şu an neleri görüyordur diye deniyorum kendimce:))

4-Mikser ve Rondo sesi. Çok ama çok korkuyor. O uyuyunca çalıştırıyorum ((:

5-Banyoya evet ama sac yıkama kısmına hayır!!! ilerde boneyle yıkanır gibi geliyor:))

En sevdiği şeyler:
1- Dans etmek. Sevdiği şarkıları dinlemek. (TRT 1 de Grup Surup favorisi bu aralar:))) )

Teletubbie serisinin "dans edelim "cd si bir baska ilgi alanı ve son olarak bizim CD'ler:)))
2- Kitap okumak ve Gazete sayfaları çevirmek (gazete= la laaa demek )
3- Kule yapmak.
4- Küplerini üst üste koyup sonra onları AY AY AYYY diye numaradan bağırarak yıkıp koltuğun altına atmak:))
5- Atmak dedim de nasıl da aklıma gelmedi televizyonun kumandası. Hayır kumandaya değil atmaya bayılıyor. Nerede olsa görüp bi koşu gelip hemen atıp bizi bekliyor:) Ne yazık ki:))
6-Araba da gezmek. Gezerken meme emmek:)
7-Dışarıya çıkmak. Kim sevmez ki:)
8- Şu aralar antep fıstıkçı oldu. Çıt çıt istiyor bizden. Ama efendim kendi açacakmış. Bir süre vermesek de sonra kızıp tabağı ters çeviriyor:)
9- Süslenmek. Anne çantasını, cüzdanında ki kartları karıştırmak. Onları koltuğun altına ve halının altına saklamak.
10- Beğenmediği şeyleri doğru çöpe atıyor. Her ne olursa olsun:) Ama hemen yerini söylüyor çöp diye:)
11- Odasındaki dolabının çekmecelerini boşaltmak. Ben de sabırla bekliyorum. Bir çıkarıyor sonra katlıyor, yerlerini değiştiriyor. Bana gösteriyor. Bazılarını bebeğine giydirmemi istiyor.
12- Akşam olduğu zaman yatma saatine yakın ayakkabı ve çoraplarını çıkarıp gezmek istiyor. Biz yakalamaya çalıştıkça kaçıyor. Evin için de koşup duruyoruz:)

13- Kendisi kadar kocaman büyük bebeğiyle gezinmek. Başka hiç bir bebek onun yerini tutmuyor:)))

14- Evdeki Büyük CD dolabının icindeki CD leri büyük bir gayretle devirme hevesinde olmak... sandalye koyarak engellenmiş durumda şu an:)))

15- EBEeee !!! Oynamak, saklanmak, bulmak...

16-Sokaktaki tüm hayvanlar.. Özellikle kediler ve kuşlar...

17- Geniş ve boş bulduğu tüm mekanlarda kendi başına gezmek el tutmadan ama kafasına göre Özgür kız yaaa :)))



En sevdiği yemek ve içecekler:


Bu zamana, onun keyfine, kimin yedirdiğine çok bağlı olsa da bizim de bir listemiz var.
1- Ballı ıhlamur. Özellikle hasta olduğunda sadece bununla beslendi diyebilirm.
2-Pilav. Her zaman yemese de kaşığını alıp bir karıştırır ama mutlaka tadına bakar:)
3-Makarna. Merakla pişmesini bekler. Dersiniz ki şimdi bir tabak yer. Üstelik sade olarak sever. Tabağını alır. Acıkmışsa ve keyfi yerindeyse epey yer. Sonra tabakta kalanları ters çevirir. Ki işin eğlenceli kısmı da budur zaten.
4-Mercimek çorbası. Ya da şöyle diyeyim katıp karıştırıp yaptığımız tüm sebze çorbaları.
5- Duruma göre ıspanak yemeği.
6-İçeceklerin başında ballıdan sonra '' manda '' yani mandalina suyunu sever. Hüp hüp diye içer. Biz zorlarsak döker tabii. O yüzden de zorlamamak gerekir. İçmezse tek yudumda hemen vitamini gitmeden bizim tarafımızdan içilir:)
7-Çay. Evet çayı da seviyor. Tabi ki bardak bardak değil sadece birkaç yudum alıyor. Ama onun da hakkını veriyor doğrusu. Her yudumda bir ohhh çekişi var ki insanın canı çay istiyor:) Yoksa ben de biliyorum ki kansızlık yapar, kanda ki demir emilimini azaltır ama dedim ya sadece birkaç yudum :)
8- Omlet. Haftasonları kahvaltımıza eşlik ediyor.
9-Sıcak çikolata evet evett ama sadece MC DONALDS'ın ki. bizimkilere ortak olduğu için artık bir bardakda ona alınıyor.
10- Bu liste bana göre uzar gider. Ama Neva ' ya soracak olursanız tüm bunları elinin tersiyle iter. Onun için varsa yokda '' meme ''. Ondan daha güzel, sıcak, içini ısıtan, anneye sarılarak yenen / içilen başka ne var ki!! Neva o yüzden de '' memeci ''. Ben olduğum zaman ne yemeklerin tadı var ne de içeceklerin. Ben de sabrediyorum. Birkaç ay kaldı. 2 yaşına kadar meme var ama sonra olmayacak. Bakalım Neva ne yapacak. Çok zor işim çok !!

Salı, Şubat 06, 2007

Küçük ayaklar


Soguk, bir türlü yağmayan kar, geçmeyen hastalıklar...
Kat kat giyinmeler, kızaran burunlar, içilen ıhlamurlar...
Ballı ıhlamurun yerini yavaş yavaş alan ilaçlar, hep yorgunluk hali...
Rutin işler, evin sıcaklığı, kaynayan demlikteki çayın buharı...
Sıcak banyo sonrası içilen bitki çayları, giyilen hırkalar...
Televizyonda dizi keyfi, diz üstü battaniye...
Şöyle bir karıştılan dergi ve kitaplar, bir türlü okunma sırası gelmeyen gazeteler...
Kapı kenarına yığılmış gazetelerin üzerinde Neva ' nın bebeğinin kutusu...
Dağınık saçlar, bolca sürülen nemlendiriciler...
Radyo keyfi, eski albümlerin karıştırılması...
Bir Erol Evgin bir eski Ajda şarkıları...
Bitmeyen işyeri dedikoduları, kapı önü fısıldaşmaları...
İşe geç kalma telaşı...
Esen rüzgar, savrulan atkılar....
Sıcacık şapkalar...
Evde olmanın keyfi, işe gitmeme kaçamağı...
Sabah kalvaltıları, içilen çaylar, dağınık yataklar...
Neva ' nın mis kokusu, küçük ayakları...
Gözünün önüne düşen saçı elinin tersiyle şöyle bir iteklemesi...
Gece ateş nöbetleri, uykusuz geceler, meraklı telefon konuşmaları...
Televizyonda yemek tarifleri, kavga eden kadınlar...
Erken inen gece karanlığı, tencerede ki çorbanın tıkırtısı...
Öğle sonrası uykuları, kalkınca gözlerdeki mayhoşluk,
Kuruyan ağızlar, içilen ılık içecekler...
Kalabalık aile olma hali...
Sabah uyanınca etraftaki karın güzelliği, nihayet yağması...
Arabaların karlı yollarda ki izleri, sokak lambasını ışığında yere düşen kar taneleri...
Neva' nın '' ka'' diyerek cama yapışması...
Kızarmış ekmek kokusu, akşam telaşı...
Dondurucu soğuk...
Son haftalar böyle geçti işte, hem bir koşuşturma hali hem de rutin işler,
Güzel güneşli günlerin hayali ile...

