Cuma, Kasım 21, 2008

Çocuk İstismarına Son!



Sadece 1 dakikanızı ayırın ve şuraya tıklayın.
Kampanyaya katkınız olsun.
Bir imza bir imzadır.

Cuma, Kasım 14, 2008

Maske


Evde başbaşa olduğumuz akşamlar istiyorsun ki hep senin yanında olayım.
Mutfakta işim olmasın, bulaşıklar öylece kalsın.
Ellerimin ıslak olmasını hiç sevmiyorsun.
Ençok beraber boğuşmak istiyorsun bu aralar.
Bir de sürekli bebekliğine dair sorular.
Yıkandığın küveti çıkarmamı istiyorsun,
fotograftaki şapkayı istiyorsun.
Peşimden ağlıyorsun bazen yalandan bazen gerçek.
Gerçek yerine '' garçekten bak anne '' diyerek bana heyecanla
birşeyler anlatıyorsun.
Süper yemek tarifleri veriyorsun lezzetinden gayet emin.
Ama iş yemeye gelince hep '' sonra '' diyorsun.
Banyoya girebilmek için binbir numara yapıyorum sana.
Evde başbaşa olduğumuzda sürekli fikirler üretmem gerek.
Geçen günde aklıma dergide görüp sorduğun maske yapmak geldi.
'' hadi banyodan sonra beraber maske yapalım '' dedim.
Hemen mızmız halin kayboldu.
Yüzümüze yoğurt sürdük.
Ben senin, sen de benim fotograflarımı çektin.
Kısa sürdü tabii bu halimiz.
Sen hemen yıkamak istedin.
'' olsunnnn nolcak ki anne, gene yaparız dedin ''
herzaman ki bizi taklit eden ses tonunla.
Nolcak ki yaparız tekrar tekrar, yeter ki eğlence olsun bize.

Çarşamba, Kasım 12, 2008

Kemal beyin hali ne olacak!



Bazı dönemler inanılmaz rüyalar görüyorum.
Bu aralarda öyle zaten.
Her biri roman gibi, o kadar detaylı,
bir sinema filmi gibi heyecanlı.
Gecenin bir vakti uyanırsam ya da Neva uyanırsa,
rüyanın derinliklerinden öyle zor uyanıyorum ki,
sonra tekrar kafamı yastığa koyduğumda kimi zaman
resmen kaldığım yerden rüyaya devam ediyorum.
Bazen de yepyeni maceralara atılıyorum.
Uyandığımda bir süre etkisinde kalıyorum.
Ama tüm bunlar özellikle de bu aylarda ya da soğuk kış
günlerinde oluyor.
Resmen inanılmaz repliklerin olduğu bir filmin içindeyim.
Dün gece de mesela Orhan Pamuk konuktu bana.
Sözde karşı komşumuzmuş,
yazlıktaymışız,
o öyle yalnız balkonda oturmuş gazete okurken bana sesleniyor.
Bi kahve içimi uğrayacakmış.
Gelince hemen başlıyorum sorguya:
- Orhan bey bu Kemal beyin hali ne olacak.
Hem o detayları nereden topladınız öyle.
Ben ısrarla Kemel beyin halini sorarken o bıyık altından gülüp,
kahvesinden bir fırt çekiyor.
Not: Masumiyet Müzesi' ni hala bitiremedim ama sona çok yaklaştım.
İçime dert olmuş demek ki Kemal beyin hali:))

