Salı, Ekim 31, 2006

Bir sonbahar günü işte!


Yapraklar sararıyor,
yağmurlar yağıyor,
mevsimler hızla değişiyor..
Zaman çok hızlı akıp gidiyor,
çocuklar soğuk havalarda evde mahsur kalıyor,
dökülen yaprakları süpüren adama inat gökten hızla yapraklar düşmeye devam ediyor,
bir kedi sarı renklerin cazibesine kapılmış çıktığı ağaçtan inemiyor,
bir kadın ve adam bir sandalye bulma telaşında,
çıkıp kediyi kurtarma çabasında,
bir araba yer kalmamış sokakta park yeri arıyor,
çiçekçi karanlık havaya inat renk renk çiçeklerini sıralamış köşede,
bir anne pembe paltolu kızını hızla çekiştiriyor geç kaldık diye,
küçük kız dantel çoraplı annesinin elinden tutmuş küçük adımlarla yetişmeye çalışıyor,
işe geç kalmış adam hızlı hızlı yürüyor,
bahçede ki köpek yine miskin miskin otuyor,
simitçi sıcak simitlerle geçiyor,
biri daha pastaneye uğramış,
yağlı pohaçalardan bir tane de o almış,
iki kardeş servis bekliyor,
gökyüzüne yükselen ağaçlar sokağı ne de güzel yapmış,
bir de şu arabalar olmasa,
bahçe duvarı boyunca sarmaşıklar kırmızıya dönmüş,
gökyüzü karanlık,
insanlar koşturuyor,
şu kadının gömleği de hiç olmamış,
akıp giden zamana inat
sanki hayat ve herşey aynı,
oysa bir anımız bir anımız gibi değil,
düşünceler gibi değişmekte zaman da,
Neva hızla büyüyor,
şimdi evde oyuncaklarıyla oynuyor, ütü yapıyor,
dışarısı soğuk,
içimse sımsıcak,
akan zamana inat,
nasıl olsa durduramayacağım zamanı deyip
bir koşu gittim,
zencefilli çay aldım kendime,
şimdiyse radyodan şarkı tutuyorum
fal misali hem kendime hem de hepimize
Bir sonbahar günü işte...

Cuma, Ekim 27, 2006

Birikenler


Bayram tatilini beklerken o da çabucak geldi geçti. Bu tatil çok kısa sürdü, ben hiçbirşey anlamadım! Şu iki gün daha tatil olsaydı çook güzel olacaktı!!!
Cumartesi günü Neva ' nın 18. ay kontrolü vardı. Doktorumuza gittik. Hem kontrol hem de aşı olacaktık. Geçen sene Neva ' nın ateşlendiği bir gün gittiğimizde epey bir kan vermiştik ve Neva ağlamaktan ben de çaresizlikten perişan olmuştuk. O gün bugündür artık her doktora gidişimiz bir macera oluyor. Giderken en güzel cicilerimizi ve '' elbi '' lerimizi giyiyoruz. Güle oynaya gidip, bekleme salonunda ki oyuncaklarla oynuyoruz, kaydırakta kayıyoruz. Ne zaman ki odadan içeri giriyoruz o zaman çığlıklar başlıyor işte ! Bana yapışıyor ve inanılmaz bir şekilde ağlamaya başlıyor. Doktorumuz da ne yapacağını şaşırıyor, zorla üzerini çıkarıyoruz kucağımda muayene oluyor, tartılamıyor bile. Aşısını da başka oda da yapıyoruz. Doktorumuzun söylediğine göre bebekler asla unutmazmış. Mutlaka hatırlıyor diyor. Zaten aşı olupta başka birşey olmayacağını anlayınca doktorumuza öpücük yolluyor bir yandan da eliyle kolunu gösterip ufff diyor:) Bir daha ki gidişimize kadar ödevimiz doktorculuk oynamak, doktor seti almak. Yoksa bunun kalıcı bir korku olmasından korkuyorum. Bakalım artık ne olacak!
Geçtiğimiz günler hem yorucu, hem de keyifsiz geçti. Canım istemedi, içimden gelmedi yazmak. Zaten ucunu bir bırakınca tekrar başlamak zor oluyor.
Bu arada yeni oyunlara başladık. Yeni kelimeleri söylemeye çalışıyor bu da çok hoşumuza gidiyor. Bu aralar merakımız diş fırçası. Neva doğmadan güzel bir set almıştık. İçinde tırnak makası, törpüsü, fırçası, tarağı ve diş fırçası vardı. Şimdi diş fırçasını kullanmaya sıra geldi. Elimizde fırça öyle geziyoruz. Yalnız tek sorun Neva ' nın fırçayla sadece dişlerini temizlememesi. Fırça duvarlar, dolaplar içinde kullanılıyor:)) Diyorum ya benim kızım çok temiz. Elinde ya sarı bez ya da fırçası var:)) Artık saklamak zorunda kaldık. Ama bizde görünce hemen istemeye başlıyor:)
Tatil Neva ' ya çok iyi geldi. Herkes tarafından sevildi, kucaklarda gezdi. Tam anlamıyla '' hanım kız '' oldu. '' Hadi kızım hanım kız ol '' dediğimizde kollarını iki yanda birleştirip hanım oluyordu. Daha minikken bunu yaptığında herkes bayılıyordu:)) Kalabalık görünce uslu uslu durdu, hiç ağlamadı. Çok hoşuna gitti.
Benim içinse günler çok çabuk geçiyor. Bayram ziyaretleri bitti ve işe geri döndüm. Neyse ki hava güzeldi. Güneşin yüzünü göstermesi insanın içini ısıtıyor. Bu aralar favori şarkım Nazan Öncel ' den '' aşşşkıııım baksana bana''. Ne zaman radyo da duysam çok keyifleniyorum:)) Dün ilk iş yeni albümünü almak oldu. Dilimde sürekli '' dünyayı kurtaran adam nerdeeee''.

Öğle arasında BaBa_HaKaN' la yemeğe çıktık. Sonrasında kitapçıya uğradım. Yeni bir sürü kitap aldım.Arada başbaşa böyle kaçamak yapmak çok iyi oluyor:) Kitaplar, taze kahve kokusu, soya soslu noodle...Hımmmm, nefisti!

