Pazartesi, Ocak 22, 2007

Alışveriş


Geçen hafta hastalıkla geçti. Neva çok hastaydı. Önce ateşle başladı herşey. Ardından burun akıntısı ve boğaz ağrısı derken günler çok yorucu geçti. Minik Neva bu arada yemek de yemedi iyice minik oldu! Onun öyle tatsız olması hepimizi çok üzdü. Geceleri uyumadan bekledim, saat başı ateş kontrolü, ısıtılan bezler gögsüne kondu, ballı ıhlamurlar içildi. Bu arada sadece canı '' ballı '' istedi. Demlenmiş ıhlamurun içine bir çay kaşığı bal katarak yaptığımız ballıyı çok sevdi. Başka da bişey yemedi zaten. Çok zayıfladı çok...
Neyse ki haftasonuna doğru durum biraz daha düzeldi. Hatta pazar günü biraz dışarı bile çıktık. Ki her zaman yağmurda, karda dışarı çıkan Neva için sıkıcı günler olmuştu. O da bu durumu alışveriş yaparak atlattı. Gördüğü bebek arabasına yapıştı. Sırtına da legolarını astı:) Bu haliyle onu görünce biraz daha büyümüş derken, daha dün hasta yatağında yatan benim minik bebeğimdi diye düşünüyorum. Hani denir ya anneler için yavruları hiç büyümez diye! Gerçekten de! Tabii bir de anne olunca anlıyor insan annesini daha çok!

Pazartesi, Ocak 08, 2007

Ekmek kokusu


Bazı kokular vardır insana sebepsiz mutluluk verir, içini huzur kaplar. Bir anda nereden geldiğini anlamak için başınızı çevirir, kokunun geldiği yeri bulmaya çalışırsınız. Yeni çekilmiş kahvenin kokusu için etrafa bakarız, gördüğümüz dükkanın yanına yaklaşır kahve almamak için kendimizi zor tutarız. Taze çimen kokusu için etrafta bahçe arar, yağmur sonrası toprak kokusunu içimize çekeriz. Mis gibi kokan ekmek kokusu için ise etrafta bir fırın arar gözlerimiz. Aklıma hemen taze çay, ekmek ve zeytin üçlüsü gelir.Sabah taze ekmek kokusuyla uyanmak gibisi yoktur. Hele de hava yağmurlu ise. Kızaran ekmekler insanı mutlu etmeye yeter bile.
Bu aralar ekmek yapmak çok hoşuma gidiyor. Bayram sabahı içinde hem '' yogurmadan ekmek '' tarifinden hem de evcini ' nin zeytinli ekmek tarifinden yaptım. Her iki ekmeği de aynı gün yaptığım için pişerken ev, ekmek fırını gibi koktu:) Zeytinli ekmek yapılması kolay, son derece lezzetli ve yumuşak bir ekmek oldu. Gerçi ben piştikten sonra her ikisini de nemli bezle sarıp dinlendirdim. Tariften ne kadar büyüklükte bir ekmek olacağını tahmin edemediğim için de bir borcama yerleştirdim hamuru. O kadar kabardı ki ikiye kesince bile kocaman ekmeklerim oldu. İçerisine konan bal ayrı bir lezzet ve yumuşaklık kattı bana göre. Daha önce bal katarak bir tarif denememiştim. Yaptığım ekmekleri paketlere koyup birer kurdele ile süsledikten sonra bayramın ilk kahvaltısını yapmak için Neva ' nın babaannesine doğru yola çıktık. Ekmekler herkes tarafından çok beğenildi. Yedikçe yanına şu da güzel olur ya da bir daha ki sefere şu da katılabilir diye yorumlar yapıp durduk. Mesela ceviz de güzel olabilir dedik. Ekmekler çok bereketli oldu. Ancak çok lezzetli oldukları için fotograf çekemeden tükendiler. Elimde kalanlarla bir kaç fotograf ancak çekebildim. Haftasonu ya da gelen misafirler için oldukça lezzetli bir tad. Denemeyi fazlasıyla hak ediyor:)
Ekşi maya için:
1 su bardağı sıcak su
2 tatlı kaşığı taze maya ( ben instant kullandım )
1 bardak un
Hamur için
2/3 su bardağı sıcak su
3 yemek kaşığı bal
4 tatlı kaşığı taze maya ( ben instant kullandım )
1/4 su bardağı + 1 tatlı kaşığı sıvı yağ
4 3/4 su bardağı un
1 yemek kaşığı tuz
Hazırlamış olduğumuz ekşi maya
1 3/4 su bardağı çekirdekleri çıkarılmış siyah zeytin
Ekşi maya için: Bir kase içerisine maya ve suyu koyup karıştırdım. Unu da ekleyip iyice karıştırdan sonra üzerini örtüp 30 dakika mayalanması için kaloriferin yanına koydum. Üzerinde minik baloncuklar oluştu.

Hamur için: Geniş bir kabın içine su, bal ve mayayı koyup elimle iyice karıştırdım. Yağ, un, tuz, ekşi mayayı ekleyip iyice yoğurdum. Son olarak zeytinleri ekledim. Onları da iyice karıştırıp yumuşak bir hamur elde edince üzerini örtüp 30 dakika mayalanması için bekledim. Süre sonunda zaten hamur kabarmıştı. Hafifçe yağlanmış bir borcama, mayalanan hamuru tezgah üzerinde birkaç kez daha yoğurduktan sonra yerleştirdim. Üzerini örtüp bir 30 dakika daha beklettim. Üzerinde ki kabuk oluşumu için elimi hafif ıslatıp üzerine sürdüm ve bir bıçakla ortasına bir çizgi attım. Geçen sene fırın projesi çizerken yaptığım araştırmalarda bunun hamur içinde ki karbondioksitin dışarı atılması için yapıldığını ve ekmeğin iyi pişmesini sağlamak için gerekli olduğunu öğrendim. Böylece ekmeğe klasik şekli olan ortasında ki kıtır çizgiyi de vermiş oluyoruz. Fırıncılar bunu son aşama olarak yaparlar ve bıçakla fazla derin olmayan bir çizgi çizerler.
Önceden ısıtılmış fırınımızda yaklaşık 30 dakika kadar pişirdim. Üzeri kızarıp renk değiştirince pişmişti. Öyle çok kabardı ki içinin pişmediği yada hamur kaldığı endişesini yaşasam da soğuduktan sonra nefis lezzetli ekmeğim yenmeye hazırdı. Afiyet olsun:)

Perşembe, Ocak 04, 2007

Zaman geçiyor...