Perşembe, Kasım 06, 2008

Uçurtma Avcısı




Ağustos ayının çok sıcak günleriydi.
İzinli olduğumdan tüm gün evde vakit geçiriyorduk.
Hava öyle sıcaktı ki ancak gecenin ilerleyen saatlerinde
hafif bir esinti çıkardı.
Ben, işte tam da bu en güzel saatlerde yatakta kitap okur olurdum.
'' Uçurtma Avcısı ''elime aldığım andan itibaren beni öyle etkiledi ki,
gece 3 olsa da ben hala kitap okur oluyordum.
İnanılmaz bir dostluk öyküsü.
Dostluk , kardeşlik, sadakat adına ödenen büyük bir bedel.
'' Bugün neysem, 12 yaşındayken, 1975 kışının o karanlık,
buz gibi gününde oldum '' diye başlıyor kitap.
İnsanın içine işleyen çok cümle var.
Kitabı gözyaşları içinde okudum.
O kadar akıcı bir dille yazılmış ki,
olayların içinde kendinizi kaybediyorsunuz.
Elinizden bırakamıyorsunuz.
'' Senin için bin tane olsa yakalarım '' sözü kulaklarınızda çınlıyor.
Ve '' yeniden iyi biri olmak mümkün''.
Kitabı bir solukta bitirdim.
Daha öncesinde filminin DVD' sini de almıştık.
İyi ki önce kitabı okumuşum.
Kitap herzamanki gibi daha güzeldi.
Ama okuduklarımı ekranda görmekte keyif verdi bana.
Sonunu bilsem de yine de çok heyecanla izledim.
Okuduğum zamandan bugüne epey vakit geçti.
Ancak beni o kadar etkilemiş ki zaman zaman aklıma geliyor.
Hele de ne zaman gökte bir uçurtma görsem,
Emir ile Hasan' ı düşünüyorum.
Onları unutmak ne mümkün !

Çarşamba, Kasım 05, 2008

Sarı yapraklar



Sarının, turuncunun , kırmızının en güzel olduğu günler.
Ağaçlarda kuruyan yapraklar yürürken birden önünüze düşebilir.
Neredeyse gökten yaprak yağmakta.
Benimse her seferinden aklımdan hep
'' düşen bir yaprak görürsen ''
demek geçiyor.
Şarkıyı mırıldanıyorum içimden.
Sokaklar yaprak yığınlarıyla dolu.
Gökte bulutlar köpük köpük.
Herşey sanki bir ressamın tablosundan çıkmışcasına.
Çok seviyorum böyle günleri.
Saatlerce yürümek istiyorum,
Neva yapraklarda yuvarlanmak,
yığınların içine atlamak istiyor.
Çeşit çeşit yaprak topladık.
Hepsi bir torbada bekliyor.
Geçen yıl sonbahar bu kadar güzelmiydi hatırlayamadım.
Ama bu sene tüm ağaçlar çok güzel.
En güzeli fotograf çekmek.
O yaprağı da şu ağacıda.
Yoksa unutuyoruz herşeyi.
Baksana daha geçen hafta olanlar bile unutulmaya yüz tutarken...

Pazartesi, Kasım 03, 2008

Mutlu anlar




Haftasonu tıpkı iki kız arkadaş gibi dolaştık.
Birbirimize vitrinleri gösterip,
beğenmediklerimize burun kıvırdık.
Menüden istediğimizi seçip yemeğimizi paylaştık.
Dönüş yolunda düğün arabasının başına gelene üzüldük,
beraber '' tüh ''dedik.
Markete uğradık,
rafdan sevdiğimiz çikolatalı pudingi aldık.
Birazda fındık aldık kurabiye için.
Pazar günü sabahtan başladık kurabiye yapmaya.
Unu sen ekledin,
ben karıştırdım,
fındıkları sen koydun içine.
Yuvarlaklar yaptın bana beğendirmeye çalışarak.
Şekilsiz de olsa senin kurabiyelerin oldu onlar.



Yemek programını izledik.
Notlar aldık gazete kağıdının köşesine.
Kalem için çekiştik durduk seninle.
Ben istedikçe sen inat ettin.
Yine inadından yatakta değil de koltukta uyuya kaldın.
Bir de günün en güzel anı,
tıpkı babanın sana hazırladığı gibi,
büyük bardağa koyduğum '' didolu sütü '' içip bitirmen oldu.
Bir de bu özlem olmasa !!

Perşembe, Ekim 30, 2008

Boya

 
Posted by Picasa


Sabah erkenden uyanıyoruz.
Önce biraz çizgifilm,
çikolatalı süt,
yanında az da olsa keyfe göre bişeyler.
Bazen omlet,
bazen fıstık ezmeli ekmek.
Bazen de hiçbir şey!
Sonra salonun ortasında sana ait olan masaya kuruluyorsun.
Yapboz yapıp, tokalarını sergiliyorsun.
Suluboya yapıyoruz.
Hiç karışmıyorum.
Keyfin nasıl isterse öyle.

 
Posted by Picasa


Renkleri karıştırıp suları döküyorsun.
Ellerin boya içinde,
minik parmakların sudan buruş buruş.
İşini son derece ciddi yapıyorsun.