**Dip not: Bu arada Neva' ya '' Veli kurabiyesini bitirince ne yapıyor '' diye sorunca fotografta ki gibi dilini çıkarıyor. '' Veli ' nin kurabiyesi '' kitabımızın adı. Veli kurabiyesini bitirince '' mımmmm nefis '' olmuş diyerek dilini çıkarıyor da:)

Pazartesi, Ekim 09, 2006

Anne sütü, Emzirme Haftası


1-8 Ekim tarihleri arası ülkemizde ve dünyada '' Emzirme Haftası '' olarak kutlandı. Gün geçtikçe özellikle gelişmekte olan ülkelerde anne sütünün yerini mama ve türevleri almakta, annelerin iş hayatında yer almasıyla birlikte de emziren anneler giderek azalmakta. Bu hafta da yapılan etkinliklerle '' anne sütü ''nün önemi anlatılmış, dikkatler bu konuya çekilmeye çalışılmıştır.
Artık çokta sıkıntıya girmeden, kendimizi zorlamadan hemen bebek doymuyor diye düşünüp ek gıdaya, mamalara başlandığını düşünüyorum. Bu konuda en büyük sorumluluk bence annede. Çünkü bu iş biraz sabır işi ve tamamen emzirmeyi isteme işi diye düşünüyorum. Tabii ayrıcalıklı durumlar mutlaka olacaktır. Doktorumuzunda desteğiyle ilk 6 ay sadece anne sütü aldı Neva. Bunun için ben de çok mücadele ettim. Etraftan gelen bebek doymuyor, aman ne olacak az biraz mamaya başla rahat edersin sözlerini kulak arkası edip emzirmeye devam ettim. Biliyordum ki bir annenin evladına verebileceği en güzel hediye en önemli miras kendi sütünü vermek. Anne sütü alan bebekler ileriki yaşlarında da pekçok hastalıktan korunmuş oluyor. Kanser, damar rahatsızlıkları, kalp krizi riski bunların başında geliyor.
Sadece bebeğe değil anneye de çok faydası var emzirmenin. Bunlardan biri de doğumdan sonra kolayca toparlanmayı sağlıyor, her emzirmede harcanan 500 kaloriyle kısa sürede eski formunuza dönüyorsunuz. Rahim ve meme kanserine yakalanma riski azalıyor. Kemik erimesinden anneyi korur, kansızlık ihtimalini düşürür.
Saymakla bitmez faydaları, ama ben ilk aklıma gelenleri sıralayayım:

Dışarı çıktınız mamanız yanınızda hazır,istenilen sıcaklıkta, istenilen miktarda:) Size sadece emzirecek kuytu bir yer gerek. Bu arada özellikle alışveriş merkezlerinde emzirme ve alt değiştirme odaları kesinlikle olmalı, bazen ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Bir tek Real ' de bulabilmiştim.
Bebeğiniz ilk doğduğunda hemen göğsünüze koydular ve bu sizin ilk temasınız! Bundan güzel bir mutluluk olabilir mi:) Hele de o ilk sıvının mucizevi özellikler taşıdığını biliyorsanız daha ne istersiniz. O gözleri kapalı halde emmeye çalışırken siz o ilk acemilikle ne yapacağınızı şaşırırsınız ama o duygu muhteşemdir!
Dünyaya tamamen korunmasız bir halde gelen bebeğin ilk besini olacaktır annesinin sütü. Bu mucizevi sıvı onu her türlü mikroptan, hastalıktan koruyacaktır. Keşke dışarıdaki tüm kötülüklerden de koruyabilse!
Emzirmede en önemli şeylerden biride bebeğinizi emzirdiğiniz pozisyon. Onu nasıl tutacağınız da çok önemli. Güzel ve doğru kavrayamadığı zaman ya boşu boşuna hava yutacaktır ki bu da gaz yapıp sürekli ağlamasına sebep olacaktır ya da emerken yorulacak ve yeterli doyamadığı için aç kalacak ve yine ağlayacaktır. Yılmayın, doktorunuza danışın. Mutlaka tekniği öğrenin ve azimle bebeğini emzirin.
Mutlaka pozitif düşünün. Yok senin sütün yetmiyor mu acaba, tüh bebek aç galiba laflarını hiç duymayın. Bebeğinizi alın, yalnız kalacağınız bir odaya gidin emzirin. O anın güzelliğini yaşayın. Ona dokunun, minik ellerini tutun,kokusunu içinize çekin.Unutmayın ki emdikçe süt dolacaktır. Uykusuz kalın ama emzirin.
Etraftan bir sürü öneri gelecektir. Aman şunu ye süt yapsın, şu da iyidir. Boşverin. Daha sonra o kiloları veremediğinizde sizin için daha moral bozucu olacaktır. Tatlı yemeniz sizi sadece susatır. İşin püf noktası '' su '' içmektir. Vücudunuzda sıvı olmazsa ne ile süt üretilecek. Anne sütünün % 88 sudan oluşmaktadır. Yapacağınız en güzel şey bol bol su içmektir.
Anne sütünü artırmak için ben bir de bol bol rezene, anosan karışımlı çay içtim. Bebeği de rahatlatıyor hem. Bunun dışında hiçbir şey yapmadım. Ama bol bol su içtim. Hatta her emzirmeden sonra 2 bardak su içmek en kolay yol. Öyle şişeyi karşınıza alıp bunu nasıl bitireceğim diye düşünmeye gerek yok.
Bebeğinizle aranızdaki bağ güçlenir. Emzirme süresince onunla yalnız kalırsınız, bebekte güven duygusu gelişir.
Daha pekçok faydası var anne sütünün ve emzirmenin. Benim içinse şu aralar, işten eve döndüğümde bacaklarıma yapışan, terliklerimi getiren prensesimin yakama yapışmasına dayanamayıp onun keyiflenmesini sağlamak için '' artık '' bir araç emzirmek. Böylece bana olan özlemini gideriyor, beni öpücüklere boğuyor, beraber yatakta yuvarlanıyoruz ve bunları sadece ikimiz yapıyoruz. O anlar sadece bize ait! Neva 18 aylık oldu. Çevreden gelen ' e yeter artık ' laflarına da pek katılmıyorum. Çünkü artık uzmanlar 2 yaşına kadar anne sütünün alınmasını öneriyorlar. Hem ne zaman bırakacağına biraz da Neva karar versin istiyorum. Zamanı gelince vazgeçecektir. Sadece akşamları emiyor artık. E o da onun biraz keyif yapması oluyor. Çünkü yemeğini yemiş uykusu gelmişken annesinin sıcak göğsünde uyumak kime güzel gelmez ki :)