-Neva sen benim neyimsin?
-bali ( balın)
-başka?
-bebeğiii (m)
Neva artık iyice konuşmaya başladı. Hergün yeni bir kelimeyi daha söylemeye çalışıyor.
Çok komik oluyor ama:) Yukarıdaki diyalog günde pekçok kere tekrarlanıyor ve hepsi de kucaklaşma ve öpücüklerle sonlanıyor:)
Yazmadığım günlerde pekçok şey oldu aslında. Ama tembellikten kurtulup bir türlü yazamadım. Buna isteksiz ve keyifsiz ruh halimde eklenince blogu uzun zamandır ihmal ettim. Hergün girip baktım, ben bile sıkıldım şu '' ekmek '' tarifinden:)) Artık herkes denemiştir sanıyorum:)
Neva ' nın saçını bayramdan önce kestik. Uzun zamandır istiyor fakat bir türlü cesaret edemiyordum. Yok biz keselim olmaz kuaföre götürelim derken banyo sonrası taradığım saçları uzun uzun dökülmüşken babaannesine dedim ki '' hadi keselim ''. Bir çırpıda kestik. Kestik dediysem şöyle 2-3 parmak kadar. Yoksa kısacık olmasına kıyamam! Daha cılız olan uçlarını kestik. Şimdi iyice japon çizgiflimlerindeki kızlara benzedi. Saçlar omuz hizasında küt, yandan da tek toka:) Bu arada geç de olsa buradan da bir teşekkür borcumuz var. Geçen hafta İzmir ' den gelen paket içinden Neva ' ya harika tokalar çıktı. Kuzen Özlem, Özge ve teyzeme çok teşekkürler:) Artık renk renk bir sürü tokamız var. Çekmeceyi açıp onları dağıtmak hepimizi çok eğlendiriyor:))
Parça parça olsa da aklıma gelenleri yazıyorum işte. Bu aralar ayakkabılara takmış durmdayız. Eve gelen ya da yeni tanışılan herkese ayak uzatılıyor ve '' dodo '' ve '' maamun'' gösteriliyor. Üzerinde Dora resmi olan bir ayakkabı görmüştük. Neva çok sevdi. Hep söylemeye başladı. Biz de alalım dedik. Neva uyuduğu için denemeden aldık. Uyanınca bizim prensesin ayağına olmadı. Üst kısmı biraz tompişte, bir nevi pohaça ayak:) Geri verdik. Yerine başka bir ayakkabı aldık. Ama Neva ısrarla ona '' dodolu akka'' demeye devam ediyor. Bayram boyunca herkese durmadan gösterdi:)
Diyorum ya her geçen gün büyüyor artık diye. Uzun zamanır görüşmediğim bir arkadaşım geldi.
Kapıyı Neva ' yla açtık. Bizim ki hemen kendini gösterip '' nenne '' dedi. Yani kendini tanıtıyor tanışmak için, çook güldüm çook:)
Artık kendi kendine daha uzun zaman oynuyor. Elinde bir bez ya da yastık olursa kendi kendine oyunlar üretiyor. En son saç baş dağılınca bir yastığa atıyor kendini :)
Bir de artık ille de kendim yiyeceğim diye tutturuyor. Elinde kaşık bu aralar yediği tek şey olan pilavı kaşıklıyor. En son tabağı ters çevirip döktüğünde kalkma vakti gelmiş demek oluyor:)
Yukarıdaki resim ise Neva ' ya '' hadi gözlerini küçült '' dediğimizde yaptığı şey:)
Zaten minik olan gözleri tek çizgi haline geliyor, öndeki minik dişlerini gösteriyor veeee çoook sevimli oluyor:) Yani bize göre tabi...
Yeni yılın 4 günü yaşandı bile. Günleri sayarken bu kadar hızlı geçmesine içerlesem de önemli olan güzel vakit geçirmek. Sevdiklerimizle beraber, mutlu ve huzurlu bir yaşamdan daha önemli ne olabilir ki! Bu yıl en azından hayallerimizden birini gerçekleştirmemiz dileğiyle...

Cuma, Aralık 15, 2006

Yoğurmadan ekmek


Uzun zamandır şöyle kendi yaptığım bir ekmeği kahvaltı da yeme hayalleri kuruyordum.
Genellikle vakitsizlikten bir türlü yapamıyor ya da erteliyordum. Geçen hafta kesin karar verdim. Beni çok uğraştırmayan, kendi kendine mayalanırken unuttuğum bu lezzetli ekmek pazar kahvaltımıza eşlik etti.
'' Yoğurulmadan '' yapılan bu ekmek gerçekten de çok kolay oldu. Cuma gece geç saatte mayalanması için bıraktım. Cumartesi gece yatmadan pişirip nemli bir bezle sarıp sarmaladım. Sabah kahvaltıya çıkardığım da çok lezzetli olan ekmeğimiz peynirimize, zeytin ezmemize eşlik etti. Tarifi Fethiye ' nin sitesinde gördüm. Daha sonra bu tarifi Arman Kırım gazetede de vermişti. Hatta bu hafta yine aynı konuya devam ederek ekmek yapmakla ilgili soruları cevaplamıştı. Hiç üşenmeden kolayca yapılacak, bir o kadar da lezzetli bir ekmek. Kesin denenmeli bence:)

Gelelim kolay tarife:

3 bardak un
1 5/8 bardak su (1,5 bardaktan 2 yemek kaşığı fazla)
1/4 tatlı kaşığı maya
1 1/4 tatlı kaşığı tuz ( ben de tavsiyelere uyarak 2 tatlı kaşığı kullandım)
mısır unu, yulaf
Büyükçe bir kaba un, tuz, maya ve suyu ekleyip karıştıralım. Hatta elinizi bile kirletmeden bir kaşık yardımıyla karıştırın. Üzerini örtüp ılık bir yerde 12-18 saat arası mayalanmaya bırakalım. Üzerinde küçük kabarcıklar olmalı işlem sonunda.
Tezgaha un serpelim. Hamurumuzu un üzerinde bir kaç kere kendi üzerine katlayalım.
Tekrar üzerini örtüp 15 dakika daha bekleyelim.
Bu noktada ben tariftekinden farklı olarak hamuru bez üzerinde değil de tezgah üzerinde yaptım. Tezgaha bol miktarda mısır unu serptim. Tezgah üzerinde hamuru kendi üzerine bir kez daha katladım ve kat yeri aşağıda olacak şekilde tezgaha koydum.Oradan mayalanma için kullandığım kaba aldım. Öncesinde ona da bol mısır unu serptim. Kaba koyunca üzerine yulaf da ekledim. Tekrar üzerini örtüp 2 saat daha mayalanmasını sağladım.

Son yarım saatte fırının içine kapaklı bir borcam yerleştirdim. Isıyı 180 C yapıp yarım saat sonunda elim yanmadan kabı çıkardım. Mayalanmış hamura borcam içine aktardım. Kapağını kapatıp fırına verdim. Epey kabardı. Yaklaşık 30 dak sonra kapağını aldım. Açık halde de üzeri kızarıncaya kadar pişti. Çıkarınca inanamadım çünkü ekmeğim nefis olmuştu. Ev fırın gibi ekmek koktu:) Biraz soğuduktan sonra da üzerini nemli bir bezle örtüp dinlenmeye bıraktım:)

Kesinlikle yapılmalı. Tek zahmeti mayalanma için geçen zaman da beklemek. O da zaten gidip gelip kontrol ederek hallediliyor. Cuma akşamı hamurunu yaptım. Pişirmeyi ise cumartesi gecesi yaptım. Bu haftasonu denemek için güzel bir fırsat derim:)
Bir de yaptığım '' kremalı mantarlı tortellini '' vardı ki o da nefis oldu. Oldukça basit fakat çok lezzetliydi. Ayrıca yine uzun zamandır yaparım deyip kenarda bekleyen kurutulmuş domateslerimi de yaptım. Bizim için lezzetli bir haftasonu oldu. Size de damak tadınıza uygun, lezzetli bir haftasonu dilerim. Kahvaltıya ekmeği mutlaka yapın, afiyet olsun:)

Perşembe, Aralık 14, 2006

Naim DİLMENER ’e Teşekkür Yazısıdır.