 
Posted by Picasa


Bütün renkler karışıyor.
Ama sen, ellerin işin içinde olunca zevk alıyorsun.
Tıpkı makarnayı tek tek elle yediğin zamanlardaki gibi.
Bir süre sonra yorulunca ellerini bana doğru uzatıyorsun.
'' Annecim ellerimi yıkar mısın ? ''
Beraber banyoya gidiyoruz.
Bu seferde lavabo renk renk oluyor.
Ellerinden boyalar akarken sen bir iki damla da aynaya su sıçratıyorsun.
Geriye boyalı lavabo,
ıslak örtü,
renk renk kağıtlar kalıyor.
Tüm yaşanmışlıklara şahit.
Bir de senin yüzünde ki mutluluk!

 
Posted by Picasa

Çarşamba, Ekim 29, 2008

Geçmiş olsun!

Blogger tekrar yayında.
Umarım artık üzülmeden, herkes blogunu rahatça yazar,
bizler de okuruz.
Tekrarlanmaması dileğiyle!

Pazartesi, Ekim 27, 2008

İncelikler



Haftasonu Neva ile bol bol fotograf çektik.
Sonra yengesinin aldığı kitabı inceledik.
Bazen yapılan ince davranışlar insanı çok mutlu ediyor.
Bir akşam bize gelirken almış yengesi bu kitabı.
İçinde de çok güzel bir not.
Benimde hoşuma gideceğini düşünmüş, kendine alırken
beni de unutmamış.

Kitap Timaş yayınlarından. '' 365 cıvıl cıvıl etkinlik ''
Her biri yapması keyifli önerilerle dolu.
Bir kere çocuk olmakta gerekmiyor.
Öğretmen ol, içinde çocuk neşesini kaybetmemiş ol,
yeter ki biraz boya, biraz kağıt olsun.
Parmak izlerinden suratlar,
kağıtlardan dondurma külahları yap renk renk.
Kuşlar çiz şekil şekil ya da keçeden bir fil yap.
Ya da sayfalar arasında kaybol.
Elinde keçeli kalemle toplantı defterinin köşesine bir kuş çiz.
Canın sıkıldıkça aç kitabı, sayfalarda kaybol.



İnsanı mutlu etmek ne kadar da kolay aslında.
İncelikler yaşamı keyifli hale getiren !

Bunlar da Neva ' nın çektiği fotograflar.
Bir türlü izin vermedi bana.
Sonunda o da elinde makina kitabı fotograflamaya başladı.
Tekrar teşekkürler Kübra ' cım!

Pazar, Ekim 26, 2008

Sansüre Hayır

Ne yazık ki birilerini cezalandırırken o kişileri ya da adresleri değil de,
kolay yol seçilerek tüm kullanıcıların hakları ellerinden alınmış oluyor.
Şaka gibi!
Tam taşındım derken!
Ama yine de kapıdan değil de bacadan da olsa başka yollarla yine bloglarımıza gireceğiz.
İşin kötü tarafı blogunu açınca insanın sanki suçu işleyen kendisiymiş gibi bir yazıyla karşılaşması!
Blogger' a girmek için www.ktunnel.com ya da www.vtunnel.com yaz.
Bu adreslerle de olsa bloglarımızı güncellemeye komşularımızı okumaya devam edeceğiz.
Umarım en kısa zamanda yasak kalkar ve bloglarımıza legal yollarla girer, yazar,çizeriz.
Bir süre daha sanırım hem blogcuda hem blogger da yazacağım!

Cuma, Ekim 24, 2008

3,5 yaş!