Çarşamba, Ekim 04, 2006

Pazartesi, Ekim 02, 2006

Neva ' nın oyunları


Yeni bir ayla birlikte yine zaman ne çabuk geçiyor demeye başladım.
Ekim ayı sonbaharın iyice yaşandığı, belki de kışın soğugunu iyice hissetmeye başlayacağımız bir ay olacak. Akşamları üşüyüp battaniyeye sarılıp film izleyeceğiz yanında sıcak çay ve çekirdekle:) Sonra rüzgar kapımızı çalarken, ağaçların dalları penceremize çarparken bir koşu dışarı göz atıp yağan yağmuru seyredeceğiz yanında bir dilim yeni pişmiş kekle. Sonra akşam ev toplantıları artacak, arkadaşlarla ev de kelime oyunu oynayacağız yanın da çerezler, kurabiyelerle. Yeni tarifler denenecek, yeni dergiler heyecanla açılacak. Sonra arkadaşlarla uzun telefon konuşmaları yapılacak öyle messenger filan değil sesini duyarak, şen kahkalar atarak...
Yeni bir ayla birlikte kızımda büyümeye devam ediyor. Hem de hızla. Mesela artık akşam kapıyı çalınca koşarak gelip '' anne '' diye bacaklarıma sarılıyor. Terliklerimi getirip ayaklarımın üzerine koyuyor yani giy diyor:)
Bu haftasonu çok istememe rağmen blogların buluşmasına katılamadım ama kızımla evde güzel vakit geçirdik. Neler yaptık sürekli oyun oynadık, yemek yedik yattık ! Kuleler yaptık kovalardan ,sonra onları yıkıp güldük, kaçan kovaları koltukların altından topladık. Neva kolaylık olsun diye tersten girip ayaklarını uzattı ama olmadı koltuğun altında sıkıştı bu durumda '' anne '' diye seslendi ben de yardıma koştum. Yeni cicilerini giyip defile yaptık , saç modelleri denedik, bol bol fotograf çektik. Artık o kadar komik ki '' neva' cım hadi gül '' diyorum hemen dişlerini gösterip '' hah ha '' yapıyor. Bunu ilk kez yaptığı için de hem şaşırdım ve hem de çok güldüm. Sonra dişlerimizi saydık beraber. Tam 10 tane minik dişimiz var. Onları yemekten sonra fırçalıyoruz bazen de bulduğumuz bezlerle iyice parlatıyoruz ama neyse :)) Kitap okuduk, biraz da çiçek resmi çizdik. Kuruyan çamaşırları topladık, Neva detarjan kutularını büyük bir hevesle iki eliyle sürükleyip salona kadar taşıdı ama yanlış yerdi tekrar banyoya taşıdık. Makinaya Neva ' nın çamaşırlarını atarken gözüm bebeklere takıldı. Acaba bişey olur mu dedim ama kafası, kolu kopmadan hepsi bir güzel yıkandı misler gibi koktu. Dışarı çıktık, pisi pisilere baktık onları çağırdık ama gelmediler. Eve gelip yemek yedik. Sonra bebeklerimizi uyuttuk. Neva tüm bebekleri üst üste koyup en üste de yastığı koyuyor. Böylece bütün bebekler bir arada uyuyor, pratik yani:))Görüldüğü gibi aslında daha yaptığımız çok şey var ama ben yazmaktan yoruldum, oldukça verimli bir haftasonu oldu yani:))
Herkese güzel bir hafta ve hayallerinin gerçekleştiği bir ay dilerim.

Perşembe, Eylül 28, 2006

Kısa kısa...


Sonbahar tüm güzelliğiyle yaşanmaya başladı. Bu mevsim Ankara ' da başka bir güzel olur. Sararan yapraklar yerlere dökülmeye başladı. Yürürken önünüze birden bir yaprak düşebilir. Sabahları ve akşamları serin hatta soğuk. Birkaç gündür yağan yağmur yerini güneşe bıraktı. En sevdiğim havalar da başladı. Güneşli fakat serin:)
Uzun zamandır yeni birşeyler yazamadım. Bu arada pekçok şey oldu, Neva biraz daha büyüdü. Haftasonu küçülen kıyafetlerin yerine yeni ciciler aldık. Sonra '' akka '' baktık. Bir oraya bir buraya koşturmaktan çok yoruldum. Üstelik zamanda inanılmaz bir hızla ilerliyor. İşten eve dönüp yemek sonrası Neva ' yı uyuttuktan sonra bir bakıyorum ki hiç halim kalmamış. Her gece '' yarın daha erken uyuyacağım '' desemde mutlaka birşey çıkıyor ve yine geç yatıyorum.
Bu aralar Neva ' yla sarmaş dolaş beraber yatıyoruz. Kızım benim en iyi arkadaşım:) Oyunların yanı sıra bana ev işlerinde yardıma devam ediyor. Dün babaannesinin söylediğine göre tüm koltukları silmiş tabii sarı beziyle:))
Artık söyleneni anlayıp kendi de birşeyler anlatıyor. Televizyonda reklamdaki bebekleri görünce hemen öpücük yollayıp el çırpıyor. Dans çalışmalarımız devam ediyor.
Havanın güzel olduğu anları fırsat bilip dışarı çıkıyor. Arabasına kurulup arkaya yaslanıp '' keyfini çıkarıyor ''.
'' hadi kızım yaslan keyfini çıkar '' dediğimizde hemen arkaya yaslanıyor. Yolda ki tüm kediler '' pisi pisi '' diye çağrılıyor. Zaten Neva ' yı tanımayan yok gibi :) Öğlene doğru benim iş yerime geliyor, pencereden el sallıyorum. Öpücük yollayıp gezmeye devam ediyor. Elinde kurtarıcımız krakerle yola devam...
Ramazan ayıda geldi. Akşam saatlerinde insanların evlerine iftar için koşturduğu, tüm ailenin masada yer aldığı, sıcak pide ile yapılan iftar yemekleri insana ayrı bir huzur veriyor.
Son güneşli günlerinde kıymetini bilip Neva ' yı bol bol dışarı çıkarıyoruz. Yağan yağmurlar beni mutlu etse de güneşin tekrar kendini göstermesiyle anladım ki henüz değil, bir süre daha beklesin kış günleri Biz serin ve güneşli havaların tadını biraz daha çıkaralım:)