Bazı insanlar var ki; hayatımızın içinde bir şekilde yer edinmiş oluyorlar.
Bu insanlar;
Kimi zaman bir sanatçı,
Kimi zaman bir yazar,
Kimi zaman bir gazeteci,
Ya da kimi zamanda bir programcı ya da eleştirmen olabiliyorlar.

Hepimiz ilgi duyduğumuz alanlarda; sevdiğimiz birilerini yaşantımız boyunca mutlaka izliyoruz.
Bu ilgiyle takip ettiğimiz insanların sayısını çoğaltmamız elbette mümkün,
Lakin, Bu önemli kişileri yakınımızda bulmamız ne kadar mümkün?

Ben galiba bu konuda şu anda en şanslı olanlardanım…
Neden mi?
Aylar öncesinde yazmış olduğum bir yazıyla da belirtmiş olduğum ve kendisini ilgiyle takip ettiğim sevgili Naim DİLMENER’le gecen haftalarda yazışma trafiğine girdim.
Ve inanılmaz bir şekilde Sevgili Naim DİLMENER’den bana hemen olumlu geri dönüşüm yaşadım…
Sevgili DİLMENER, bana inanılmaz bir jest yaptı ve kendi arşivinden inanılmaz güzel

AJDA PEKKAN’ın; müzik marketlerde asla bulamayacağım; orjinal plak kayıtlarından oluşan özenle çekilmiş bir CD paketi’ni bana birkaç gün içinde gönderdi. Hem de özel bir bonus CD’ de hediyesi olmak üzere:)

Ve ben şimdi bu güzel şarkıların keyfini Cumartesi’nden beri sürüyorum.
Ve keyfime diyecek yok…
Sadece ben değil, Y-eşim ve Neva da bu zevke ortak.
Bizde AJDA şarkıları dinleniyor bu aralar…

Ve bir kez daha teşekkürler Sayın Naim DİLMENER,
Hem bu şarkılar,
Hem duyarlı yaklaşımınız,
Ve Hem de benim gibi arşivcilere göstermiş olduğunuz paylaşımcı tavrınız için.

Sağlık Dolu Günlerde; Kulağınızdan ve Dilinizden Müzik Eksik Olmasın, temennisiyle…
BaBa_HaKaN

Çarşamba, Aralık 13, 2006

Neva ' lı Günler 1 yaşında!

Neva ' lı Günler bugün 1 yaşında!
Geçen sene tam da bugün çekinerek bir '' merhaba '' demiştim blog dünyasına.
Amacım günlük yaşadıklarımızı paylaşmak dahası minik kızımız Neva hakkında yazmaktı.
Böylece günden güne büyüyen Neva ' ya ait bilgileri de bir şekilde kayıt altına almış olacaktım. İşlerim yoğun oldu ya da ben yazmak istemedim. Öyle ya da böyle bugüne kadar elimden geldiği kadar yazmaya, paylaşmaya çalıştım.
Blog açmaya karar verdiğimde adı ne olsun diye aramızda BaBa_HakaN 'la konuşurken neden '' Neva' lı Günler '' olmasın dedik.
Neva ' nın kelime anlamı zenginlik, bolluk bereket demek. Klasik Türk musikisinde de bir makam adı. Neva ' lı Günler diyerek hem bizi okuyan, sitemizi ziyaret edenlere hem de kendimize bereketli, güzel, mutlu bir gün diliyoruz. Üstelik içinde en güzel ve insan ruhunu sakinleştiren bir makamla da sesleniyoruz. Müzik içimizde ve günümüzün heranında olsun diyoruz.
Bugüne kadar bizi ziyaret eden, yaşadıklarımızı paylaşan, yorum bırakan herkese çok ama çok TEŞEKKÜRLER! Bugün için de bizden size '' Neva ' lı bir Gün '' olsun dileklerimizle!
AnNe YeŞiM
BabA HaKaN
BiRiCiK aŞkıMıZ MiNiK NEVA

Pazartesi, Aralık 11, 2006

Neva Peri oldu


Neva haftasonu '' peri '' oldu:) Gerçi biraz şaşırdı şimdi ben peri mi oldum yoksa prenses mi diye ama olsun:)
Herşey cumartesi sabahı cdleri karıştırırken başladı. Dahası babasıyla beraber Neva bana kahvaltı için müzik listesi oluşturken ! Ben kahvaltıyı hazırlarken, onlarda çeşitli albümlerden şarkılar seçip beni eğlendiriyorlardı. Bu arada sürekli dans edip daha çok acıkıp kahvaltıya bir nevi ön hazırlık yapıyorlardı. Bir anda Neva '' okka '' deyip kikirdemeye başladı. Anlamadım. Sonra babası gidip bir cd koydu müzik setine. Nazan Öncel 'in '' hokka'' sı olmuş '' okka ''. Aman bir neşe bir neşe:)
- Neva sen hangi şarkıyı seviyosun
-okka ( hokka)
- Peki sonra
- Peyi yani PERİ:) Nil Karaibrahimgil ' in şarkısı da favori şarkımız oldu.
Zira bu favori olma hali sık sık değişebiliyor. Ama '' çakkıdı '' nın yerini henüz hiçbirşey alamadı. Duyduğu anda sallanmaya başlıyor ve acayip komik oynamaya başlıyor:)))
Favori reklamımız ise bez reklamlarının dışında '' dido''. Sürekli söyleyip geziyor evde:)
Söylediği her yeni kelimede içimiz eriyor mest oluyoruz. Bir de kendince çabalıyor. Mesela henüz '' salatalık '' diyemiyor. Bakıyor olmuyor hemen '' dıgıdık'' diye uyduruveriyor:)
Cumartesi kahvaltının ardından kendimizi dışarı attık. Neva çok mutlu oldu. Eee bir de '' peri '' tacı alınca değmeyin keyfine. Uslu uslu gezdi, biraz pusette, biraz yürüyerek. Akşam oldu böylece.
Cumartesinin bir diğer güzel yanı ise sürpriz bir şekilde gelen kargo paketimiz oldu.
BaBa_HaKaN ile Sevgili Naim Dilmener' in yazışması sonucu bize gönderdiği cdler bizi çook mutlu etti. Arabada ve evde haftasonu '' Ajda Pekkan '' haftası yaptık. Bol bol o dönemlerin şarkılarını dinlenip iç geçirdik. Sen bunu bilirmiydin, bak bunu hatırladın mı diye şarkıları dinledik. Zaten bu konuyla ilgili yazıyı yazmak artık BaBa_HaKaN ' a düşer.
Müzikle dolu dolu geçen bir haftasonunun ardından yeni bir hafta başladı. Herkesin de yeni haftası müzikle dolu olsun veee içimizde ki müzik hiiççç susmasın:)