Annesinin bebeği,
Babasının hayatı,
Amcasının meleği,
Babaannesinin aşkı,
Anneannesinin balı,
Artık tam 3,5 yaşında !
Zaman öyle hızlı akmış ki, bu geçen sürede sanki sen hep bizimle beraberdin.
Seninle beraber uyanmak, yemek yapmak, çizgifilm izlemek öyle keyifli ki!
Zaman zaman keçi inadın tutsada fazla uzatmadan hemen vazgeçiyorsun.
Ama hani beni zorla soktuğun mağazada herkesin önünde '' anneeee ama hep kendine alıyorsun bana hiç bişey almıyorsun '' diyerek beni şoka sokmanı, sonra oldukça süslü, parlak kolyeye sarılıp '' bunu istiyorum '' diye kendini yerlere atmanı da unutmadım:)
Sonra tüm gün ve hatta yatarken elinde süslü yüzüklerin, boynunda kolyelerin salınarak dolaşmaların, bir oje için dakikalarca ağlamalarında ayrı!
Galiba biraz süslüsün:)
Sabah ben işe giderken hazırlanma telaşında sen yavaşça yanıma gelip yatağın üzerine uzanıyorsun. Ben hiç fark etmemiş gibi yapıyorum. Sonra birden kıskançlık kriziyle '' ben de ruj '' isterim diye başlıyorsun mızmızlanmaya.
Gönlünü almak çok kolay. Hemen aklıma gelen başka bir fikirle seni oradan uzaklaştırabiliyorum. Neyse ki yani!
En sevdiğin benim çekmecemi karıştırmak.
Kutulardaki kolyeleri, küpeleri sıralamak.
Bazen de ağlama krizleri yaşanıyor, bu küpeyi bana tak diye.
Meleğim senin kulağında delik yok dediğim de iyice çileden çıkıp kulağının içini gösteriyorsun nolur oraya tak diye:)
Ayaklarına zorla oje sürdürüp sonra çorapsız geziyorsun.
Neymiş ojelerin gözükmezmiş!
Ben bile bukadar sık oje sürmüyorum!
Sen hayatımızın neşesi, canımın içisin.
Bana sıkıca sarılıp '' misss, misss gibi kokmuşsun '' dediğin de,
işte o an dünya duruyor ve geriye sadece sen kalıyorsun.



Posted by Picasa

Salı, Ekim 21, 2008

Kaçamak


Öğle tatilinde küçük bir kaçamak yaptık.
Kalabalıktan, gürültüden uzakta,
Seğmenler Parkı' nda,
güneş bizi ısıtırken,
birşeyler atıştırdık,
üzerine tatlı niyetine acıbadem kurabiyemizi paylaştık.
BaBa_HaKaN' la kendimize ayırdığımız 1 saatlik zamanda,
başbaşa vakit geçirdik.
Sonra neden parklar sadece köpek gezdirenler ve kaçamak yapan sevgililerin
diye düşündük.
Oysa ki yabancı bloglardan da görüyorum ki,
çocuğunu alan,
yere bir örtü seren parklarda.
Bizse sadece kıyısından köşesinden,
şöyle bir uğruyoruz.
Neyse ki biz güzel vakit geçirdik.
Temiz hava,
terletmeden tatlı tatlı ısıtan güneş.
En sevdiğim vakitler,
en sevdiğim havalar.
Benim zamanlarım bunlar.

Posted by Picasa

Pazartesi, Ekim 20, 2008

Sonbahar



Sonbaharın en güzel günleri.
Hava güneşli, gökyüzünde bulutlar birbirini kovalıyor.
Arada güneş bulutların ardına saklansa da son günler de hep bizimle.
Haftasonu biraz açık havada dolaşalım istedik.
Hiç plan yapmadan yazın Ankara' lıların uğrak yeri Ahlatlıbel' e gittik.
Sıcak havalarda neredeyse çimlerde oturacak yer bulamazken bu kez çok az insan vardı.
Bir kısım da sırf keyif için çimlere uzanmış yada sandalyelerinde oturmuş,
bir yandan çay-kahve içiyor bir yandan da gazete okuyordu.
Biz de yanımızda getirdiğimiz topumuzla oynadık.
Kaydıraklar ıslak olduğu için park kısmında oynamadık.
Ama çimlerde bol bol koştuk.
Top oynadık.
Gökyüzüne baktık.
Kozalak topladık.
Neva ağaçtan düşen kestaneleri topladı.
Yeşillikler üzerinde ailece, 3 kişi , kutu kutu pense oynayan bir tek biz vardık:)
Çok eğlendik.
Gökyüzünü seyrettik.
Çimlere uzandık.
Etraftaki kedileri sevdik.
Gözleme yedik.
Hiç planlamamıştık ama,
iyi ki evden erken çıkmışız (sonra hava kapandı),
iyi ki çimlerde top oynamışız.
Dönüş yolunda Neva '' Anne çok mutlu bir gündü değil mi '' derken,
tatlı bir uykuya daldı.