Pazartesi, Eylül 18, 2006

Yeni bir hafta başlarken


Haftasonu Neva ile dolu dolu geçti. Birlikte evde olmanın tadını çıkardık. Benimle olduğu zamanlarda neredeyse yapışık gezmeye başladık. Ben de o yüzden yapmam gereken işleri bıraktım beraber oyun oynadık. Yatak keyfimiz herzaman ki gibi sürüyor:)) Sabah beraber '' dora the explorer '' izledik. O da hemen '' dodo '' demeye başlıyor ve beraber şarkısını söylemeye çalışıyoruz. Küplerimizi üst üste koyup resim bulmaca oynadık. Yeni şarkılar söyleyip dans ettik. Neva ' nın favori şarkısı çıkınca ya da hoşuna giden bir müzik olunca dans etmesi var ki hepimizi güldürüyor. Önce eller havaya sonra bir kez kendi etrafında dönüp ellerini dizlerine vuruyor ve omuzlarını kaldırıyor. O kadar komik oluyor ki küçücük boyuyla dans etmesi:)) Artık kızımın büyüdüğünü iyice hissetmeye başladım.
Haftasonu beraber yemek yaptık. O biberleri daha çok yedi ama olsun, yardım yardımdır işte :) Sonra kendinden büyük kovayı çekip getirmeye çalıştı, meşhur sarı bezleriyle yerleri, yüzünü ve en son da dilini sildi:) Ben çamaşır asarken yardım etti. Yani mandalları bana verecekti ama birden balkon da birikmiş suyu fark etti, onu yalamak istedi, olmadı yere oturdu beziyle bir güzel oraları da sildi:)) Mıknatıslı çubuğuyla bir sürü balık tuttuk, kaybolmuş kuzusunu yatağın arkasına düşmüş bulduk bir de bebekken oynadığı içi boncuklu kediyi bulduk ki en güzeli de bu oldu :)) Kovalarını üst üste koyduk, üzerindeki ayının topladığı elmaları saydık, dışarıda ki kediye '' pisipisi '' dedik, yataktan nasıl yüz üstü kayıp düşülür onu öğrendik, bir de yatakta anne görmeden ayağa kalkıp onun ödünü koparmaca oynadık. Yani dolu dolu geçti gerçekten de:)) İyi ki varsın benim kuzum:)
Yeni bir hafta başlarken herkese güzel bir hafta diliyorum!

Cuma, Eylül 15, 2006

Yeni diziler


Nasıl geçti anlamadım. Eylül ayını da ortaladık. Yakında hava çabuk kararmaya, yağmurlar yağmaya başlar. İşten çıkınca koşarak evlere sığınmaya başlarız. Kış gecelerinde en güzel şey kitap okumak, film izlemektir benim için. Fazla da birşey yapamam çünkü uykum gelir ve ertesi güne birşeyler yapmak üzere kendime söz verir yatarım.
Pazartesi okullar açılacak, yazlıkçılar evlere döndü, çocukların okul kıyafetleri alındı, çantalar, defterler hazır. Kış gecelerini evde geçirecek olan bizler için ise televizyonda yeni diziler var. Geçen sezondan tanıdık olanların devamı ve yepyeni diziler. Benim için ise bu dönem bu akşam başlıyor. CNBC-E kanalında üç sezondur izlediğim ve başlamasını merakla beklediğim O.C dizisi başlıyor :)) Bu akşam büyük keyifle ekran başında yerimi alıp televizyon seyredeceğim. Geçen sene dizinin başlıyacağı gün mutlaka hazırlık yapar, çerezler içecekler hazırlanır öyle izlerdik diziyi:) Her nekadar gençlik dizisi olsa da ben seviyorum. Zaten oldum olası böyle dizileri severim.
CNBC-E kanalında başka merakla yeni bölümlerini beklediğimiz dizilerde var tabii. According to Jim, Malcoml in the Middle... İzleyemediğim dizileri ise tekrarlarının yayınlandığı haftasonları izliyorum. Polisiye diziler ise ayrıca ilgi alanımdadır.TRT ' da yayınlanan Kanıt Peşin' denin ardından şimdi de CSI:NY dizisini izliyorum. Her seferinde olayları çözümlemelerini heyecanla bekliyorum. Bir de Nip / Tuck var ki işte adamlar neler yapıyorlar dedirtecek bir dizi. İki estetik cerrahın hikayesi, yaptıkları ameliyatlar. İnsanların dış görünüşlerinde kendilerini mutsuz eden yerleri ameliyatla düzeltirken asıl sorun insanların ruhlarında ki yaralar. Heyecanla yeni bölümlerini bekliyorum. Bir de çizgifilm seven biri olarak , her haftasonu Neva erken uyadığından severek izlediğim Nickelodeon var ki! Kaşif Dora ' nın maceraları oldukça eğitici ve bence çocuklar için de çok faydalı. Rugrats ise uzun yıllardır izlediğim dört bebeğin dünyası. Biz büyüklerden o kadar farklı ve eğlenceli ki!
Geçen akşam başlayan Yaprak Dökümü ise konu olarak bildiğim bir dizi olsa da yine de çok beğendim ve sulugöz olarak ağladım. Yaz tatilinde ise daha önce izlemediğimiz Çemberimde Gül Oya dizisini izledim. Nasıl kaçırmışız diye çok üzüldüm. Son bölümü bugün yayımlandı. BaBa_HaKan da izleyip bana anlattı. Şimdilerde izlemediğimiz bölümlerin DVD' si için aramalar yapıyorum. O kadar güzel ve etkileyiciydi yani. Bakalım bu kış bizi hangi diziler sarıp sarmalayacak, hangisiyle gülüp hangisiyle ağlayacağız. Ne kadar laf etsem de izliyorum işte, ama hepsini değil hiç olmazsa:))

Salı, Eylül 12, 2006

Bugün...



Beraber yaşlanmak dileğiyle aşkım!