Pazartesi, Kasım 27, 2006

O bir küçük hanım


O bir küçük hanım,
O bir cimcime,
O bir çekmece karıştıran,
O bir fındık kurdu,
O bir temizlik yapan,
O bir dans eden,
O bir kendi kendine numaralar yapıp bizi güldüren,
O bir sevildiğini bilen,
O bir sabahları annesini ekmek almaya yollayan,
O bir ille de büyük sandalyesinde oturacağım diye tutturan,
O bir önce makarnayı yiyen sonra masaya döküp ardından halıya atan,
Minik mi minik, tatlı mı tatlı '' NENNE'' :))
-Kızım senin adın ne '' nenne''
-Tatlım bu hırka kimin bakalım '' nenne''
-Aaaa bunu kim buraya attı bakalım '' nenne''
-Ben kimin annesiyim '' nenne''
Bu daha böyle uzar gider. Neva ' ya adın ne diye sorunca hemen '' nenne '' diyor.
Yaptıklarını da hiç saklamadan itiraf ediyor.
-Aaaa bu mercimekleri kim yere attı, gülümseyen bir yüz cevap veriyor '' nenne''
Böylece daha ona kızamadan sarılıp öpmek zorunda kalıyor insan.
Neva benim küçük arkadaşım. Onunla artık nerdeyse herşeyi birlikte yapar olduk.
Uyandıktan sonra yatağı beraber topluyoruz. O bir uçtan tutuyor ben bir uçtan:)
Sonra beraber makinaya çamaşır koyuyoruz. Ben ayırıyorum o makinaya atıyor. Arada bakıyorum bir atleti boynuna dolamış geziyor ama olsun işimiz eğlence aynı zamanda hep çalışmak da olmaz ki:)
Kucağımda merakla bekliyor makarnaların haşlanmasını. İlle de seyredecek. Sonra yine omlet yaparken de kucakta olup '' hadi çabuk piş, hadi çabuk piş '' diye şarkı da söyleyip el çırpacak. Haşlanan makarnaları ayıcıklı tabağına koyup üfleyerek yiyecek. Tabii ki beraber üfleyeceğiz. Biz bir ikiliyiz !! Biraz yedikten sonra önce mama sandalyesine boşaltacak ardından da en son aşama yere atmaya başlayacak. Bu durumda tamam artık deyip hemen kalkıyoruz doğru banyoya el yıkamaya.
Sonra biz ailece yani ben, BaBa_HaKaN ve Neva dans etmeyi çook severizz:) Müzikle beraber '' hadi kızım saçları sallıyoruz '' diyorum saçlar sallanıyor sallanıyor, sonra denge kaybetmek üzereyken Neva havalara kaldırılıyor:)
Kısaca biz birlikteyken çook eğleniyoruz:)
Şimdi Neva ' yla birlikte kurabiye yapacağımız günlerin hayalini kuruyorum:)

Pazartesi, Kasım 20, 2006

Bir partinin ardından



Havaların güzel olması, güneşli olması insana gerçekten de enerji veriyor. Biz de bu haftasonu ilk kez bir doğumgünü partisine gittik. Neva ' nın arkadaşı Tuğrul 2 yaşını bitirdi:)Kendisine güzel bir hayat diliyorum:) Doğumgünün kutlu olsun! Partide bir sürü çocuk vardı. İçlerinde en küçüğü Neva ' ydı. İlk önce kucağımdan inmedi, sonra alışınca yavaş yavaş o da katıldı. Aralara girmeye çalışıyor, kendince bişeyler yapıyor, oyuncakları almaya çalışıyor... Mum üflenirken pek keyiflendi, herkes alkış yapınca o da yaptı:)) Bir ara bir baktım ki Neva yavaşça yaklaşmış. Çocukların bıraktığı, kendisinde de olan oyuncağın hayvanlarını düzeltiyor:) Ne yapacağını şaşırdı ama çok eğlendi. Arkasından kısa bir süre için de olsa uzun zamandır göremediğimiz arkadaşlarımıza uğradık. Kafede toplanmışlardı. Neva tek çocuk ortada, arkasında 7 kişi, elden ele gezdi. Bir ara masanın üzerinde bize dans gösterisi bile yaptı. Çook eğlendi çook:) Tabii bizde!
Artık zaman zaman böyle kalabalık arkadaş toplantılarına katılmaya karar verdim. Çünkü Neva hem eğlendi, hem de başka çocuklarla oynamaya başladı. Çünkü genelde bizimle oynuyor. Beraber kitap okuyoruz, bebekleriyle oynuyoruz, kule yapıyoruz. Ama yaşıtları olunca daha keyif almaya başladı. Partide sevgili Sardunya ' da vardı:) Kaplumbağa evde kalmış ama Aktris gelmişti. Neva ablasına bayıldı, sağ olsun o da güzel ilgilendi:) Sonra tabii Nimet ve kızı Nazan ' da vardı. Nazan ' da Aktrisle beraber Neva ' ya ablalık yaptı.
Haftasonu hızla geçiyor. Tüm hafta beklenen iki güne sığmıyor işte, yapılacaklar. Ev işi ayrı, gezmeler ayrı! İnsan istiyor ki herşey tam olsun. Çekmeceler düzenli, ocakta yemek olsun, fırın da kek, tv de güzel bir fim olsun,bu arada dışarıda da hava güzel olsun biz de gezmeye gidelim :) İnsanoğlu işte hiç istemekten vazgeçmiyor. Ama biz yine de bugünlerimizin kıymetini bilelim, zorlukları gülümseyerek aşabilelim. İyi haftalar!

Salı, Kasım 07, 2006

DUNYAYI KURTARAN ADAM / BaBa_HaKaN

Gece 2,30 civarı
Uykum bölünmüş durumda
Sebepsiz bir sıkıntı,
Ama yersiz
Ama beni uyandırdı ya işte,

Kendimi kandırmayayım, uyuyamadımki hiç aslında

...........

TV açtım,
Hiçbir şey yok,
ECEVIT’in hepimizi üzen dünkü vefat haberine ait yorumlar var bir kaç kanalda,
İçimden bir şeyler geldi geçti,

Allah rahmet eylesin…
Güvercinlere selam olsun.

...........

Kapattım TV’yi.
Ankara’dan uzakta olmak koydu mu ne bu gece bana…
Kızım ,Y-eşim, Annem, Kardeşim ve Sevdiklerim
Aklımda sırayla,,,
TV’yi kapattım
Daha karanlık her şey,

Odam simsiyah

Babam aklıma geldi,

Yedi yıl oldu O'nu kaybedeli,

Güzel insan, Asil Adam, Canım Babam.

Aslında aklımdan çıkmıyor ki hiç,

Ölüm haberiyle bogazıma takılan o yumru hala duruyor.



IPOD’umu çıkardım.
NILUFER’den Çok uzaklarda’yı dinledim,
Onu bir kez daha sevgi ve özlemle andım.
Islandı gözüm
Daha mı kötü oldum ne…
...............

Hızlı bir şarkıyla ruh halimin depresif modumu değiştirmek en güzeli galiba,
NAZAN ONCEL ;Aşkım Baksana Bana’yı ayarladım
Repeatt’e aldım. Defalarca dinledim…
Sıkıntım geçti mi sizce?
NEVA’nın dans etmesi aklıma geldi bu şarkıda,
Onunla salonun ortasında çılgınca gülümseyerek oynamamız,
Hele şarkının içinde geçen AŞŞŞŞKIMMMM kısmındaki o tatlı gülümsemesi,
El çırpması ve dönerek oynaması, elimi tutması...

...............

Babam ve Oglum filmini izlerken ki durumumla aynı durumdayım şimdi,

Gülümserken bir anda ağlama duygusu

Ve bu dinlediğim şarkının içindeki mutluluk nağmeleri benim içimde hüzün oldu mu adeta şimdi.

Çok özlediğimi hissettim onu….