Pazartesi, Şubat 05, 2007

NEVA’nın Şarkıları

O artık kendi şarkılarını dinliyor
Evet… evet
O uzuuuun zamandan beri bizim evin ÖZGÜR KIZI :)
Kim mi ?
Tabii ki Neva…
Acaipp bir ritm duygusuna sahip,
O uzun süreden beri kendi sevdiği şarkıları dinliyor.
CD kapaklarından sevdi şarkıyı seçiyor
Ve sevdiği şarkıların ritmiyle dans etmeye bayılıyor.
Ve eğer ev ya da araba dışındaysak ve küçük hanımefendinin canı müzik dinlemek isterse
Sevdiği şarkıları liste olarak bize sunuyor.

Onun da Top 5’i var!!!

İşte NEVA 5
1-OKKA ( Hokka - Nazan Öncel )
2-PİYİ ( Peri – Nil Karaibrahimgil )
3-VİTTİ (Vitrin – Ajda Pekkan )
4-YA YA ( Aşkım Baksana Bana - Nazan Öncel )
5-LA LAA (Lay la lay la lay – Gülben Ergen


Unutmadan;
- Dans tek başına zorunlu olmadıkça yapılmıyor ( Baba ya da Anne ya da Ailenin diğer fertleriyle birlikte katılım şart!!
-Eller yumruk yapılıyor ve havaya sağlı sollu sallanıyor ki özellikle VİTRİN şarkısında bu belirgin!
-Şarkıların tekrarı her daim mümkün olabilmeli,

En Son Olarak ;
- Nevaaaa seninle dans etmeyi özledim Babacım !!!!
haydi ellleeeeer havaya dıttt dıttt dıtttt dııııııııııııııııııııııı :))))))))



BaBa_HaKaN

Pazartesi, Ocak 22, 2007

Alışveriş


Geçen hafta hastalıkla geçti. Neva çok hastaydı. Önce ateşle başladı herşey. Ardından burun akıntısı ve boğaz ağrısı derken günler çok yorucu geçti. Minik Neva bu arada yemek de yemedi iyice minik oldu! Onun öyle tatsız olması hepimizi çok üzdü. Geceleri uyumadan bekledim, saat başı ateş kontrolü, ısıtılan bezler gögsüne kondu, ballı ıhlamurlar içildi. Bu arada sadece canı '' ballı '' istedi. Demlenmiş ıhlamurun içine bir çay kaşığı bal katarak yaptığımız ballıyı çok sevdi. Başka da bişey yemedi zaten. Çok zayıfladı çok...
Neyse ki haftasonuna doğru durum biraz daha düzeldi. Hatta pazar günü biraz dışarı bile çıktık. Ki her zaman yağmurda, karda dışarı çıkan Neva için sıkıcı günler olmuştu. O da bu durumu alışveriş yaparak atlattı. Gördüğü bebek arabasına yapıştı. Sırtına da legolarını astı:) Bu haliyle onu görünce biraz daha büyümüş derken, daha dün hasta yatağında yatan benim minik bebeğimdi diye düşünüyorum. Hani denir ya anneler için yavruları hiç büyümez diye! Gerçekten de! Tabii bir de anne olunca anlıyor insan annesini daha çok!

Pazartesi, Ocak 08, 2007

Ekmek kokusu


Bazı kokular vardır insana sebepsiz mutluluk verir, içini huzur kaplar. Bir anda nereden geldiğini anlamak için başınızı çevirir, kokunun geldiği yeri bulmaya çalışırsınız. Yeni çekilmiş kahvenin kokusu için etrafa bakarız, gördüğümüz dükkanın yanına yaklaşır kahve almamak için kendimizi zor tutarız. Taze çimen kokusu için etrafta bahçe arar, yağmur sonrası toprak kokusunu içimize çekeriz. Mis gibi kokan ekmek kokusu için ise etrafta bir fırın arar gözlerimiz. Aklıma hemen taze çay, ekmek ve zeytin üçlüsü gelir.Sabah taze ekmek kokusuyla uyanmak gibisi yoktur. Hele de hava yağmurlu ise. Kızaran ekmekler insanı mutlu etmeye yeter bile.
Bu aralar ekmek yapmak çok hoşuma gidiyor. Bayram sabahı içinde hem '' yogurmadan ekmek '' tarifinden hem de evcini ' nin zeytinli ekmek tarifinden yaptım. Her iki ekmeği de aynı gün yaptığım için pişerken ev, ekmek fırını gibi koktu:) Zeytinli ekmek yapılması kolay, son derece lezzetli ve yumuşak bir ekmek oldu. Gerçi ben piştikten sonra her ikisini de nemli bezle sarıp dinlendirdim. Tariften ne kadar büyüklükte bir ekmek olacağını tahmin edemediğim için de bir borcama yerleştirdim hamuru. O kadar kabardı ki ikiye kesince bile kocaman ekmeklerim oldu. İçerisine konan bal ayrı bir lezzet ve yumuşaklık kattı bana göre. Daha önce bal katarak bir tarif denememiştim. Yaptığım ekmekleri paketlere koyup birer kurdele ile süsledikten sonra bayramın ilk kahvaltısını yapmak için Neva ' nın babaannesine doğru yola çıktık. Ekmekler herkes tarafından çok beğenildi. Yedikçe yanına şu da güzel olur ya da bir daha ki sefere şu da katılabilir diye yorumlar yapıp durduk. Mesela ceviz de güzel olabilir dedik. Ekmekler çok bereketli oldu. Ancak çok lezzetli oldukları için fotograf çekemeden tükendiler. Elimde kalanlarla bir kaç fotograf ancak çekebildim. Haftasonu ya da gelen misafirler için oldukça lezzetli bir tad. Denemeyi fazlasıyla hak ediyor:)
Ekşi maya için:
1 su bardağı sıcak su
2 tatlı kaşığı taze maya ( ben instant kullandım )
1 bardak un
Hamur için
2/3 su bardağı sıcak su
3 yemek kaşığı bal
4 tatlı kaşığı taze maya ( ben instant kullandım )
1/4 su bardağı + 1 tatlı kaşığı sıvı yağ
4 3/4 su bardağı un
1 yemek kaşığı tuz
Hazırlamış olduğumuz ekşi maya
1 3/4 su bardağı çekirdekleri çıkarılmış siyah zeytin
Ekşi maya için: Bir kase içerisine maya ve suyu koyup karıştırdım. Unu da ekleyip iyice karıştırdan sonra üzerini örtüp 30 dakika mayalanması için kaloriferin yanına koydum. Üzerinde minik baloncuklar oluştu.