Perşembe, Eylül 07, 2006

Çeşme ve sakızlı dondurma


Tatilimizin bir kısmını Çeşme ' de geçirdik. Benim için daha çok dinlenme, uyku ve kitap okuma şeklinde geçen günlerdi. Gündüz biraz havuz, deniz keyfi akşam yemek sonrası dışarı gezmeye gidiyorduk. Çeşme gerçekten de çok güzel. Biz bu sefer fazla gezemesek de, yine de akşam Neva uyuduktan sonra onu pusetine koyup bunun acısını çıkarıyorduk. Bir kere mutlaka her akşam '' sakızlı dondurma'' dan yendi. Sakızlı herşeyi çok seviyorum:) Çikleti, dondurması, muhallebisi, reçeli... Hatta Neva ' ya hamileliğim ilk günlerinde burnuma sürekli sakız kokusu gelirdi. Hemen bir tane damla sakızlı çiklet atardım ağzıma:)) Reçeli burnumda tütmüştü. Yıllar önce geldiğimizde yine Çeşme ' de yemiş tadını unutamamıştım. Her akşam en iyi sakızlı dondurmanın yapıldığı Rumeli Pastanesi ' nin yolunu tutup, sıramızı bekleyip dondurmalarımızı keyifle yedik. Gerçekten de bu konuda neredeyse yarım asırdır çalışan Rumeli Pastanesi ' nin dondurmalarının tadı bir başkaydı. Kokusu nefisti. Küçük dükkanında sakız reçelinin yanında yine kendi imalatları olan turunç reçeli de vardı. Biz birer kavanoz aldık. Dar sokakta elimizde dondurmalarımızla yürüyüp eski kilisedeki sergiyi gezip, tezgahlarda satılan çeşit çeşit süs eşyası ve takılara bakarak sahilde geliyorduk. Bir turda orada atıp ondan sonra otele dönüyorduk. Günler yetişme telaşı olmadan, sakin geçti. Tam da benim aradığım buydu işte.Elimde dondurmam, pusette Neva, yanımda aşkım:) Daha ne olsun değil mi, anın tadını çıkarmaktan başka:)

Salı, Eylül 05, 2006

Yeni bir güne başlarken


Yeni bir gün başlarken o sessizliği dinlemek gibisi yok.
Karaburun ' da güneş bir başka doğarmış. Manzara öyle güzeldi ki dayıma sürekli ' resme başlamalısın ' yada ' artık bir şeyler yazarsın ' deyip durdum. Çünkü manzara o kadar nefes kesiciydi ki insan bakıp bakıp sonra da bunları ya yazıya yada resme dökmek istiyor.
Ben de gece meteor yağmurunu bekleyip yıldızları seyrederken dayımın mutlaka güneşin doğuşunu izlemelisin demesi üzerine sabah erkenden kalktım. Karaburun ' da kaldığımız yer öyle sessizdi ki gece sadece uzaktan köpek seslerini ve cırcır böceklerinin sesini duyabiliyorsunuz. Henüz karanlıkken kalktım. Hava serindi. Hafif bir rüzgar esiyor, ilerdeki tek tük evlerin ışıkları yanıyordu. Arada bir köpek sesleri geliyor, sonra uzaktaki yoldan bir arabanın farlarıyla yolda ilerlemesi görülüyor. Temiz havayı insan içini doldururcasına çekmek istiyor. Derken alacakaranlık yerini yavaş yavaş uzaktan beliren güneşin ışıklarına bırakıyor. Nedense ben de bir heyecan, yüreğim ağzımda. Yeni bir gün başlıyor. Yeni bir gün, yeni yaşanacaklar... Aklımdan şöyle bir geçiriyor dahası tahminler yürütüyorum yaşanacaklar hakkında. Balıkçı tekneleri görülüyor. İlerde yanan sokak lambalarının altındaki evlerde ne hayatlar yaşandığını düşünüyorum. Bu arada güneş öyle hızla yükseliyor ki telaşına şaşırıyorum. Bir anda etraf aydınlanıyor ve güneşle birlikte gözlerim kamaşıyor. Burada yeni bir günün habercisi olan güneş başka bir yerde yerini geceye ve aya bıraktı diye düşünüyorum. Bir gece önceki manzarada çok güzeldi. Batan güneşin ardından güneşin doğduğu yerden aynı kızıllıkla ve kocaman tepsi kadar bir dolunay çıktı. Gökyüzü yıldızlarla kaplandı, uykumuzda üzerimize yorgan oldu. O kadar çoktu ki insan şaşırıp kalıyor. Etrafta hiç ışık olmaması, havanın bir o kadarda temiz ve açık olmasıyla tutsan yakalacak kadar yakındı yıldızlar o gece. Ay tüm ihtişamıyla önce kızıl renklerle yükseldi, sonra yerini aldı ve o bildiğimiz bembeyaz rengiyle etrafı bir fener gibi aydınlatmaya başladı. Deniz üzerindeki yakomozlara bakarak keyifle yemeğimizi yedik o akşam. Sabah olunca da yeni günü karşılamanın mutluluğu vardı bende. Herkes yatağında uyurken evde ki tek ses Neva ' nın yatağında dönüp uyku sersemi '' memme '' diye beni aramasıydı :)

Perşembe, Ağustos 31, 2006

Yaz bitti


Yaz bitti, tatilde...
Eylül ayıyla birlikte sonbahar kendini göstermeye başladı.
Biz de artık eve döndük.
Gidişlerin en çok dönüşlerini severim. İnsanın evi gibi yok ne de olsa !

Tatilimiz oldukça güzel, neşeli ve bol gezmeli geçti.
Neva ile olmanın tadını doyasıya çıkardım:)

Birlikte neler mi yaptık:

Sabah mesaimiz yine saat 7 ' de başladı. Ama bu sefer yetişmek zorunda olduğum bir iş olmadığı için beraber yatak keyfi yaptık:) Tekrar uykumuz gelinceye kadar yuvarlandık, oyunlar oynadık, bebekleri uyuttuk, kitap okuduk. Birlikte olmak çok keyifliydi.
Yaşadığımız ilklerde oldu tabii:)) Mesela Neva odadan ilk çıktığında karşısında gördüğü beyde de ''memme '' olduğunu görünce başladı bağırmaya '' anne memme '' diye :)) Derken havuza gittiğimizde o da ne herkeste '' memme '' den vardı. Ne yapacağını şaşırmış bir halde bir süre her gördüğü kişiye '' memme '' diye seslendi. Böylece sadece annesinde değil başka insanlarda da ''memme'' nin varlığını keşfetti, biz çok eğlendik:))
Havuza tek kelimeyle bayıldı. Bu kadar çok '' bu '' yu bir arada görmek önce onu şaşırtsa da kısa zamanda adapte oldu. Çocuk havuzundan büyük havuzuna transfer oldu, kucakta dolaşıp havuzda ki spora bile katıldı :))
Keyifle havuzda oynarken öyle mutlu oluyordu ki bizi öpücüklere boğuyordu.
Sabah kahvaltıdan sonra odamızda beraber uyuduk, kitap okuduk. En dinlendiğim anlardı doğrusu. O huzur ve mutluluk hiçbirşeye değişilmez. Biz öylece sarmaş dolaş uykuya dalıp beraber uyanıyorduk.