Bize Allah'ın Hediyesi,

Tatlı kuzucuğum, güzel kızım; NEVA'yı,

Tabiii ki "Y-EŞİM'i" de.

........


Bu gece zor oldu benim için.

.............

Gurbet zor vesselam

Ne kadar güçlü olmaya çalışsak da,
Bir yanımız hep eksik kalıyor nitekim.
Hayat bu değil mi zaten?
Hiçbir zaman mutluluk daim değil

Ben kendimi nasıl kurtarayım...............

Ben ki; DÜNYAYI KURTARAN ADAM” :)

Nerdeeeeeeeeeeeeee…

(not: şarkının finali de böyle bitiyor zaten)

BaBA-HaKaN

Pazartesi, Kasım 06, 2006

Aniden kar yağdı !


Sonbarın tadını çıkaralım derken kış aniden geldi, hertaraf bembeyaz örtüyle kaplandı.
Cumartesi günü başlayan dondurucu soğuk, sulu kar, pazar sabahı uyandığımız da bize sürpriz yaptı. Dahası Neva ' ya:) Yataktan kalktık ve bahçeye baktık. O da ne gökten beyaz bir şeyler düşürüyor. Uzun bir '' ayyyy '' dedikten sonra bak kızım kar yağıyor diye ilk tanışmamızı yaptık:) Geçen sene çok küçük olduğu için pek fark edememişti. Sadece kat kat giyinip sarı civciv şapkasını takmış, dışarıda dolaşmaya devam etmişti:)
Bugün ise haftanın ilk günü, sabah işe gelmek epey zor oldu. Yağan kar donmuş ve yollar kaymak için elverişli hale gelmişti. Bu işe ençok, eminim öğrenciler sevinmiş ancak tatil olmayınca hevesleri de boşa çıkmıştır :) Şimdiyse dışarı da tam bir kış güneşi var. Tüm parlaklığıyla dokunduğu heryeri aydınlatmakta, içimizi de ısıtmakta.
Aniden yağan kar ağaçları hazırlıksız yakaladı, onları da şaşırtmıştır diye düşünüyorum. Çünkü henüz yapraklarını dökemeden, sararmadan kara yenildiler. Sokaklar karın üzerinde ki yeşil yapraklarla kaplı.
Bu kadar hava durumundan sonra sıra yaptıklarımıza geldi. Geçen hafta gündemde ki olaylara çok üzüldüm. Elim varmadı yazmaya. Bir anne olmanın ötesinde insan olarak çok utandım ve o minik bebeği sarıp sarmalamak, kucağımda ısıtmak istedim. Aklımdan hiç çıkmıyor. Her düşündüğümde gözlerim doluyor. Bunları yapanların insan olamayacağını düşünüyorum. Bir yandan her yerden gelen felaket haberleri var ki, insanların önce yaşamaya hakkı olduğunu düşünüyorum. Sel felekatinde yaşananlar, ölenler... İnsan duyduğu haberler karşısında sadece çaresizce üzülüyor, üzülüyor..
Pazar günü ise '' Ankara ' da ki anneler grubu'' muzdan arkadaşım Gonca ' ya gittik. Tuğrul ile Neva arasında 6 ay var. Tuğrul bu ay 2 yaşına giriyor. İlk başta Neva biraz ne yapacağını şaşırdı. Tuğrul ' un peşinde koştu. Tuğrul ' da henüz konuşamadığı için o birşey anlatmaya çalışıyor, Neva anlamıyor, buna kızan Tuğrul Neva ' ya birşeyler anlatmaya devam ediyor:) Çok güzel bir gün oldu bizim için hem de iyi bir tecrübe. Bu kadar küçük arkadaşı olmadı Neva ' nın, oynamaya çalıştılar kendilerince işte:) Bizde fırsatları değerlendirip bol bol sohbet ettik Gonca' yla. Bundan sonra sık sık buluşalım diye sözleştik.
Yeni bir haftayla birlikte kış geldi. Soğuklar başladı. Ama uzun sürmez tekrar normale döner nasıl olsa diye düşünüyorum. İnsanoğlu o kadar çok uğraşıyor ki doğanın dengesini bozmaya bugünlerimizi aramayız umarım ilerde. Her sene enn uzun kıştan, enn sıcak günlerden, enn çok yağan yağmurlu günlerden bahsediyoruz. Hiçbir şey eskisi gibi değil olmayacakta.
Geçen haftaki olayla ilgili ben de birşeyler yapmak istiyorum diyorsanız anneyiz.biz sitesinin başlattığı çığlığa sizde ses verin.

Salı, Ekim 31, 2006

Bir sonbahar günü işte!


Yapraklar sararıyor,
yağmurlar yağıyor,
mevsimler hızla değişiyor..
Zaman çok hızlı akıp gidiyor,
çocuklar soğuk havalarda evde mahsur kalıyor,
dökülen yaprakları süpüren adama inat gökten hızla yapraklar düşmeye devam ediyor,
bir kedi sarı renklerin cazibesine kapılmış çıktığı ağaçtan inemiyor,
bir kadın ve adam bir sandalye bulma telaşında,
çıkıp kediyi kurtarma çabasında,
bir araba yer kalmamış sokakta park yeri arıyor,
çiçekçi karanlık havaya inat renk renk çiçeklerini sıralamış köşede,
bir anne pembe paltolu kızını hızla çekiştiriyor geç kaldık diye,
küçük kız dantel çoraplı annesinin elinden tutmuş küçük adımlarla yetişmeye çalışıyor,
işe geç kalmış adam hızlı hızlı yürüyor,
bahçede ki köpek yine miskin miskin otuyor,
simitçi sıcak simitlerle geçiyor,
biri daha pastaneye uğramış,
yağlı pohaçalardan bir tane de o almış,
iki kardeş servis bekliyor,
gökyüzüne yükselen ağaçlar sokağı ne de güzel yapmış,
bir de şu arabalar olmasa,
bahçe duvarı boyunca sarmaşıklar kırmızıya dönmüş,
gökyüzü karanlık,
insanlar koşturuyor,
şu kadının gömleği de hiç olmamış,
akıp giden zamana inat
sanki hayat ve herşey aynı,
oysa bir anımız bir anımız gibi değil,
düşünceler gibi değişmekte zaman da,
Neva hızla büyüyor,
şimdi evde oyuncaklarıyla oynuyor, ütü yapıyor,
dışarısı soğuk,
içimse sımsıcak,
akan zamana inat,
nasıl olsa durduramayacağım zamanı deyip
bir koşu gittim,
zencefilli çay aldım kendime,
şimdiyse radyodan şarkı tutuyorum
fal misali hem kendime hem de hepimize
Bir sonbahar günü işte...