Perşembe, Ekim 16, 2008

Çilek




Günün en güzel dakikaları,
uyku saati yatakta sohbet ettiğimiz anlar.
Dün gece konuşuyoruz yine seninle.
- Neva' cım en sevdiğin meyve hangisi söyle bakalım.
- Çilekkkk! Anne hani sen bana çilek alacaktın.
- Tatlım çilek mevsimi geçti, havalar ısınınca alırız.
- Ama öyle olmaz. Ben çileği çok severim. Misss gibi çilek kokar. Hıhh ben sana küstüm.
- Tamam bak şimdi başka birşey sorucam.
- Anne kolun misss gibi çilek kokuyo!!
- Tamam kızım çileği unutalım. En sevdiğin renk?
- Pembe, sonra kırmızı, mavi, turuncu, pembe, sarı, pembe... ( bilinen tüm ana ve ara renkler sayıldı. )
- En sevdiğin çizgifilm?
- Tarçınnn anne, bilmiyo musun! Tabi ki '' çilek kız '' da var.
-Peki Tarçın' da en çok kimi seviyosun.
- Nurçiiin.
- Hımm. En çok ne giymeyi seviyosun. Etek mi, pantolon mu ? Ne mesela.
- Şöööyyyyle kabarık parlak elbise. ( elle tarif edilir )
- Saçlar ?
- Tokaları seviyorum anne fakat takmayı sevvvmiiyorum.
- En sevdiğin yemek ?
- Bezelye tabii!! ( Neee, hiç duymadım. Nezaman yedin ki ? )
-Hadi Neva' cım artık yatalım bak geç oldu.
- Anne neden yatıyoruz ki? Bak bir fikrim var, ben bi babama bakıp geleyim.
- Ahh Neva nerden çıktı şimdi bu. Bak o kadar röportaj yaptım seninle.
- Ben uyumayı sevmiyorum. Hem neden karanlık oluyo, anneeee güneşşş çıksın. ( ağlama numaraları )
Ah tatlım bu aralar öyle hızla büyüdün ki !
Fikirlerin hiç bitmiyor, inatçılığın son hızla devam ediyor.
Saçlarının ucundan kesmek için neler çektik.
İstemediğin hiçbir şeyi yapmıyorsun.
Çorapsız gezme dönemin başladı, havalar soğudu ya.
En çok güneşin gidip karanlık olmasına kızıyorsun.
Uyumak ise sanki sana göre kayıp zaman.
Ama beraber olunca,
yatakta birbirimize sarılınca,
ayaklarını avuçlarıma alınca,
tüm gece tatlı bir uykudayız.
Söz bugün sana oje getirmeyi unutmayacağım!



Posted by Picasa

Çarşamba, Ekim 15, 2008



Taşındık !
Blogcudaki http://nevam.blogcu.com adresinden taşındık.
Tüm anılarımızı, oyuncaklarımızı, boya kalemlerini aldık buraya geldik.
Yeni evimizde, yeni anılar biriktirmeye,
Yaşananları paylaşmaya buraya geldik.
Hayat akıp giderken...
Herşey devam ediyor...
Posted by Picasa

Salı, Eylül 16, 2008

Hayvanat Bahçesi




Ankara' da sonbahar kendini iyice hissettirmeye başladı. Sabahları serin esen rüzgar, ince hırkalar, geceleri hafif üşümeler, biraz daha kalın battaniyeler, ayağa giyilen çoraplar.
Hepsi de en sevdiğim mevsimin işaretleri.
İnsanı kasıp kavuran, kendini bezdiren sıcaklar gitti. Bu hafta hava daha da serinleyecekmiş.
Bu demek oluyor ki, içilen sıcak çaylar içimizi daha bir ısıtacak, akşam erken kararan gökyüzünde yıldızlar hemen çıkacak.