Bu huzurlu anlarda bir yandan Neva ' nın minik soluklarını dinleyip bir yandan da kitap okumak en güzel anlardı benim için. Ne yapayım uzun zamandır böyle telaşsız, sakin anlarım olmamıştı.
Bu arada artık iyice büyüyen kızım kolayca yürümeye başladı. Birbirimize o kadar alıştık ki nerdeyse artık bacağıma yapışmış bir halde birlikte yürümeye başladık. Ben nereye o da oraya.
Bizi sürekli bir arada gören Neva ilk iş kalkınca yoklama yapıyor :)) Başlıyor '' baba'' '' anne '' diye seslenmeye. Eksik gelen kişi ısrarla çağırılıyor:)

Dedim ya artık büyüdü elinde '' sarı bezi '' peşimden yerleri siliyor, toz alıyor sonra da bir güzel ağzını silip '' cici kız '' oluyor. Kızım çook titiz çok :))Ama ille de '' sarı bez'' !
Kendince çok güzel konuşmaya başladı. Her söylediği yeni kelimede biz şaşırınca pek keyifleniyor:)
Birlikte yol boyunca şarkılar söyledik. Hatta kendimize göre hitlerde belirledik. Öyle ki '' bizim şarkı'' çıkınca nerede olursak olalım hemen eller çırpılmaya ve kendince nakarat kısmına eşlik etmeye başlıyor tabi hınzırca bakıp gülüyor ki '' ben bunu biliyorum '' mesajı veriyor:)
Akıp giden yollarda kah sıcaktan bunaldık, kah şarkılar söyledik kah yeni tatlar denedik. Ama en güzeli de yolda olma haliydi.
Sabah erken kalkıp güneşin doğuşunu seyrettim, gece yatarken yıldızları saydım. Kitap okudum. BaBa_HaKaN, BEN ve minik KIZIMIZ NEVA olarak ailemiz başbaşa güzel günler geçirdi. Şimdilik bu kısa bir MERHABA olsun, daha anlatacak çok şey var :)

Cuma, Ağustos 04, 2006

Neva ' lı günler tatile çıkıyor !


Uzun bir kışın ve çalışma temposunun ardından yaz geldi, sıcaklar bastırdı.Son bir aydır oldukça yoğundum. Elimdeki projeyi tamamlamak için çok uğraştım. Derken izin meselesi çıktı... Sonunda hepsini hallettim:) Projeyi tamamladım, iznimi aldım.
Eveeet '' Neva ' lı Günler '' tatile çıkıyor. Yeni yerler keşfetmeye, denizi keşfetmeye, güneşin altında uzanıp keyif yapmaya gidiyor:) Dönüşte Neva biraz daha büyümüş, havuz ve denizle tanışmış olacak:) Ben de umarım biraz dinlenebilir, yapmak istediklerime vakit ayırabilir, güneşin altında bol bol kitap okuyabilirim. En güzeli de şööyyle ayakları uzatmak olacak ! Güzel anılarla dönmek dileğiyle...

Çarşamba, Temmuz 19, 2006

Ben de istiyorum!


Yaz sıcağında çalışmak gerçekten de zor oluyor. Bir de etrafınızdaki insanlar bir bir tatile gitmiş hatta dönmüşse günler daha da bir zor geçiyor. Bu aralar hem çok yoğunum hem de elimdeki işe fazlasıyla konsantre olmuş durumdayım. Bu ayın sonuna kadar üzerinde çalıştığım projeyi teslim edeceğim. Günleri bir de bu sebepten sayar oldum. İşten eve evden işe bir durumdayım. Üstelik bu aralar Neva ' da ''çılgın kız '' modunda. Sürekli araştırma halinde. Televizyonun açıldığı düğmeyi zaten öğrenmişti. Şimdi eline kumandayı alıp şöyle bir dönüp kanal değiştirmeye başlıyor. Beğendiği şeylerde duruyor yok beğenmediyse kumandayı yere atıyor:) Tam anlamıyla '' pıtır pıtır '' yürüyerek boyunun yettiği çekmecelere yöneliyor. Sonra yeni bir şey ya da beğendiği bir şey olunca '' ayyyy '' diyerek beğenisini belli ediyor. Yaramazlık yapınca da suçunu bilip şirin kız oluyor hemen, göz kırpıp numaralar yapıyor. Ya da iki elini omuz hizasında bağlayıp '' hanım kız '' oluyor:)) Tabii bunu görünce bizi de bir gülme alıyor:) Bir de bu aralar hayvanları öğrenmeye başladı. En çok at, ayı ve havhav üzerinde duruyoruz. Tabii '' mee'' yi de unutmamak gerek:))
Yorucu bir kış geçirdim ve artık gerçekten de çok yorulduğumu hissediyorum. Derdim yan gelip yatmak değil de şöyle kendime daha çok vakit ayırmak. Çimenlere ayaklarımı uzatıp elime dergimi ya da kitabımı almak ve sadece kuş cıvıltılarını dinlemek. Yaz günlerinin öğleden sonrasının kendine has bir sessizliği olur. Herkes sıcaktan bunalmış içeridedir, çoğunluk uyuklamaktadır. İşte ben bunları özledim. Herkes uyurken kitabımı okumayı, yeni tatlar denemeyi, ruhumu dinlendirmeyi! Neyse sayılı gün çabuk geçer diyerek işimi biran önce bitirmeye çalışmalıyım. Ne de olsa arkası tatil günlerini işaret ediyor:)

Perşembe, Temmuz 13, 2006

'' BaBa '' YorUmLAr



ELEŞTİRMENİN GÜNLÜĞÜ/ NAİM DİLMENER

Hayatımın her döneminde iyi bir müzik dinleyicisi olmaya gayret etmişimdir.

Bana göre “İyi bir müzik dinleyicisi” olmanın en önemli şartı; sadece müzik dinlemek değil, işin mutfağını da iyi bilmekten geçmektedir.

Ben iyi bir Türk pop müzik dinleyicisiyim.

Üstelikte iyi bir koleksiyoncuyum.

Her daim yapılan çalışmaları titizlikle takip eder, arşivimi sürekli yenilerim.

Yapılan bir çalışma benim için sadece sanatçıdan ibaret değildir. Söz yazarından, bestecisine, albüme eşlik eden müzisyenlerinden, aranjörüne hatta albümün kapak konsepti bile benim ilgi alanıma girmektedir.

Kısaca müzik benin için önemlidir.

Hayatında müziği benden daha yoğun yaşayan kişilerde var,

Müzik yazarları, eleştirmenler ve programcılar…

Onlar bu işin ustaları tabiiki.