Cuma, Ekim 27, 2006

Birikenler


Bayram tatilini beklerken o da çabucak geldi geçti. Bu tatil çok kısa sürdü, ben hiçbirşey anlamadım! Şu iki gün daha tatil olsaydı çook güzel olacaktı!!!
Cumartesi günü Neva ' nın 18. ay kontrolü vardı. Doktorumuza gittik. Hem kontrol hem de aşı olacaktık. Geçen sene Neva ' nın ateşlendiği bir gün gittiğimizde epey bir kan vermiştik ve Neva ağlamaktan ben de çaresizlikten perişan olmuştuk. O gün bugündür artık her doktora gidişimiz bir macera oluyor. Giderken en güzel cicilerimizi ve '' elbi '' lerimizi giyiyoruz. Güle oynaya gidip, bekleme salonunda ki oyuncaklarla oynuyoruz, kaydırakta kayıyoruz. Ne zaman ki odadan içeri giriyoruz o zaman çığlıklar başlıyor işte ! Bana yapışıyor ve inanılmaz bir şekilde ağlamaya başlıyor. Doktorumuz da ne yapacağını şaşırıyor, zorla üzerini çıkarıyoruz kucağımda muayene oluyor, tartılamıyor bile. Aşısını da başka oda da yapıyoruz. Doktorumuzun söylediğine göre bebekler asla unutmazmış. Mutlaka hatırlıyor diyor. Zaten aşı olupta başka birşey olmayacağını anlayınca doktorumuza öpücük yolluyor bir yandan da eliyle kolunu gösterip ufff diyor:) Bir daha ki gidişimize kadar ödevimiz doktorculuk oynamak, doktor seti almak. Yoksa bunun kalıcı bir korku olmasından korkuyorum. Bakalım artık ne olacak!
Geçtiğimiz günler hem yorucu, hem de keyifsiz geçti. Canım istemedi, içimden gelmedi yazmak. Zaten ucunu bir bırakınca tekrar başlamak zor oluyor.
Bu arada yeni oyunlara başladık. Yeni kelimeleri söylemeye çalışıyor bu da çok hoşumuza gidiyor. Bu aralar merakımız diş fırçası. Neva doğmadan güzel bir set almıştık. İçinde tırnak makası, törpüsü, fırçası, tarağı ve diş fırçası vardı. Şimdi diş fırçasını kullanmaya sıra geldi. Elimizde fırça öyle geziyoruz. Yalnız tek sorun Neva ' nın fırçayla sadece dişlerini temizlememesi. Fırça duvarlar, dolaplar içinde kullanılıyor:)) Diyorum ya benim kızım çok temiz. Elinde ya sarı bez ya da fırçası var:)) Artık saklamak zorunda kaldık. Ama bizde görünce hemen istemeye başlıyor:)
Tatil Neva ' ya çok iyi geldi. Herkes tarafından sevildi, kucaklarda gezdi. Tam anlamıyla '' hanım kız '' oldu. '' Hadi kızım hanım kız ol '' dediğimizde kollarını iki yanda birleştirip hanım oluyordu. Daha minikken bunu yaptığında herkes bayılıyordu:)) Kalabalık görünce uslu uslu durdu, hiç ağlamadı. Çok hoşuna gitti.
Benim içinse günler çok çabuk geçiyor. Bayram ziyaretleri bitti ve işe geri döndüm. Neyse ki hava güzeldi. Güneşin yüzünü göstermesi insanın içini ısıtıyor. Bu aralar favori şarkım Nazan Öncel ' den '' aşşşkıııım baksana bana''. Ne zaman radyo da duysam çok keyifleniyorum:)) Dün ilk iş yeni albümünü almak oldu. Dilimde sürekli '' dünyayı kurtaran adam nerdeeee''.

Öğle arasında BaBa_HaKaN' la yemeğe çıktık. Sonrasında kitapçıya uğradım. Yeni bir sürü kitap aldım.Arada başbaşa böyle kaçamak yapmak çok iyi oluyor:) Kitaplar, taze kahve kokusu, soya soslu noodle...Hımmmm, nefisti!

**Dip not: Bu arada Neva' ya '' Veli kurabiyesini bitirince ne yapıyor '' diye sorunca fotografta ki gibi dilini çıkarıyor. '' Veli ' nin kurabiyesi '' kitabımızın adı. Veli kurabiyesini bitirince '' mımmmm nefis '' olmuş diyerek dilini çıkarıyor da:)

Pazartesi, Ekim 09, 2006

Anne sütü, Emzirme Haftası


1-8 Ekim tarihleri arası ülkemizde ve dünyada '' Emzirme Haftası '' olarak kutlandı. Gün geçtikçe özellikle gelişmekte olan ülkelerde anne sütünün yerini mama ve türevleri almakta, annelerin iş hayatında yer almasıyla birlikte de emziren anneler giderek azalmakta. Bu hafta da yapılan etkinliklerle '' anne sütü ''nün önemi anlatılmış, dikkatler bu konuya çekilmeye çalışılmıştır.
Artık çokta sıkıntıya girmeden, kendimizi zorlamadan hemen bebek doymuyor diye düşünüp ek gıdaya, mamalara başlandığını düşünüyorum. Bu konuda en büyük sorumluluk bence annede. Çünkü bu iş biraz sabır işi ve tamamen emzirmeyi isteme işi diye düşünüyorum. Tabii ayrıcalıklı durumlar mutlaka olacaktır. Doktorumuzunda desteğiyle ilk 6 ay sadece anne sütü aldı Neva. Bunun için ben de çok mücadele ettim. Etraftan gelen bebek doymuyor, aman ne olacak az biraz mamaya başla rahat edersin sözlerini kulak arkası edip emzirmeye devam ettim. Biliyordum ki bir annenin evladına verebileceği en güzel hediye en önemli miras kendi sütünü vermek. Anne sütü alan bebekler ileriki yaşlarında da pekçok hastalıktan korunmuş oluyor. Kanser, damar rahatsızlıkları, kalp krizi riski bunların başında geliyor.
Sadece bebeğe değil anneye de çok faydası var emzirmenin. Bunlardan biri de doğumdan sonra kolayca toparlanmayı sağlıyor, her emzirmede harcanan 500 kaloriyle kısa sürede eski formunuza dönüyorsunuz. Rahim ve meme kanserine yakalanma riski azalıyor. Kemik erimesinden anneyi korur, kansızlık ihtimalini düşürür.
Saymakla bitmez faydaları, ama ben ilk aklıma gelenleri sıralayayım:

Dışarı çıktınız mamanız yanınızda hazır,istenilen sıcaklıkta, istenilen miktarda:) Size sadece emzirecek kuytu bir yer gerek. Bu arada özellikle alışveriş merkezlerinde emzirme ve alt değiştirme odaları kesinlikle olmalı, bazen ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Bir tek Real ' de bulabilmiştim.
Bebeğiniz ilk doğduğunda hemen göğsünüze koydular ve bu sizin ilk temasınız! Bundan güzel bir mutluluk olabilir mi:) Hele de o ilk sıvının mucizevi özellikler taşıdığını biliyorsanız daha ne istersiniz. O gözleri kapalı halde emmeye çalışırken siz o ilk acemilikle ne yapacağınızı şaşırırsınız ama o duygu muhteşemdir!
Dünyaya tamamen korunmasız bir halde gelen bebeğin ilk besini olacaktır annesinin sütü. Bu mucizevi sıvı onu her türlü mikroptan, hastalıktan koruyacaktır. Keşke dışarıdaki tüm kötülüklerden de koruyabilse!
Emzirmede en önemli şeylerden biride bebeğinizi emzirdiğiniz pozisyon. Onu nasıl tutacağınız da çok önemli. Güzel ve doğru kavrayamadığı zaman ya boşu boşuna hava yutacaktır ki bu da gaz yapıp sürekli ağlamasına sebep olacaktır ya da emerken yorulacak ve yeterli doyamadığı için aç kalacak ve yine ağlayacaktır. Yılmayın, doktorunuza danışın. Mutlaka tekniği öğrenin ve azimle bebeğini emzirin.
Mutlaka pozitif düşünün. Yok senin sütün yetmiyor mu acaba, tüh bebek aç galiba laflarını hiç duymayın. Bebeğinizi alın, yalnız kalacağınız bir odaya gidin emzirin. O anın güzelliğini yaşayın. Ona dokunun, minik ellerini tutun,kokusunu içinize çekin.Unutmayın ki emdikçe süt dolacaktır. Uykusuz kalın ama emzirin.
Etraftan bir sürü öneri gelecektir. Aman şunu ye süt yapsın, şu da iyidir. Boşverin. Daha sonra o kiloları veremediğinizde sizin için daha moral bozucu olacaktır. Tatlı yemeniz sizi sadece susatır. İşin püf noktası '' su '' içmektir. Vücudunuzda sıvı olmazsa ne ile süt üretilecek. Anne sütünün % 88 sudan oluşmaktadır. Yapacağınız en güzel şey bol bol su içmektir.
Anne sütünü artırmak için ben bir de bol bol rezene, anosan karışımlı çay içtim. Bebeği de rahatlatıyor hem. Bunun dışında hiçbir şey yapmadım. Ama bol bol su içtim. Hatta her emzirmeden sonra 2 bardak su içmek en kolay yol. Öyle şişeyi karşınıza alıp bunu nasıl bitireceğim diye düşünmeye gerek yok.
Bebeğinizle aranızdaki bağ güçlenir. Emzirme süresince onunla yalnız kalırsınız, bebekte güven duygusu gelişir.
Daha pekçok faydası var anne sütünün ve emzirmenin. Benim içinse şu aralar, işten eve döndüğümde bacaklarıma yapışan, terliklerimi getiren prensesimin yakama yapışmasına dayanamayıp onun keyiflenmesini sağlamak için '' artık '' bir araç emzirmek. Böylece bana olan özlemini gideriyor, beni öpücüklere boğuyor, beraber yatakta yuvarlanıyoruz ve bunları sadece ikimiz yapıyoruz. O anlar sadece bize ait! Neva 18 aylık oldu. Çevreden gelen ' e yeter artık ' laflarına da pek katılmıyorum. Çünkü artık uzmanlar 2 yaşına kadar anne sütünün alınmasını öneriyorlar. Hem ne zaman bırakacağına biraz da Neva karar versin istiyorum. Zamanı gelince vazgeçecektir. Sadece akşamları emiyor artık. E o da onun biraz keyif yapması oluyor. Çünkü yemeğini yemiş uykusu gelmişken annesinin sıcak göğsünde uyumak kime güzel gelmez ki :)

Çarşamba, Ekim 04, 2006

Pazartesi, Ekim 02, 2006

Neva ' nın oyunları


Yeni bir ayla birlikte yine zaman ne çabuk geçiyor demeye başladım.
Ekim ayı sonbaharın iyice yaşandığı, belki de kışın soğugunu iyice hissetmeye başlayacağımız bir ay olacak. Akşamları üşüyüp battaniyeye sarılıp film izleyeceğiz yanında sıcak çay ve çekirdekle:) Sonra rüzgar kapımızı çalarken, ağaçların dalları penceremize çarparken bir koşu dışarı göz atıp yağan yağmuru seyredeceğiz yanında bir dilim yeni pişmiş kekle. Sonra akşam ev toplantıları artacak, arkadaşlarla ev de kelime oyunu oynayacağız yanın da çerezler, kurabiyelerle. Yeni tarifler denenecek, yeni dergiler heyecanla açılacak. Sonra arkadaşlarla uzun telefon konuşmaları yapılacak öyle messenger filan değil sesini duyarak, şen kahkalar atarak...
Yeni bir ayla birlikte kızımda büyümeye devam ediyor. Hem de hızla. Mesela artık akşam kapıyı çalınca koşarak gelip '' anne '' diye bacaklarıma sarılıyor. Terliklerimi getirip ayaklarımın üzerine koyuyor yani giy diyor:)
Bu haftasonu çok istememe rağmen blogların buluşmasına katılamadım ama kızımla evde güzel vakit geçirdik. Neler yaptık sürekli oyun oynadık, yemek yedik yattık ! Kuleler yaptık kovalardan ,sonra onları yıkıp güldük, kaçan kovaları koltukların altından topladık. Neva kolaylık olsun diye tersten girip ayaklarını uzattı ama olmadı koltuğun altında sıkıştı bu durumda '' anne '' diye seslendi ben de yardıma koştum. Yeni cicilerini giyip defile yaptık , saç modelleri denedik, bol bol fotograf çektik. Artık o kadar komik ki '' neva' cım hadi gül '' diyorum hemen dişlerini gösterip '' hah ha '' yapıyor. Bunu ilk kez yaptığı için de hem şaşırdım ve hem de çok güldüm. Sonra dişlerimizi saydık beraber. Tam 10 tane minik dişimiz var. Onları yemekten sonra fırçalıyoruz bazen de bulduğumuz bezlerle iyice parlatıyoruz ama neyse :)) Kitap okuduk, biraz da çiçek resmi çizdik. Kuruyan çamaşırları topladık, Neva detarjan kutularını büyük bir hevesle iki eliyle sürükleyip salona kadar taşıdı ama yanlış yerdi tekrar banyoya taşıdık. Makinaya Neva ' nın çamaşırlarını atarken gözüm bebeklere takıldı. Acaba bişey olur mu dedim ama kafası, kolu kopmadan hepsi bir güzel yıkandı misler gibi koktu. Dışarı çıktık, pisi pisilere baktık onları çağırdık ama gelmediler. Eve gelip yemek yedik. Sonra bebeklerimizi uyuttuk. Neva tüm bebekleri üst üste koyup en üste de yastığı koyuyor. Böylece bütün bebekler bir arada uyuyor, pratik yani:))Görüldüğü gibi aslında daha yaptığımız çok şey var ama ben yazmaktan yoruldum, oldukça verimli bir haftasonu oldu yani:))
Herkese güzel bir hafta ve hayallerinin gerçekleştiği bir ay dilerim.

Perşembe, Eylül 28, 2006

Kısa kısa...