Hayvanat bahçesi gezimiz çok sıcak bir pazar günü ağustos ayının son günlerinde gerçekleşti. Uzun zamandır Neva' yı götürmeyi düşünüyor fakat hep erteliyorduk. Eskişehir' den Barış gelince ve o da hayvanat bahçesine gitmeyi çok istediği için hadi dedik artık gidelim.
Benim gitmeye pek gönüllü olmama sebebim malum '' kene '' haberleri. Fakat gidince kapıda bir yazı ile karşılaştık. Burada düzenli olarak kene ilaçlaması yapılıyor diye. Yazı içimizi pek rahatlatmasa da yine de tadını çıkarmaya çalıştık.
Yıllar önce gitmiştim hayvanat bahçesine. Ama bunca yıl pek bir değişiklik olmamış. Hatta kimi hayvanlara kokudan yaklaşmak imkansızdı.

Bir tek ayılar artık kapalı kafeste değil, onlara açık bir alanda etrafı elektik telleriyle çevrili bir alan yapmışlar. Ama genel olarak bence herşey çok üzücüydü. Hayvanlar kafeslerinde öyle yatıyor, doğal ortamlarından uzakta, bitkin bir halde köşelerine çekilmişlerdi.

Neden bizde de yurtdışında ki gibi güzel hayvanat bahçeleri yok diye düşündüm.
Neva sıcağında etkisiyle epey mızmızlandı.
En çok '' züfata'' yı merak ediyordu. Onunla bol bol fotograf çektirdi.
Filin olduğu yerde, boş bir alan ile karşılaştık çünkü geçen yıl fil ölmüş.
Aklımıza bir de yine önceki yıl kaçan piton yılanı geldi. Yılanların ve balıkların olduğu yeri sevmedi.
Çok karanlıktı.
Ama en sevdiği çizgifilm olan Winnie the pooh' daki Tigger ' ı görünce çok sevindi.
Bak ailesini bulmuş dedik.
Şimdilerde ise ençok dinazorlara takmış durumda. Hem de ağzını kocaman açanlara.
Sonbahar tüm güzelliğiyle geliyor.
Artık evlerin sıcacık odalarında güzel vakit geçirme zamanı.

Pazartesi, Ağustos 11, 2008

Hem fotografçı hem Rapunzel


Tüm cumartesi günü babanın sana yaptığı fotograf makinasıyla gezdin.
Kendine göre fotograflar çektin.
Hadi bana gülümseyin dedin.
Üstelik düğmesine basınca inek sesi çıkarıyor bu makina :)
Ben de senin fotograflarını çektim.
Günün sonunda yorgunluktan arabada koltuğunda otururken birden farkettin
'' aaa fotograf makinam yok ''.
Başladın ağlamaya.
Sana söz verdik baban yarın bir tane daha yapacak diye.
Sabah erkenden uyandın.
Yanımıza geldin.
İlk sözün '' anne fotograf makinam nerde. Hani babam yapacaktı ''.
Kahvaltıdan önce yeni bir tane yapmaya çalıştı baban.
Bu seferde bu ses çıkarmıyo diye ağladın.
El kuklasının içindeki ses çıkaran düğmeyi koyalım dedik, sen inek sesi istedin.
Tüm bunlar da olmayınca senin fotograf makinası sarı kurdeleli bir dürbüne dönüştü.
Boynuna astın onunla dolaştın.
Pazar günü görmeye gittiğimiz bebeğe göstermeye götürdün.
O da ne!
Dönüş yolunda bu seferde dürbün kalmıştı orada.
Aklıma geldi ama hiç sesimi çıkarmadım.
Ta ki sen yine sabah erkenden kalkıp yanıma geldiğinde
'' anne dürbünüm nerde '' diyene kadar.
Uyuma numarası yaptım, hiç sesimi çıkarmadım.
'' tüüühhh bebekte kaldı, ama neyse babam yine yapar '' dedin.
Dedin ama evde ne boş bir tuvalet kağıdı rulosu ne de ses çıkaran bir düğme kaldı!


Nezaman fotograf çekmeye kalksam suratını şekilden şekile sokuyorsun,
binbir numara yapıyosun bana. '' anne sen komik bir annesin ''
diyorsun ama sen bir de şu fotograflara bir bak :)



Ahhh saçların.
Eskiden toka takmayı çok severdin, şimdi ise asla toka istemiyorsun.
Azıcık kestirelim dediğimiz de inanılmaz gözyaşları döküyorsun.
Neymiş beline kadar uzayacakmış.
Hem Elmo ' da rapunzel olup saçlarını uzatmamış mı !!