Gençlik dönemimde Hürriyet Gazetesinden Lale Barçın İMER’i takip ederdim.

Onun müzik sektörü, yeni albümler ve sanatçılar hakkındaki düşünceleri ve yazılarını dikkatle okur ve çoğunlukla kendimle örtüştürürdüm.

Zaman geçti kendisi evlendi ve Amerika’ya yerleşti.

Sonrasında keşfettiğim bir diğer isim sevgili Naim DİLMENER’ oldu.

Gerek TV programları, gerek gazete ve çeşitli dergilere yazmış olduğu eleştirileri inanılmaz zevk ve keyifle takip ederim.

Kendisi bence önemli bir eleştirmen.

Şimdi bu eleştirilerini bir günlükte topladı.

“ELEŞTİRMENİN GÜNLÜĞÜ”

inanılmaz keyifte ve bir solukta okunacak güzel bir kitap…

bir önceki kitabı “BAK BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ”u bir başucu kitabı olarak nitelendirirsem, bu onun üzerine krema gibi.

Özellikle şu tatil döneminde bence müzik üzerine bir seyler okumak isterseniz, tavsiye edeceğim yegane kitap.

Benden söylemesiJ

Kulağınızdan müzik eksik olmasın.

BaBa_Hakan

Cuma, Temmuz 07, 2006

Sürprizzzz!


Bu haftasonu güzel geçsin,
Bol köpüklü kahve tadında,
Gezelim, keyfimize bakalım,
Kendimiz için birşeyler yapalım istiyorum.
Sabah bir sürprizle uyandım,
üzerimde ki yorgunluğu tek çırpıda attım,
yüzümde kocaman bir gülümsemeyle güne başladım:)
Siz de bu haftasonu kendinizi mutlu edin,
Yeni haftaya güler yüzle başlayın,
İyi haftasonları:)

Çarşamba, Temmuz 05, 2006

Yeni kitaplar ve oyuncaklar


Ben kitap okumayı çok severim. BaBa_HaKaN ' da öyle. Dışarı her çıktığımızda mutlaka bir kitapçıya uğrar ya birşeyler alırız ya da yeni gelen kitap ve dergilere bakarız. Neva ' ya da çok küçükten itibaren kitaplar aldık. Kimisini kemirdi, kimisini beraber okuduk. Artık kitaplarda ne olduğunu anlamaya başladı. Mesela pamuk prenses kitabında ki elmayı gördüğünde 'emma ' demeye başlıyor. Bebeği gösteriyor, evden uzaklaşan pamuk prensesle beraber annesine o da el sallıyor.
Haftasonu olduğunda da babasıyla beraber gazete okur. Babasının kucağında öyle keyifle oturur ve sayfaların çevrilmesini izler ki gören de anladığını sanacak:)) Ama bizim bu uğraşlarımızla artık kendi kendine sayfaları çevirmeye başladı, her sayfayı açıp ' ayy ' demeye başladı bile :)
Geçen gün yakınlarda açılan bir oyuncakçıya gittim. Çok güzel eğitici oyuncaklar var. Herbirine Neva çığlıklarla sarıldı:) Hele de bir bisiklet vardı ki üç tekerlekli arkadan tutma kolu olan çıldırdı. Hem gülüyor hem de el çırpıyor:)) Ben de oradan ilk sefer için puzzle aldım. Sonra mıknatısla yakalanan balıklardan aldım. Gerçi hemen aldığım puzzle kızın saçlarını yedi, balıkları da mama sandalyesinden attı. Ama olsun ben balıkları ona gösterirken bayağı eğlendim:)) Şimdilerde onun favorisi bebeği, sürekli ona mama yedirmeye çalışıyor:)
Gelelim kitaplara. Daha önce internette gördüğüm Uçanbalık Yayınları' nın kitaplarından da vardı. Hatta yazarlardan biri de dükkan sahibinin yakınıymış. Bana yazarların 4-6 ekim tarihlerinde imza günü için geleceklerini söyledi. Epey sohbet ettikten sonra bir kitap alıp çıktım.
Uçanbalık Yayınları Ayla Çınaroğlu, Aysel Gürmen ve Aytül Akal tarafından kurulmuş bir yayınevi. Çocuklara yönelik eğitici çok güzel kitapları var ve bunlar çok güzel resimlenmiş. Benim için kitap kadar çizimlerde çok önemli. Kitabı ilgi çekici hale getirip anlaşılmasını kolaylaştırıyor. Yazarlardan Aysel Gürmen 'in kızının maceralarından oluşan ' Selen ' in öykü dizisi ' adlı bir dizi kitapta var.Toplu alımlarda indirim de yapıyorlar. Hatta bizin 'Ankaradaki anneler grubu' muz için özel bir de indirim yapmışlardı.
Sanırım Neva kitaplarını seçecek yaşa gelinceye kadar daha çok biz kendi zevkimize göre seçimler yapacağız:)) Yani önce yazarlar ve çizerler biz anne babaların ilgisini çekmeli:))


Adreslere gelince:
Pediko : Hoşdere cad. 200/ B Çankaya
www.pediko.com
Kitaplar için ise internet adresi www.ucanbalik.com.tr