Sonbahar tüm güzelliğiyle yaşanmaya başladı. Bu mevsim Ankara ' da başka bir güzel olur. Sararan yapraklar yerlere dökülmeye başladı. Yürürken önünüze birden bir yaprak düşebilir. Sabahları ve akşamları serin hatta soğuk. Birkaç gündür yağan yağmur yerini güneşe bıraktı. En sevdiğim havalar da başladı. Güneşli fakat serin:)
Uzun zamandır yeni birşeyler yazamadım. Bu arada pekçok şey oldu, Neva biraz daha büyüdü. Haftasonu küçülen kıyafetlerin yerine yeni ciciler aldık. Sonra '' akka '' baktık. Bir oraya bir buraya koşturmaktan çok yoruldum. Üstelik zamanda inanılmaz bir hızla ilerliyor. İşten eve dönüp yemek sonrası Neva ' yı uyuttuktan sonra bir bakıyorum ki hiç halim kalmamış. Her gece '' yarın daha erken uyuyacağım '' desemde mutlaka birşey çıkıyor ve yine geç yatıyorum.
Bu aralar Neva ' yla sarmaş dolaş beraber yatıyoruz. Kızım benim en iyi arkadaşım:) Oyunların yanı sıra bana ev işlerinde yardıma devam ediyor. Dün babaannesinin söylediğine göre tüm koltukları silmiş tabii sarı beziyle:))
Artık söyleneni anlayıp kendi de birşeyler anlatıyor. Televizyonda reklamdaki bebekleri görünce hemen öpücük yollayıp el çırpıyor. Dans çalışmalarımız devam ediyor.
Havanın güzel olduğu anları fırsat bilip dışarı çıkıyor. Arabasına kurulup arkaya yaslanıp '' keyfini çıkarıyor ''.
'' hadi kızım yaslan keyfini çıkar '' dediğimizde hemen arkaya yaslanıyor. Yolda ki tüm kediler '' pisi pisi '' diye çağrılıyor. Zaten Neva ' yı tanımayan yok gibi :) Öğlene doğru benim iş yerime geliyor, pencereden el sallıyorum. Öpücük yollayıp gezmeye devam ediyor. Elinde kurtarıcımız krakerle yola devam...
Ramazan ayıda geldi. Akşam saatlerinde insanların evlerine iftar için koşturduğu, tüm ailenin masada yer aldığı, sıcak pide ile yapılan iftar yemekleri insana ayrı bir huzur veriyor.
Son güneşli günlerinde kıymetini bilip Neva ' yı bol bol dışarı çıkarıyoruz. Yağan yağmurlar beni mutlu etse de güneşin tekrar kendini göstermesiyle anladım ki henüz değil, bir süre daha beklesin kış günleri Biz serin ve güneşli havaların tadını biraz daha çıkaralım:)

Pazartesi, Eylül 18, 2006

Yeni bir hafta başlarken


Haftasonu Neva ile dolu dolu geçti. Birlikte evde olmanın tadını çıkardık. Benimle olduğu zamanlarda neredeyse yapışık gezmeye başladık. Ben de o yüzden yapmam gereken işleri bıraktım beraber oyun oynadık. Yatak keyfimiz herzaman ki gibi sürüyor:)) Sabah beraber '' dora the explorer '' izledik. O da hemen '' dodo '' demeye başlıyor ve beraber şarkısını söylemeye çalışıyoruz. Küplerimizi üst üste koyup resim bulmaca oynadık. Yeni şarkılar söyleyip dans ettik. Neva ' nın favori şarkısı çıkınca ya da hoşuna giden bir müzik olunca dans etmesi var ki hepimizi güldürüyor. Önce eller havaya sonra bir kez kendi etrafında dönüp ellerini dizlerine vuruyor ve omuzlarını kaldırıyor. O kadar komik oluyor ki küçücük boyuyla dans etmesi:)) Artık kızımın büyüdüğünü iyice hissetmeye başladım.
Haftasonu beraber yemek yaptık. O biberleri daha çok yedi ama olsun, yardım yardımdır işte :) Sonra kendinden büyük kovayı çekip getirmeye çalıştı, meşhur sarı bezleriyle yerleri, yüzünü ve en son da dilini sildi:) Ben çamaşır asarken yardım etti. Yani mandalları bana verecekti ama birden balkon da birikmiş suyu fark etti, onu yalamak istedi, olmadı yere oturdu beziyle bir güzel oraları da sildi:)) Mıknatıslı çubuğuyla bir sürü balık tuttuk, kaybolmuş kuzusunu yatağın arkasına düşmüş bulduk bir de bebekken oynadığı içi boncuklu kediyi bulduk ki en güzeli de bu oldu :)) Kovalarını üst üste koyduk, üzerindeki ayının topladığı elmaları saydık, dışarıda ki kediye '' pisipisi '' dedik, yataktan nasıl yüz üstü kayıp düşülür onu öğrendik, bir de yatakta anne görmeden ayağa kalkıp onun ödünü koparmaca oynadık. Yani dolu dolu geçti gerçekten de:)) İyi ki varsın benim kuzum:)
Yeni bir hafta başlarken herkese güzel bir hafta diliyorum!

Cuma, Eylül 15, 2006

Yeni diziler


Nasıl geçti anlamadım. Eylül ayını da ortaladık. Yakında hava çabuk kararmaya, yağmurlar yağmaya başlar. İşten çıkınca koşarak evlere sığınmaya başlarız. Kış gecelerinde en güzel şey kitap okumak, film izlemektir benim için. Fazla da birşey yapamam çünkü uykum gelir ve ertesi güne birşeyler yapmak üzere kendime söz verir yatarım.
Pazartesi okullar açılacak, yazlıkçılar evlere döndü, çocukların okul kıyafetleri alındı, çantalar, defterler hazır. Kış gecelerini evde geçirecek olan bizler için ise televizyonda yeni diziler var. Geçen sezondan tanıdık olanların devamı ve yepyeni diziler. Benim için ise bu dönem bu akşam başlıyor. CNBC-E kanalında üç sezondur izlediğim ve başlamasını merakla beklediğim O.C dizisi başlıyor :)) Bu akşam büyük keyifle ekran başında yerimi alıp televizyon seyredeceğim. Geçen sene dizinin başlıyacağı gün mutlaka hazırlık yapar, çerezler içecekler hazırlanır öyle izlerdik diziyi:) Her nekadar gençlik dizisi olsa da ben seviyorum. Zaten oldum olası böyle dizileri severim.
CNBC-E kanalında başka merakla yeni bölümlerini beklediğimiz dizilerde var tabii. According to Jim, Malcoml in the Middle... İzleyemediğim dizileri ise tekrarlarının yayınlandığı haftasonları izliyorum. Polisiye diziler ise ayrıca ilgi alanımdadır.TRT ' da yayınlanan Kanıt Peşin' denin ardından şimdi de CSI:NY dizisini izliyorum. Her seferinde olayları çözümlemelerini heyecanla bekliyorum. Bir de Nip / Tuck var ki işte adamlar neler yapıyorlar dedirtecek bir dizi. İki estetik cerrahın hikayesi, yaptıkları ameliyatlar. İnsanların dış görünüşlerinde kendilerini mutsuz eden yerleri ameliyatla düzeltirken asıl sorun insanların ruhlarında ki yaralar. Heyecanla yeni bölümlerini bekliyorum. Bir de çizgifilm seven biri olarak , her haftasonu Neva erken uyadığından severek izlediğim Nickelodeon var ki! Kaşif Dora ' nın maceraları oldukça eğitici ve bence çocuklar için de çok faydalı. Rugrats ise uzun yıllardır izlediğim dört bebeğin dünyası. Biz büyüklerden o kadar farklı ve eğlenceli ki!
Geçen akşam başlayan Yaprak Dökümü ise konu olarak bildiğim bir dizi olsa da yine de çok beğendim ve sulugöz olarak ağladım. Yaz tatilinde ise daha önce izlemediğimiz Çemberimde Gül Oya dizisini izledim. Nasıl kaçırmışız diye çok üzüldüm. Son bölümü bugün yayımlandı. BaBa_HaKan da izleyip bana anlattı. Şimdilerde izlemediğimiz bölümlerin DVD' si için aramalar yapıyorum. O kadar güzel ve etkileyiciydi yani. Bakalım bu kış bizi hangi diziler sarıp sarmalayacak, hangisiyle gülüp hangisiyle ağlayacağız. Ne kadar laf etsem de izliyorum işte, ama hepsini değil hiç olmazsa:))

Salı, Eylül 12, 2006

Bugün...



Beraber yaşlanmak dileğiyle aşkım!