Hamur için: Geniş bir kabın içine su, bal ve mayayı koyup elimle iyice karıştırdım. Yağ, un, tuz, ekşi mayayı ekleyip iyice yoğurdum. Son olarak zeytinleri ekledim. Onları da iyice karıştırıp yumuşak bir hamur elde edince üzerini örtüp 30 dakika mayalanması için bekledim. Süre sonunda zaten hamur kabarmıştı. Hafifçe yağlanmış bir borcama, mayalanan hamuru tezgah üzerinde birkaç kez daha yoğurduktan sonra yerleştirdim. Üzerini örtüp bir 30 dakika daha beklettim. Üzerinde ki kabuk oluşumu için elimi hafif ıslatıp üzerine sürdüm ve bir bıçakla ortasına bir çizgi attım. Geçen sene fırın projesi çizerken yaptığım araştırmalarda bunun hamur içinde ki karbondioksitin dışarı atılması için yapıldığını ve ekmeğin iyi pişmesini sağlamak için gerekli olduğunu öğrendim. Böylece ekmeğe klasik şekli olan ortasında ki kıtır çizgiyi de vermiş oluyoruz. Fırıncılar bunu son aşama olarak yaparlar ve bıçakla fazla derin olmayan bir çizgi çizerler.
Önceden ısıtılmış fırınımızda yaklaşık 30 dakika kadar pişirdim. Üzeri kızarıp renk değiştirince pişmişti. Öyle çok kabardı ki içinin pişmediği yada hamur kaldığı endişesini yaşasam da soğuduktan sonra nefis lezzetli ekmeğim yenmeye hazırdı. Afiyet olsun:)

Perşembe, Ocak 04, 2007

Zaman geçiyor...


-Neva sen benim neyimsin?
-bali ( balın)
-başka?
-bebeğiii (m)
Neva artık iyice konuşmaya başladı. Hergün yeni bir kelimeyi daha söylemeye çalışıyor.
Çok komik oluyor ama:) Yukarıdaki diyalog günde pekçok kere tekrarlanıyor ve hepsi de kucaklaşma ve öpücüklerle sonlanıyor:)
Yazmadığım günlerde pekçok şey oldu aslında. Ama tembellikten kurtulup bir türlü yazamadım. Buna isteksiz ve keyifsiz ruh halimde eklenince blogu uzun zamandır ihmal ettim. Hergün girip baktım, ben bile sıkıldım şu '' ekmek '' tarifinden:)) Artık herkes denemiştir sanıyorum:)
Neva ' nın saçını bayramdan önce kestik. Uzun zamandır istiyor fakat bir türlü cesaret edemiyordum. Yok biz keselim olmaz kuaföre götürelim derken banyo sonrası taradığım saçları uzun uzun dökülmüşken babaannesine dedim ki '' hadi keselim ''. Bir çırpıda kestik. Kestik dediysem şöyle 2-3 parmak kadar. Yoksa kısacık olmasına kıyamam! Daha cılız olan uçlarını kestik. Şimdi iyice japon çizgiflimlerindeki kızlara benzedi. Saçlar omuz hizasında küt, yandan da tek toka:) Bu arada geç de olsa buradan da bir teşekkür borcumuz var. Geçen hafta İzmir ' den gelen paket içinden Neva ' ya harika tokalar çıktı. Kuzen Özlem, Özge ve teyzeme çok teşekkürler:) Artık renk renk bir sürü tokamız var. Çekmeceyi açıp onları dağıtmak hepimizi çok eğlendiriyor:))
Parça parça olsa da aklıma gelenleri yazıyorum işte. Bu aralar ayakkabılara takmış durmdayız. Eve gelen ya da yeni tanışılan herkese ayak uzatılıyor ve '' dodo '' ve '' maamun'' gösteriliyor. Üzerinde Dora resmi olan bir ayakkabı görmüştük. Neva çok sevdi. Hep söylemeye başladı. Biz de alalım dedik. Neva uyuduğu için denemeden aldık. Uyanınca bizim prensesin ayağına olmadı. Üst kısmı biraz tompişte, bir nevi pohaça ayak:) Geri verdik. Yerine başka bir ayakkabı aldık. Ama Neva ısrarla ona '' dodolu akka'' demeye devam ediyor. Bayram boyunca herkese durmadan gösterdi:)
Diyorum ya her geçen gün büyüyor artık diye. Uzun zamanır görüşmediğim bir arkadaşım geldi.
Kapıyı Neva ' yla açtık. Bizim ki hemen kendini gösterip '' nenne '' dedi. Yani kendini tanıtıyor tanışmak için, çook güldüm çook:)
Artık kendi kendine daha uzun zaman oynuyor. Elinde bir bez ya da yastık olursa kendi kendine oyunlar üretiyor. En son saç baş dağılınca bir yastığa atıyor kendini :)
Bir de artık ille de kendim yiyeceğim diye tutturuyor. Elinde kaşık bu aralar yediği tek şey olan pilavı kaşıklıyor. En son tabağı ters çevirip döktüğünde kalkma vakti gelmiş demek oluyor:)
Yukarıdaki resim ise Neva ' ya '' hadi gözlerini küçült '' dediğimizde yaptığı şey:)
Zaten minik olan gözleri tek çizgi haline geliyor, öndeki minik dişlerini gösteriyor veeee çoook sevimli oluyor:) Yani bize göre tabi...
Yeni yılın 4 günü yaşandı bile. Günleri sayarken bu kadar hızlı geçmesine içerlesem de önemli olan güzel vakit geçirmek. Sevdiklerimizle beraber, mutlu ve huzurlu bir yaşamdan daha önemli ne olabilir ki! Bu yıl en azından hayallerimizden birini gerçekleştirmemiz dileğiyle...

Cuma, Aralık 15, 2006

Yoğurmadan ekmek


Uzun zamandır şöyle kendi yaptığım bir ekmeği kahvaltı da yeme hayalleri kuruyordum.
Genellikle vakitsizlikten bir türlü yapamıyor ya da erteliyordum. Geçen hafta kesin karar verdim. Beni çok uğraştırmayan, kendi kendine mayalanırken unuttuğum bu lezzetli ekmek pazar kahvaltımıza eşlik etti.
'' Yoğurulmadan '' yapılan bu ekmek gerçekten de çok kolay oldu. Cuma gece geç saatte mayalanması için bıraktım. Cumartesi gece yatmadan pişirip nemli bir bezle sarıp sarmaladım. Sabah kahvaltıya çıkardığım da çok lezzetli olan ekmeğimiz peynirimize, zeytin ezmemize eşlik etti. Tarifi Fethiye ' nin sitesinde gördüm. Daha sonra bu tarifi Arman Kırım gazetede de vermişti. Hatta bu hafta yine aynı konuya devam ederek ekmek yapmakla ilgili soruları cevaplamıştı. Hiç üşenmeden kolayca yapılacak, bir o kadar da lezzetli bir ekmek. Kesin denenmeli bence:)

Gelelim kolay tarife:

3 bardak un
1 5/8 bardak su (1,5 bardaktan 2 yemek kaşığı fazla)
1/4 tatlı kaşığı maya
1 1/4 tatlı kaşığı tuz ( ben de tavsiyelere uyarak 2 tatlı kaşığı kullandım)
mısır unu, yulaf
Büyükçe bir kaba un, tuz, maya ve suyu ekleyip karıştıralım. Hatta elinizi bile kirletmeden bir kaşık yardımıyla karıştırın. Üzerini örtüp ılık bir yerde 12-18 saat arası mayalanmaya bırakalım. Üzerinde küçük kabarcıklar olmalı işlem sonunda.
Tezgaha un serpelim. Hamurumuzu un üzerinde bir kaç kere kendi üzerine katlayalım.
Tekrar üzerini örtüp 15 dakika daha bekleyelim.
Bu noktada ben tariftekinden farklı olarak hamuru bez üzerinde değil de tezgah üzerinde yaptım. Tezgaha bol miktarda mısır unu serptim. Tezgah üzerinde hamuru kendi üzerine bir kez daha katladım ve kat yeri aşağıda olacak şekilde tezgaha koydum.Oradan mayalanma için kullandığım kaba aldım. Öncesinde ona da bol mısır unu serptim. Kaba koyunca üzerine yulaf da ekledim. Tekrar üzerini örtüp 2 saat daha mayalanmasını sağladım.