Perşembe, Temmuz 31, 2008

Yeni kitaplar


İki yeni kitap. İkisi de öyle özenle hazırlanmış, sevgiyle yazılmış ki!
Tijen İnaltong yazmış.
Ama siz okurken sanki onunla tatlı bir muhabbettesiniz.
Eski bir dostla karşılaşmış, heyecanla oturulmuş, eskilerden bahsetmeye başlamışsınız.
Sohbete sıcak bir çay ya da kokusu üzerinde bir kahve eşlik ediyor.
Sevgili Tijen öyle güzel yazar ki onun yazılarını okuduğunuz da sizde orada olmak, sade bir hayat sürmek, yemeklerden tatmak istersiniz.
Çocukluğunuza ait detaylar aklınıza gelir aniden.
Büyüklerin gündelik hayatta hep yaptığı ama sizin farkında olmadan kayıt altına aldığınız şeyler.
Vita teneke kutularında yetişen sardunyalar ya da tesadüfen gördüğünüz çocukluğunuzun lezzeti alıçlar gibi heyecanladırır sizi.
Pazarları hep severim.
Bol yeşillik, taze sebzeler, meyveler.
O kargaşa, koşturmaca.
Satıcıların çığırtganlığı.
Büyük şehirlerde artık vakit kalmıyor pazara gitmeye.
Bu yüzden de manavların, marketlerin tezgahlarında en tazesini bulma yarışındayız.
Oysa Tijen ' in yazılarını okuyunca, hele de onun pazar hikayelerini dinleyince hemen en yakın pazara gitmek isteyeceksiniz.
En yeni, en taze kitabı '' Turunç kokulu düşler '' işte tam da böyle güzel pazarları anlatıyor bize.
Yıllarca her Burhaniye ' ye gittiğimiz de pazarına gider, Ege' nin yeşilliklerine orada dokunur koklardım.
Tijen ' de hep anlattı zaten Burhaniye pazarını.
Bu kitapsa bize Antalya' yı anlatıyor.
Tabii yazarın gözünden bambaşka.
Antalya' yı sıcağından dolayı hiç sevmem.
Ama Tijen onu bize bir anlatıyor ki siz de baharda orada olmak isteyeceksiniz.
Üstelik kitabın için de birbirinden güzel tarifler var.
Yani sadece yemek kitabı değil bu.
Ya da sadece anılar da yer almıyor.
Hayatın ta kendisi.
'' Cıvıltılarıyla uyandığım kuşlar, sokağa adım atar atmaz karşıma çıkan Akdeniz, içimi sevinçle dolduran çiçekler, ağaçlar, meyveler... Antalya' da en çok bunları seviyorum. Başka neler sevdiğimi öğrenmek istiyorsanız onlar da kitabın sayfaları arasında gizli. Bir güzel çay demleyin ya da evde demlemeyi boş verin , şöyle güzel manzaralı ve sakince bir çay bahçesine gidin, başlayın okumaya. İçiniz biraz ferahlar , yüzünüze derin bir gülümseme yerleşirse sayfaları karıştırırken, biraz iştahınız açılırsa ya da ah şimdi Antalya ' da olsam , dedirtebilirsem size, amacıma ulaşmış olurum. Tabii bir de benim Antalya' mı tanıtabildiysem, görevim tamamlanmış demektir '' diyor kitabının tanıtım yazısında.
Gelelim ikinci kitaba,
aslında ilkönce o çıktı bu yaz.
'' Mutfaklardan taşan öyküler '' ise içinde birbirinden güzel öyküler barındırıyor mutfağa dair, yemeğe dair.
Kemah' tan Bozcaada' ya, Tokat' tan Kastamonu' ya, Niğde' den Burdur'a kadar pekçok yer var öykülerde.
Yeni eski mutfaklar, öyküleri, insanlarıyla sizi alıp götürüyor.
Diyorsunuz ki birgün yolum düşerse ben de oralara gitmeliyim, bu tatları denemeliyim.
Herbiri çok emek ve sabırla yazılmış iki kitap.
Üstelik bukadar üretken bir yazarın elinden çıkmış.
Ne diyeyim bize de alıp okumak düşüyor, teşekkürlerimizi sunarak.