Son yarım saatte fırının içine kapaklı bir borcam yerleştirdim. Isıyı 180 C yapıp yarım saat sonunda elim yanmadan kabı çıkardım. Mayalanmış hamura borcam içine aktardım. Kapağını kapatıp fırına verdim. Epey kabardı. Yaklaşık 30 dak sonra kapağını aldım. Açık halde de üzeri kızarıncaya kadar pişti. Çıkarınca inanamadım çünkü ekmeğim nefis olmuştu. Ev fırın gibi ekmek koktu:) Biraz soğuduktan sonra da üzerini nemli bir bezle örtüp dinlenmeye bıraktım:)

Kesinlikle yapılmalı. Tek zahmeti mayalanma için geçen zaman da beklemek. O da zaten gidip gelip kontrol ederek hallediliyor. Cuma akşamı hamurunu yaptım. Pişirmeyi ise cumartesi gecesi yaptım. Bu haftasonu denemek için güzel bir fırsat derim:)
Bir de yaptığım '' kremalı mantarlı tortellini '' vardı ki o da nefis oldu. Oldukça basit fakat çok lezzetliydi. Ayrıca yine uzun zamandır yaparım deyip kenarda bekleyen kurutulmuş domateslerimi de yaptım. Bizim için lezzetli bir haftasonu oldu. Size de damak tadınıza uygun, lezzetli bir haftasonu dilerim. Kahvaltıya ekmeği mutlaka yapın, afiyet olsun:)

Perşembe, Aralık 14, 2006

Naim DİLMENER ’e Teşekkür Yazısıdır.

Bazı insanlar var ki; hayatımızın içinde bir şekilde yer edinmiş oluyorlar.
Bu insanlar;
Kimi zaman bir sanatçı,
Kimi zaman bir yazar,
Kimi zaman bir gazeteci,
Ya da kimi zamanda bir programcı ya da eleştirmen olabiliyorlar.

Hepimiz ilgi duyduğumuz alanlarda; sevdiğimiz birilerini yaşantımız boyunca mutlaka izliyoruz.
Bu ilgiyle takip ettiğimiz insanların sayısını çoğaltmamız elbette mümkün,
Lakin, Bu önemli kişileri yakınımızda bulmamız ne kadar mümkün?

Ben galiba bu konuda şu anda en şanslı olanlardanım…
Neden mi?
Aylar öncesinde yazmış olduğum bir yazıyla da belirtmiş olduğum ve kendisini ilgiyle takip ettiğim sevgili Naim DİLMENER’le gecen haftalarda yazışma trafiğine girdim.
Ve inanılmaz bir şekilde Sevgili Naim DİLMENER’den bana hemen olumlu geri dönüşüm yaşadım…
Sevgili DİLMENER, bana inanılmaz bir jest yaptı ve kendi arşivinden inanılmaz güzel

AJDA PEKKAN’ın; müzik marketlerde asla bulamayacağım; orjinal plak kayıtlarından oluşan özenle çekilmiş bir CD paketi’ni bana birkaç gün içinde gönderdi. Hem de özel bir bonus CD’ de hediyesi olmak üzere:)

Ve ben şimdi bu güzel şarkıların keyfini Cumartesi’nden beri sürüyorum.
Ve keyfime diyecek yok…
Sadece ben değil, Y-eşim ve Neva da bu zevke ortak.
Bizde AJDA şarkıları dinleniyor bu aralar…

Ve bir kez daha teşekkürler Sayın Naim DİLMENER,
Hem bu şarkılar,
Hem duyarlı yaklaşımınız,
Ve Hem de benim gibi arşivcilere göstermiş olduğunuz paylaşımcı tavrınız için.

Sağlık Dolu Günlerde; Kulağınızdan ve Dilinizden Müzik Eksik Olmasın, temennisiyle…
BaBa_HaKaN

Çarşamba, Aralık 13, 2006

Neva ' lı Günler 1 yaşında!

Neva ' lı Günler bugün 1 yaşında!
Geçen sene tam da bugün çekinerek bir '' merhaba '' demiştim blog dünyasına.
Amacım günlük yaşadıklarımızı paylaşmak dahası minik kızımız Neva hakkında yazmaktı.
Böylece günden güne büyüyen Neva ' ya ait bilgileri de bir şekilde kayıt altına almış olacaktım. İşlerim yoğun oldu ya da ben yazmak istemedim. Öyle ya da böyle bugüne kadar elimden geldiği kadar yazmaya, paylaşmaya çalıştım.
Blog açmaya karar verdiğimde adı ne olsun diye aramızda BaBa_HakaN 'la konuşurken neden '' Neva' lı Günler '' olmasın dedik.
Neva ' nın kelime anlamı zenginlik, bolluk bereket demek. Klasik Türk musikisinde de bir makam adı. Neva ' lı Günler diyerek hem bizi okuyan, sitemizi ziyaret edenlere hem de kendimize bereketli, güzel, mutlu bir gün diliyoruz. Üstelik içinde en güzel ve insan ruhunu sakinleştiren bir makamla da sesleniyoruz. Müzik içimizde ve günümüzün heranında olsun diyoruz.
Bugüne kadar bizi ziyaret eden, yaşadıklarımızı paylaşan, yorum bırakan herkese çok ama çok TEŞEKKÜRLER! Bugün için de bizden size '' Neva ' lı bir Gün '' olsun dileklerimizle!
AnNe YeŞiM
BabA HaKaN
BiRiCiK aŞkıMıZ MiNiK NEVA

Pazartesi, Aralık 11, 2006

Neva Peri oldu


Neva haftasonu '' peri '' oldu:) Gerçi biraz şaşırdı şimdi ben peri mi oldum yoksa prenses mi diye ama olsun:)
Herşey cumartesi sabahı cdleri karıştırırken başladı. Dahası babasıyla beraber Neva bana kahvaltı için müzik listesi oluşturken ! Ben kahvaltıyı hazırlarken, onlarda çeşitli albümlerden şarkılar seçip beni eğlendiriyorlardı. Bu arada sürekli dans edip daha çok acıkıp kahvaltıya bir nevi ön hazırlık yapıyorlardı. Bir anda Neva '' okka '' deyip kikirdemeye başladı. Anlamadım. Sonra babası gidip bir cd koydu müzik setine. Nazan Öncel 'in '' hokka'' sı olmuş '' okka ''. Aman bir neşe bir neşe:)
- Neva sen hangi şarkıyı seviyosun
-okka ( hokka)
- Peki sonra
- Peyi yani PERİ:) Nil Karaibrahimgil ' in şarkısı da favori şarkımız oldu.
Zira bu favori olma hali sık sık değişebiliyor. Ama '' çakkıdı '' nın yerini henüz hiçbirşey alamadı. Duyduğu anda sallanmaya başlıyor ve acayip komik oynamaya başlıyor:)))
Favori reklamımız ise bez reklamlarının dışında '' dido''. Sürekli söyleyip geziyor evde:)
Söylediği her yeni kelimede içimiz eriyor mest oluyoruz. Bir de kendince çabalıyor. Mesela henüz '' salatalık '' diyemiyor. Bakıyor olmuyor hemen '' dıgıdık'' diye uyduruveriyor:)
Cumartesi kahvaltının ardından kendimizi dışarı attık. Neva çok mutlu oldu. Eee bir de '' peri '' tacı alınca değmeyin keyfine. Uslu uslu gezdi, biraz pusette, biraz yürüyerek. Akşam oldu böylece.
Cumartesinin bir diğer güzel yanı ise sürpriz bir şekilde gelen kargo paketimiz oldu.
BaBa_HaKaN ile Sevgili Naim Dilmener' in yazışması sonucu bize gönderdiği cdler bizi çook mutlu etti. Arabada ve evde haftasonu '' Ajda Pekkan '' haftası yaptık. Bol bol o dönemlerin şarkılarını dinlenip iç geçirdik. Sen bunu bilirmiydin, bak bunu hatırladın mı diye şarkıları dinledik. Zaten bu konuyla ilgili yazıyı yazmak artık BaBa_HaKaN ' a düşer.
Müzikle dolu dolu geçen bir haftasonunun ardından yeni bir hafta başladı. Herkesin de yeni haftası müzikle dolu olsun veee içimizde ki müzik hiiççç susmasın:)

Pazartesi, Kasım 27, 2006

O bir küçük hanım


O bir küçük hanım,
O bir cimcime,
O bir çekmece karıştıran,
O bir fındık kurdu,
O bir temizlik yapan,
O bir dans eden,
O bir kendi kendine numaralar yapıp bizi güldüren,
O bir sevildiğini bilen,
O bir sabahları annesini ekmek almaya yollayan,
O bir ille de büyük sandalyesinde oturacağım diye tutturan,
O bir önce makarnayı yiyen sonra masaya döküp ardından halıya atan,
Minik mi minik, tatlı mı tatlı '' NENNE'' :))
-Kızım senin adın ne '' nenne''
-Tatlım bu hırka kimin bakalım '' nenne''
-Aaaa bunu kim buraya attı bakalım '' nenne''
-Ben kimin annesiyim '' nenne''
Bu daha böyle uzar gider. Neva ' ya adın ne diye sorunca hemen '' nenne '' diyor.
Yaptıklarını da hiç saklamadan itiraf ediyor.
-Aaaa bu mercimekleri kim yere attı, gülümseyen bir yüz cevap veriyor '' nenne''
Böylece daha ona kızamadan sarılıp öpmek zorunda kalıyor insan.
Neva benim küçük arkadaşım. Onunla artık nerdeyse herşeyi birlikte yapar olduk.
Uyandıktan sonra yatağı beraber topluyoruz. O bir uçtan tutuyor ben bir uçtan:)
Sonra beraber makinaya çamaşır koyuyoruz. Ben ayırıyorum o makinaya atıyor. Arada bakıyorum bir atleti boynuna dolamış geziyor ama olsun işimiz eğlence aynı zamanda hep çalışmak da olmaz ki:)
Kucağımda merakla bekliyor makarnaların haşlanmasını. İlle de seyredecek. Sonra yine omlet yaparken de kucakta olup '' hadi çabuk piş, hadi çabuk piş '' diye şarkı da söyleyip el çırpacak. Haşlanan makarnaları ayıcıklı tabağına koyup üfleyerek yiyecek. Tabii ki beraber üfleyeceğiz. Biz bir ikiliyiz !! Biraz yedikten sonra önce mama sandalyesine boşaltacak ardından da en son aşama yere atmaya başlayacak. Bu durumda tamam artık deyip hemen kalkıyoruz doğru banyoya el yıkamaya.
Sonra biz ailece yani ben, BaBa_HaKaN ve Neva dans etmeyi çook severizz:) Müzikle beraber '' hadi kızım saçları sallıyoruz '' diyorum saçlar sallanıyor sallanıyor, sonra denge kaybetmek üzereyken Neva havalara kaldırılıyor:)
Kısaca biz birlikteyken çook eğleniyoruz:)
Şimdi Neva ' yla birlikte kurabiye yapacağımız günlerin hayalini kuruyorum:)

Pazartesi, Kasım 20, 2006

Bir partinin ardından



Havaların güzel olması, güneşli olması insana gerçekten de enerji veriyor. Biz de bu haftasonu ilk kez bir doğumgünü partisine gittik. Neva ' nın arkadaşı Tuğrul 2 yaşını bitirdi:)Kendisine güzel bir hayat diliyorum:) Doğumgünün kutlu olsun! Partide bir sürü çocuk vardı. İçlerinde en küçüğü Neva ' ydı. İlk önce kucağımdan inmedi, sonra alışınca yavaş yavaş o da katıldı. Aralara girmeye çalışıyor, kendince bişeyler yapıyor, oyuncakları almaya çalışıyor... Mum üflenirken pek keyiflendi, herkes alkış yapınca o da yaptı:)) Bir ara bir baktım ki Neva yavaşça yaklaşmış. Çocukların bıraktığı, kendisinde de olan oyuncağın hayvanlarını düzeltiyor:) Ne yapacağını şaşırdı ama çok eğlendi. Arkasından kısa bir süre için de olsa uzun zamandır göremediğimiz arkadaşlarımıza uğradık. Kafede toplanmışlardı. Neva tek çocuk ortada, arkasında 7 kişi, elden ele gezdi. Bir ara masanın üzerinde bize dans gösterisi bile yaptı. Çook eğlendi çook:) Tabii bizde!
Artık zaman zaman böyle kalabalık arkadaş toplantılarına katılmaya karar verdim. Çünkü Neva hem eğlendi, hem de başka çocuklarla oynamaya başladı. Çünkü genelde bizimle oynuyor. Beraber kitap okuyoruz, bebekleriyle oynuyoruz, kule yapıyoruz. Ama yaşıtları olunca daha keyif almaya başladı. Partide sevgili Sardunya ' da vardı:) Kaplumbağa evde kalmış ama Aktris gelmişti. Neva ablasına bayıldı, sağ olsun o da güzel ilgilendi:) Sonra tabii Nimet ve kızı Nazan ' da vardı. Nazan ' da Aktrisle beraber Neva ' ya ablalık yaptı.
Haftasonu hızla geçiyor. Tüm hafta beklenen iki güne sığmıyor işte, yapılacaklar. Ev işi ayrı, gezmeler ayrı! İnsan istiyor ki herşey tam olsun. Çekmeceler düzenli, ocakta yemek olsun, fırın da kek, tv de güzel bir fim olsun,bu arada dışarıda da hava güzel olsun biz de gezmeye gidelim :) İnsanoğlu işte hiç istemekten vazgeçmiyor. Ama biz yine de bugünlerimizin kıymetini bilelim, zorlukları gülümseyerek aşabilelim. İyi haftalar!

Salı, Kasım 07, 2006

DUNYAYI KURTARAN ADAM / BaBa_HaKaN

Gece 2,30 civarı
Uykum bölünmüş durumda
Sebepsiz bir sıkıntı,
Ama yersiz
Ama beni uyandırdı ya işte,

Kendimi kandırmayayım, uyuyamadımki hiç aslında

...........

TV açtım,
Hiçbir şey yok,
ECEVIT’in hepimizi üzen dünkü vefat haberine ait yorumlar var bir kaç kanalda,
İçimden bir şeyler geldi geçti,

Allah rahmet eylesin…
Güvercinlere selam olsun.

...........