Pazartesi, Temmuz 28, 2008

Minik eller mutfakta


Haftasonu etkinliklerimiz:
Küçük eller mutfakta!
Artık ben nezaman mutfağa girsem ben de yardım edicem diye yanımda bitiveriyorsun.
Sofra hazırlanırken, eğer seni çağırmamışsak dudaklarını büzüp geliyorsun ben de kaşık, çatal götürücem diye.
Çekmeceyi açıp herkese kaşık çatal seçiyorsun.
Onları tam da sofrada kim nereye oturuyorsa oraya yerleştirip, peçeteleri getiriyorsun.
Bu iş artık senin görevin olup çıktı.
İçeride oynarken birden gelip '' anne mis gibi kokular geldi burnuma '' diye yüzündeki hınzır ifadeyle mutfağa giriyorsun.
Hani beni neden çağırmadın ya da ben ne yapsam acaba diye.
Salatayı ben doğruyorum sen tabağa yerleştiriyorsun.
Kaynayan suya makarnaları beraber atıyoruz.
Pişmiş mi diye mutlaka sen de bakmak istiyorsun.
Senin de bir tahta kaşığın var karıştırmak için.
Damak zevkin ve koku alma duygun çok gelişmiş.
Seni kandırmak neredeyse imkansız.
Pasta kurabiye yaparken unu sen eliyorsun.
Henüz yumurtalara dokunmana izin yok.
Beraber kurabiyeleri yuvarlak yapıyoruz.
Gündüz babaannenle izlediğin yemek programlarını akşam bana anlatıyorsun.
'' 2 bardak un, biraz tuz katıp karıştırıyoruz anne''
Babaannen tarifleri yazarken ille de kalemi sen alacaksın,
'' öyle değil babanne bak böyle yazılır '' diyeceksin
'' hem unu da yazmayı unuttun ''
İstemediğin ya da kokusunu beğenmediğin birşeyi asla yemezsin.
Yumuşak şeyleri sevmezsin.
Ama karpuzu kollarından akıtarak yemeyi,
portakalı tekerlek gibi kesilmiş yemeyi seversin.
Elmaya tarçın dökerek,
çileği pudra şekerine batırarak yemeyi tercih edersin.
Kavunu sevmezsin hatta beyaz karpuz bu dersin.
Haftasonları omlet yemeyi,
makarnalardan spagettiyi seversin ama salçalı.
Köfte yuvarlak olsa,
süt soğuk olsa,
pohaça sıcak,
elma yeşil ve eksi.
pilav da üstünde tavukla.
Tüm bunlardan anlaşıldığı gibi her yemeği sevmezsin.
Ama yediğin zamanda ellerinle tadını çıkararak yersin.
Eminim büyüyünce iyi bir aşçı ve gurme olacaksın,
şimdinin minik aşçısı.

Perşembe, Temmuz 24, 2008

Oyuncak


Hava inanılmaz sıcak.
Üstelik klima olmayan bir işyeriniz varsa bu daha da çekilmez oluyor.
Herkes koridorda dolaşıp duruyor.
Çalışmak gerçekten de çok zor.
Öğlen eve giderken ağaçların gölge yaptığı kısımlardan yürümeye çalıştım.
Ama resmen sokaktaki asfaltlar erimiş.
Dışarıda hiçkimse yok.
Hatta kedi ve köpekler bile görünmüyor.
Eve gittiğim de Neva babaannesiyle dolabını düzeltmişti.
Artık pek yüzüne bakmadığı yapbozlar sıralanmış,
oyuncaklar düzenlenmiş.
Hatta dolap içlerinde olanlar bu sefer dışarı çıkmış.
Artık gözümüzün önündeler.
Amcası hasta biraz Neva ' nın.
Bugün evde.
O da küçük hasta bakıcı olarak onunla beraber çorba içmiş.
Kocaman bir bardak dolusu suyu amcasına götürmeye çalışıyordu.
Amcasının başından ayrılmıyor.
Bir koltuğa o uzanmış bir koltuğa Neva.
Bugün çok akıllı, uslu ve şirin kız edalarında.
Bahçede ki çiçekler, ağaçlar susuz.
Neva ençok girişte ki gülün solmasına üzüldü.
Ama Mustafa abisi söz verdi,
onun için tam girişe Neva 'nın istediği yere bir gül dikecek.