Kapattım TV’yi.
Ankara’dan uzakta olmak koydu mu ne bu gece bana…
Kızım ,Y-eşim, Annem, Kardeşim ve Sevdiklerim
Aklımda sırayla,,,
TV’yi kapattım
Daha karanlık her şey,

Odam simsiyah

Babam aklıma geldi,

Yedi yıl oldu O'nu kaybedeli,

Güzel insan, Asil Adam, Canım Babam.

Aslında aklımdan çıkmıyor ki hiç,

Ölüm haberiyle bogazıma takılan o yumru hala duruyor.



IPOD’umu çıkardım.
NILUFER’den Çok uzaklarda’yı dinledim,
Onu bir kez daha sevgi ve özlemle andım.
Islandı gözüm
Daha mı kötü oldum ne…
...............

Hızlı bir şarkıyla ruh halimin depresif modumu değiştirmek en güzeli galiba,
NAZAN ONCEL ;Aşkım Baksana Bana’yı ayarladım
Repeatt’e aldım. Defalarca dinledim…
Sıkıntım geçti mi sizce?
NEVA’nın dans etmesi aklıma geldi bu şarkıda,
Onunla salonun ortasında çılgınca gülümseyerek oynamamız,
Hele şarkının içinde geçen AŞŞŞŞKIMMMM kısmındaki o tatlı gülümsemesi,
El çırpması ve dönerek oynaması, elimi tutması...

...............

Babam ve Oglum filmini izlerken ki durumumla aynı durumdayım şimdi,

Gülümserken bir anda ağlama duygusu

Ve bu dinlediğim şarkının içindeki mutluluk nağmeleri benim içimde hüzün oldu mu adeta şimdi.

Çok özlediğimi hissettim onu….

Bize Allah'ın Hediyesi,

Tatlı kuzucuğum, güzel kızım; NEVA'yı,

Tabiii ki "Y-EŞİM'i" de.

........


Bu gece zor oldu benim için.

.............

Gurbet zor vesselam

Ne kadar güçlü olmaya çalışsak da,
Bir yanımız hep eksik kalıyor nitekim.
Hayat bu değil mi zaten?
Hiçbir zaman mutluluk daim değil

Ben kendimi nasıl kurtarayım...............

Ben ki; DÜNYAYI KURTARAN ADAM” :)

Nerdeeeeeeeeeeeeee…

(not: şarkının finali de böyle bitiyor zaten)

BaBA-HaKaN

Pazartesi, Kasım 06, 2006

Aniden kar yağdı !


Sonbarın tadını çıkaralım derken kış aniden geldi, hertaraf bembeyaz örtüyle kaplandı.
Cumartesi günü başlayan dondurucu soğuk, sulu kar, pazar sabahı uyandığımız da bize sürpriz yaptı. Dahası Neva ' ya:) Yataktan kalktık ve bahçeye baktık. O da ne gökten beyaz bir şeyler düşürüyor. Uzun bir '' ayyyy '' dedikten sonra bak kızım kar yağıyor diye ilk tanışmamızı yaptık:) Geçen sene çok küçük olduğu için pek fark edememişti. Sadece kat kat giyinip sarı civciv şapkasını takmış, dışarıda dolaşmaya devam etmişti:)
Bugün ise haftanın ilk günü, sabah işe gelmek epey zor oldu. Yağan kar donmuş ve yollar kaymak için elverişli hale gelmişti. Bu işe ençok, eminim öğrenciler sevinmiş ancak tatil olmayınca hevesleri de boşa çıkmıştır :) Şimdiyse dışarı da tam bir kış güneşi var. Tüm parlaklığıyla dokunduğu heryeri aydınlatmakta, içimizi de ısıtmakta.
Aniden yağan kar ağaçları hazırlıksız yakaladı, onları da şaşırtmıştır diye düşünüyorum. Çünkü henüz yapraklarını dökemeden, sararmadan kara yenildiler. Sokaklar karın üzerinde ki yeşil yapraklarla kaplı.
Bu kadar hava durumundan sonra sıra yaptıklarımıza geldi. Geçen hafta gündemde ki olaylara çok üzüldüm. Elim varmadı yazmaya. Bir anne olmanın ötesinde insan olarak çok utandım ve o minik bebeği sarıp sarmalamak, kucağımda ısıtmak istedim. Aklımdan hiç çıkmıyor. Her düşündüğümde gözlerim doluyor. Bunları yapanların insan olamayacağını düşünüyorum. Bir yandan her yerden gelen felaket haberleri var ki, insanların önce yaşamaya hakkı olduğunu düşünüyorum. Sel felekatinde yaşananlar, ölenler... İnsan duyduğu haberler karşısında sadece çaresizce üzülüyor, üzülüyor..
Pazar günü ise '' Ankara ' da ki anneler grubu'' muzdan arkadaşım Gonca ' ya gittik. Tuğrul ile Neva arasında 6 ay var. Tuğrul bu ay 2 yaşına giriyor. İlk başta Neva biraz ne yapacağını şaşırdı. Tuğrul ' un peşinde koştu. Tuğrul ' da henüz konuşamadığı için o birşey anlatmaya çalışıyor, Neva anlamıyor, buna kızan Tuğrul Neva ' ya birşeyler anlatmaya devam ediyor:) Çok güzel bir gün oldu bizim için hem de iyi bir tecrübe. Bu kadar küçük arkadaşı olmadı Neva ' nın, oynamaya çalıştılar kendilerince işte:) Bizde fırsatları değerlendirip bol bol sohbet ettik Gonca' yla. Bundan sonra sık sık buluşalım diye sözleştik.
Yeni bir haftayla birlikte kış geldi. Soğuklar başladı. Ama uzun sürmez tekrar normale döner nasıl olsa diye düşünüyorum. İnsanoğlu o kadar çok uğraşıyor ki doğanın dengesini bozmaya bugünlerimizi aramayız umarım ilerde. Her sene enn uzun kıştan, enn sıcak günlerden, enn çok yağan yağmurlu günlerden bahsediyoruz. Hiçbir şey eskisi gibi değil olmayacakta.
Geçen haftaki olayla ilgili ben de birşeyler yapmak istiyorum diyorsanız anneyiz.biz sitesinin başlattığı çığlığa sizde ses verin.

Salı, Ekim 31, 2006

Bir sonbahar günü işte!


Yapraklar sararıyor,
yağmurlar yağıyor,
mevsimler hızla değişiyor..
Zaman çok hızlı akıp gidiyor,
çocuklar soğuk havalarda evde mahsur kalıyor,
dökülen yaprakları süpüren adama inat gökten hızla yapraklar düşmeye devam ediyor,
bir kedi sarı renklerin cazibesine kapılmış çıktığı ağaçtan inemiyor,
bir kadın ve adam bir sandalye bulma telaşında,
çıkıp kediyi kurtarma çabasında,
bir araba yer kalmamış sokakta park yeri arıyor,
çiçekçi karanlık havaya inat renk renk çiçeklerini sıralamış köşede,
bir anne pembe paltolu kızını hızla çekiştiriyor geç kaldık diye,
küçük kız dantel çoraplı annesinin elinden tutmuş küçük adımlarla yetişmeye çalışıyor,
işe geç kalmış adam hızlı hızlı yürüyor,
bahçede ki köpek yine miskin miskin otuyor,
simitçi sıcak simitlerle geçiyor,
biri daha pastaneye uğramış,
yağlı pohaçalardan bir tane de o almış,
iki kardeş servis bekliyor,
gökyüzüne yükselen ağaçlar sokağı ne de güzel yapmış,
bir de şu arabalar olmasa,
bahçe duvarı boyunca sarmaşıklar kırmızıya dönmüş,
gökyüzü karanlık,
insanlar koşturuyor,
şu kadının gömleği de hiç olmamış,
akıp giden zamana inat
sanki hayat ve herşey aynı,
oysa bir anımız bir anımız gibi değil,
düşünceler gibi değişmekte zaman da,
Neva hızla büyüyor,
şimdi evde oyuncaklarıyla oynuyor, ütü yapıyor,
dışarısı soğuk,
içimse sımsıcak,
akan zamana inat,
nasıl olsa durduramayacağım zamanı deyip
bir koşu gittim,
zencefilli çay aldım kendime,
şimdiyse radyodan şarkı tutuyorum
fal misali hem kendime hem de hepimize
Bir sonbahar günü işte...

Cuma, Ekim 27, 2006

Birikenler


Bayram tatilini beklerken o da çabucak geldi geçti. Bu tatil çok kısa sürdü, ben hiçbirşey anlamadım! Şu iki gün daha tatil olsaydı çook güzel olacaktı!!!
Cumartesi günü Neva ' nın 18. ay kontrolü vardı. Doktorumuza gittik. Hem kontrol hem de aşı olacaktık. Geçen sene Neva ' nın ateşlendiği bir gün gittiğimizde epey bir kan vermiştik ve Neva ağlamaktan ben de çaresizlikten perişan olmuştuk. O gün bugündür artık her doktora gidişimiz bir macera oluyor. Giderken en güzel cicilerimizi ve '' elbi '' lerimizi giyiyoruz. Güle oynaya gidip, bekleme salonunda ki oyuncaklarla oynuyoruz, kaydırakta kayıyoruz. Ne zaman ki odadan içeri giriyoruz o zaman çığlıklar başlıyor işte ! Bana yapışıyor ve inanılmaz bir şekilde ağlamaya başlıyor. Doktorumuz da ne yapacağını şaşırıyor, zorla üzerini çıkarıyoruz kucağımda muayene oluyor, tartılamıyor bile. Aşısını da başka oda da yapıyoruz. Doktorumuzun söylediğine göre bebekler asla unutmazmış. Mutlaka hatırlıyor diyor. Zaten aşı olupta başka birşey olmayacağını anlayınca doktorumuza öpücük yolluyor bir yandan da eliyle kolunu gösterip ufff diyor:) Bir daha ki gidişimize kadar ödevimiz doktorculuk oynamak, doktor seti almak. Yoksa bunun kalıcı bir korku olmasından korkuyorum. Bakalım artık ne olacak!
Geçtiğimiz günler hem yorucu, hem de keyifsiz geçti. Canım istemedi, içimden gelmedi yazmak. Zaten ucunu bir bırakınca tekrar başlamak zor oluyor.
Bu arada yeni oyunlara başladık. Yeni kelimeleri söylemeye çalışıyor bu da çok hoşumuza gidiyor. Bu aralar merakımız diş fırçası. Neva doğmadan güzel bir set almıştık. İçinde tırnak makası, törpüsü, fırçası, tarağı ve diş fırçası vardı. Şimdi diş fırçasını kullanmaya sıra geldi. Elimizde fırça öyle geziyoruz. Yalnız tek sorun Neva ' nın fırçayla sadece dişlerini temizlememesi. Fırça duvarlar, dolaplar içinde kullanılıyor:)) Diyorum ya benim kızım çok temiz. Elinde ya sarı bez ya da fırçası var:)) Artık saklamak zorunda kaldık. Ama bizde görünce hemen istemeye başlıyor:)
Tatil Neva ' ya çok iyi geldi. Herkes tarafından sevildi, kucaklarda gezdi. Tam anlamıyla '' hanım kız '' oldu. '' Hadi kızım hanım kız ol '' dediğimizde kollarını iki yanda birleştirip hanım oluyordu. Daha minikken bunu yaptığında herkes bayılıyordu:)) Kalabalık görünce uslu uslu durdu, hiç ağlamadı. Çok hoşuna gitti.
Benim içinse günler çok çabuk geçiyor. Bayram ziyaretleri bitti ve işe geri döndüm. Neyse ki hava güzeldi. Güneşin yüzünü göstermesi insanın içini ısıtıyor. Bu aralar favori şarkım Nazan Öncel ' den '' aşşşkıııım baksana bana''. Ne zaman radyo da duysam çok keyifleniyorum:)) Dün ilk iş yeni albümünü almak oldu. Dilimde sürekli '' dünyayı kurtaran adam nerdeeee''.

Öğle arasında BaBa_HaKaN' la yemeğe çıktık. Sonrasında kitapçıya uğradım. Yeni bir sürü kitap aldım.Arada başbaşa böyle kaçamak yapmak çok iyi oluyor:) Kitaplar, taze kahve kokusu, soya soslu noodle...Hımmmm, nefisti!

**Dip not: Bu arada Neva' ya '' Veli kurabiyesini bitirince ne yapıyor '' diye sorunca fotografta ki gibi dilini çıkarıyor. '' Veli ' nin kurabiyesi '' kitabımızın adı. Veli kurabiyesini bitirince '' mımmmm nefis '' olmuş diyerek dilini çıkarıyor da:)

Pazartesi, Ekim 09, 2006

Anne sütü, Emzirme Haftası


1-8 Ekim tarihleri arası ülkemizde ve dünyada '' Emzirme Haftası '' olarak kutlandı. Gün geçtikçe özellikle gelişmekte olan ülkelerde anne sütünün yerini mama ve türevleri almakta, annelerin iş hayatında yer almasıyla birlikte de emziren anneler giderek azalmakta. Bu hafta da yapılan etkinliklerle '' anne sütü ''nün önemi anlatılmış, dikkatler bu konuya çekilmeye çalışılmıştır.
Artık çokta sıkıntıya girmeden, kendimizi zorlamadan hemen bebek doymuyor diye düşünüp ek gıdaya, mamalara başlandığını düşünüyorum. Bu konuda en büyük sorumluluk bence annede. Çünkü bu iş biraz sabır işi ve tamamen emzirmeyi isteme işi diye düşünüyorum. Tabii ayrıcalıklı durumlar mutlaka olacaktır. Doktorumuzunda desteğiyle ilk 6 ay sadece anne sütü aldı Neva. Bunun için ben de çok mücadele ettim. Etraftan gelen bebek doymuyor, aman ne olacak az biraz mamaya başla rahat edersin sözlerini kulak arkası edip emzirmeye devam ettim. Biliyordum ki bir annenin evladına verebileceği en güzel hediye en önemli miras kendi sütünü vermek. Anne sütü alan bebekler ileriki yaşlarında da pekçok hastalıktan korunmuş oluyor. Kanser, damar rahatsızlıkları, kalp krizi riski bunların başında geliyor.
Sadece bebeğe değil anneye de çok faydası var emzirmenin. Bunlardan biri de doğumdan sonra kolayca toparlanmayı sağlıyor, her emzirmede harcanan 500 kaloriyle kısa sürede eski formunuza dönüyorsunuz. Rahim ve meme kanserine yakalanma riski azalıyor. Kemik erimesinden anneyi korur, kansızlık ihtimalini düşürür.
Saymakla bitmez faydaları, ama ben ilk aklıma gelenleri sıralayayım:

Dışarı çıktınız mamanız yanınızda hazır,istenilen sıcaklıkta, istenilen miktarda:) Size sadece emzirecek kuytu bir yer gerek. Bu arada özellikle alışveriş merkezlerinde emzirme ve alt değiştirme odaları kesinlikle olmalı, bazen ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Bir tek Real ' de bulabilmiştim.
Bebeğiniz ilk doğduğunda hemen göğsünüze koydular ve bu sizin ilk temasınız! Bundan güzel bir mutluluk olabilir mi:) Hele de o ilk sıvının mucizevi özellikler taşıdığını biliyorsanız daha ne istersiniz. O gözleri kapalı halde emmeye çalışırken siz o ilk acemilikle ne yapacağınızı şaşırırsınız ama o duygu muhteşemdir!
Dünyaya tamamen korunmasız bir halde gelen bebeğin ilk besini olacaktır annesinin sütü. Bu mucizevi sıvı onu her türlü mikroptan, hastalıktan koruyacaktır. Keşke dışarıdaki tüm kötülüklerden de koruyabilse!
Emzirmede en önemli şeylerden biride bebeğinizi emzirdiğiniz pozisyon. Onu nasıl tutacağınız da çok önemli. Güzel ve doğru kavrayamadığı zaman ya boşu boşuna hava yutacaktır ki bu da gaz yapıp sürekli ağlamasına sebep olacaktır ya da emerken yorulacak ve yeterli doyamadığı için aç kalacak ve yine ağlayacaktır. Yılmayın, doktorunuza danışın. Mutlaka tekniği öğrenin ve azimle bebeğini emzirin.
Mutlaka pozitif düşünün. Yok senin sütün yetmiyor mu acaba, tüh bebek aç galiba laflarını hiç duymayın. Bebeğinizi alın, yalnız kalacağınız bir odaya gidin emzirin. O anın güzelliğini yaşayın. Ona dokunun, minik ellerini tutun,kokusunu içinize çekin.Unutmayın ki emdikçe süt dolacaktır. Uykusuz kalın ama emzirin.
Etraftan bir sürü öneri gelecektir. Aman şunu ye süt yapsın, şu da iyidir. Boşverin. Daha sonra o kiloları veremediğinizde sizin için daha moral bozucu olacaktır. Tatlı yemeniz sizi sadece susatır. İşin püf noktası '' su '' içmektir. Vücudunuzda sıvı olmazsa ne ile süt üretilecek. Anne sütünün % 88 sudan oluşmaktadır. Yapacağınız en güzel şey bol bol su içmektir.
Anne sütünü artırmak için ben bir de bol bol rezene, anosan karışımlı çay içtim. Bebeği de rahatlatıyor hem. Bunun dışında hiçbir şey yapmadım. Ama bol bol su içtim. Hatta her emzirmeden sonra 2 bardak su içmek en kolay yol. Öyle şişeyi karşınıza alıp bunu nasıl bitireceğim diye düşünmeye gerek yok.
Bebeğinizle aranızdaki bağ güçlenir. Emzirme süresince onunla yalnız kalırsınız, bebekte güven duygusu gelişir.
Daha pekçok faydası var anne sütünün ve emzirmenin. Benim içinse şu aralar, işten eve döndüğümde bacaklarıma yapışan, terliklerimi getiren prensesimin yakama yapışmasına dayanamayıp onun keyiflenmesini sağlamak için '' artık '' bir araç emzirmek. Böylece bana olan özlemini gideriyor, beni öpücüklere boğuyor, beraber yatakta yuvarlanıyoruz ve bunları sadece ikimiz yapıyoruz. O anlar sadece bize ait! Neva 18 aylık oldu. Çevreden gelen ' e yeter artık ' laflarına da pek katılmıyorum. Çünkü artık uzmanlar 2 yaşına kadar anne sütünün alınmasını öneriyorlar. Hem ne zaman bırakacağına biraz da Neva karar versin istiyorum. Zamanı gelince vazgeçecektir. Sadece akşamları emiyor artık. E o da onun biraz keyif yapması oluyor. Çünkü yemeğini yemiş uykusu gelmişken annesinin sıcak göğsünde uyumak kime güzel gelmez ki :)

Çarşamba, Ekim 04, 2006

Pazartesi, Ekim 02, 2006

Neva ' nın oyunları


Yeni bir ayla birlikte yine zaman ne çabuk geçiyor demeye başladım.
Ekim ayı sonbaharın iyice yaşandığı, belki de kışın soğugunu iyice hissetmeye başlayacağımız bir ay olacak. Akşamları üşüyüp battaniyeye sarılıp film izleyeceğiz yanında sıcak çay ve çekirdekle:) Sonra rüzgar kapımızı çalarken, ağaçların dalları penceremize çarparken bir koşu dışarı göz atıp yağan yağmuru seyredeceğiz yanında bir dilim yeni pişmiş kekle. Sonra akşam ev toplantıları artacak, arkadaşlarla ev de kelime oyunu oynayacağız yanın da çerezler, kurabiyelerle. Yeni tarifler denenecek, yeni dergiler heyecanla açılacak. Sonra arkadaşlarla uzun telefon konuşmaları yapılacak öyle messenger filan değil sesini duyarak, şen kahkalar atarak...
Yeni bir ayla birlikte kızımda büyümeye devam ediyor. Hem de hızla. Mesela artık akşam kapıyı çalınca koşarak gelip '' anne '' diye bacaklarıma sarılıyor. Terliklerimi getirip ayaklarımın üzerine koyuyor yani giy diyor:)
Bu haftasonu çok istememe rağmen blogların buluşmasına katılamadım ama kızımla evde güzel vakit geçirdik. Neler yaptık sürekli oyun oynadık, yemek yedik yattık ! Kuleler yaptık kovalardan ,sonra onları yıkıp güldük, kaçan kovaları koltukların altından topladık. Neva kolaylık olsun diye tersten girip ayaklarını uzattı ama olmadı koltuğun altında sıkıştı bu durumda '' anne '' diye seslendi ben de yardıma koştum. Yeni cicilerini giyip defile yaptık , saç modelleri denedik, bol bol fotograf çektik. Artık o kadar komik ki '' neva' cım hadi gül '' diyorum hemen dişlerini gösterip '' hah ha '' yapıyor. Bunu ilk kez yaptığı için de hem şaşırdım ve hem de çok güldüm. Sonra dişlerimizi saydık beraber. Tam 10 tane minik dişimiz var. Onları yemekten sonra fırçalıyoruz bazen de bulduğumuz bezlerle iyice parlatıyoruz ama neyse :)) Kitap okuduk, biraz da çiçek resmi çizdik. Kuruyan çamaşırları topladık, Neva detarjan kutularını büyük bir hevesle iki eliyle sürükleyip salona kadar taşıdı ama yanlış yerdi tekrar banyoya taşıdık. Makinaya Neva ' nın çamaşırlarını atarken gözüm bebeklere takıldı. Acaba bişey olur mu dedim ama kafası, kolu kopmadan hepsi bir güzel yıkandı misler gibi koktu. Dışarı çıktık, pisi pisilere baktık onları çağırdık ama gelmediler. Eve gelip yemek yedik. Sonra bebeklerimizi uyuttuk. Neva tüm bebekleri üst üste koyup en üste de yastığı koyuyor. Böylece bütün bebekler bir arada uyuyor, pratik yani:))Görüldüğü gibi aslında daha yaptığımız çok şey var ama ben yazmaktan yoruldum, oldukça verimli bir haftasonu oldu yani:))
Herkese güzel bir hafta ve hayallerinin gerçekleştiği bir ay dilerim.