Pazartesi, Temmuz 03, 2006

Meraklı Neva


Neva artık yavaş yavaş yürümeye başladı. Yavaş yavaş dediysem yürüme hızı değil, biz henüz bırakamıyoruz ki tek başına yürüsün. Yoksa ona kalsa bulduğu heryere koşarak gidecek, tüm odaları karıştıracak.
Kaşla göz arasında boyunun yettiği çekmeceleri açıyor. Bunun için satılan bir sürü aparat var güvenlik için. Çekmece için kilit, priz için kapatıcı, kapı için aparat daha bir sürü şey. Ama bunlarla nereye kadar koruyabiliriz diye düşünüyorum. Hiç mi başka eve gitmeyeceğiz. Üstelik böyle saklayınca daha çok ilgilerini çekiyor. O minik pamaklar heryere girebiliyor. Ama yine de ben şimdilik bu koruyuculardan kullanmayı düşünmüyorum. Birlikte merak ettiği şeyi incelersek hem öğrenmiş oluyor hem de merakını gidermiş oluyor, üstelik böylesi daha da güvenli.
Biz Neva yürümeden konuşacak diye düşünüyorduk. Çünkü yürümeye hiç ilgi göstermezken kendince bir lisanla bizimle konuşurdu. Şimdilerde bu lisanın kelimelerini bayağı artırdı. Lamba, ayna, elma, anne, baba, ayakkabı diyor. Tabi kendince. İşte Neva ' nın lisanı:
Anne: ennne
Baba: babba, babba,
Ayna: eynne
Ayakkabı: akka bazen de atta
Lamba: amba
Abla: abbba
Abi: abbbi
Elma: emmma
Hadi gidelim deyince: atta ve el başa bi kaç kez vurulur:) Hatta gitme sevinciyle etrafa bay bay yapılır:))
Hemen yemeğimizi yiyelim deyince: emennn
Galiba bizim kız herşeyin üstüne bastırarak, hakkını vererek konuşacak.
Bu arada dün parka doğru gittik. Çimenler sulanıyordu. Tutturdu fıskiyelere elleyeceğim diye, tabi ıslanınca sevinip kaçıyor. Epey bir süre suyla oynadık. Ama galiba biraz da asi olacak:) Bırakın elimi ben gideyim diyor. Kendimizi eve zor attık. Zira daha sonra pusetine de oturmadı:))
Dışarıda bu yaşlarda ki çocuklara bakıyorum da, bir kısmı arabada giderken diğer kısmı yürüyor arkadan da puseti geliyor. Oturanlarda zaten bir süre sonra kalkıp yürümek isteyeceklerdir:) Böyle olunca bir elde çocuk diğer elde araba, yürümeye çalışan bir anne ya da baba görüntüsü ortaya çıkıyor:)
Neva 14 aylık oldu. Geçen sene minik bir bebekken şimdi artık nerdeyse kocaman bir kız oldu. Yaptığı her yeni hareket, attığı her adım bizi öyle mutlu ediyor ki. Evimizin neşesi seni çook seviyoruz

Pazartesi, Haziran 26, 2006

Ankara ' nın denizi yoksa gölü var !


Haziran ayının da sonuna geldik. Yakında temmuz ayı ile birlikte tatil telaşı iyice artacak. Bu hafta oldukça yoğun geçti bizim için. İş yerinde proje teslimim vardı. Cumartesi bir arkadaşım evlendi :) '' Göksun ve Savaş '' a ömür boyu mutluluklar diliyorum !
O günkü telaşlarını görünce kendi koşturmalarımız aklıma geldi. Ne heyecanlı, stresli bir gündü. İnsan herşeyin yolunda gitmesini istiyor tabii. Bi aksilik olursa diye içi içini yiyiyor:) Ama denir ya bunlar güzel telaşlar :) Gelin odasından çıkıp nikah masasına gidene kadar olan mesafe,herhalde yürüdüğüm en uzun yoldu:) Çok heyecanlanmıştım. Oturduktan sonra ancak ön sıradakileri farketmiştim:)) Neyse ki fotograflar ve kamera çekimi var:) Onları heyecanlı görünce zamanın ne de çabuk geçtiğini bir kez daha fark ettim...
Cumartesi günü akşam üzeri olacak olan nikahı büyük bir hevesle bekledim. Kızımın elbisesini ayakkabısını hazırladım. Fakat Neva öğleden sonra bir türlü uyumadı. Ne yaptıysam yok oyun istiyor. Ancak akşam 4 gibi yattı. Fakat nikah 5 ' te olacak ! Bir ara uyandı ama uykusunu alamamış tabi, yine de elbisesini giydirdim ama baktım olmayacak onu hemen babaannesine bırakıp koşarak biz nikaha yetiştik.
Pazar günü ise ' Ankara ' nın denizi yoksa gölü var ' deyip Mogan gölüne gittik. Yeni yapılan belediyenin tesisi oldukça güzeldi. Eskiden sazlık ve bataklık olan bölgeyi çok güzel değerlendirmişler. Güzel bir peyzaj çalışmasıyla pek çok şeyi bir araya getirmişler. Mini golf sahası, halı saha, tenis kortları, basketbol sahası, plaj voleybolü gibi spor alanlarının yanı sıra çok güzel çocuk oyun alanları vardı. Hatta o kadar çok bebek ve çocuk, hamile gördük ki tüm Ankara' nın çocuklu aileleri buraya gelmiş diye düşündüm:)) Göl üzerine yapılan alanlarda oturup evden getirdiklerinizi de yiyebiliyorsunuz. Tek eksik bana kalırsa ağaçlandırma çalışması çok yetersiz kalmış. Gölge bir alan bulmak zor. Neyse ki şemsiyelerle bu sorunu bi nebze halletmişler. Oysa ki yürüme alanının hiç olmazsa bir kısmına pergole ile gölgelik yapabilirlermiş. Deniz olmasa da gri göl sularına baktık, yürüyüş yaptık, Neva çok sevindi. Her gördüğü çocukta çığlık attı :) Arada gitmek lazım, şehrin karmaşasından uzaklaşmak biraz olsa da göl suyu görmek için :) İyi haftalar:)

Pazartesi, Haziran 19, 2006

İlk adımlar, yeni bir mekan


Haftasonu kızıma ilk adım ayakkabısı aldık. Sonra da test etmek için epey yürüdük :)) Elimizden tuttu beraber yürüdük. Artık işi ilerlettiğini düşündüğünden de ille de kendim yürüyeceğim diye tutturdu ! Neymiş o mağazaya girmezmiş, kendi kendine yürüyecekmiş:) İşimiz var yani:)) İnat edip çığlığı basıyor. Biz de hemen dikkatini başka şeylere çekip oradan uzaklaştık. Haline ve boyuna bakmadan özgür olmak istiyor. Ama onun öyle minik adımlarla mutlulukla yürümesini izlemek çok keyifli !
Pazar günü uzun zamandır hep konuştuğumuz ama yer olarak hem uzak hem de bize ters olan bir yere gittik . '' Üstünel köftecisi ''. Kazım Karabekir caddesinde İskitler ' de. Bilen bilirmiş orayı zaten. Gittiğimizde de oldukça kalabalıktı. Yer küçük, dışarıdan görsem bakmadan geçeceğim yerlerden. Genellikle aileler vardı. En önemli özelliği köftelerle beraber sunulan bahçe yeşillikleri. Masaya önce bir kağıt seriliyor. Üzerine de ince bir naylon örtü. Sonra büyük bir tabak içinde tüm yeşillikler getirilip masaya öylece bırakılıyor :) Neler yok ki. Mis kokulu taze nane, marul, maydanoz, yeşil soğan, kuru soğan, tere, minik turplar, mis kokulu domatesler. Tüm yeşillikleri bırakan garson bir de ikiye bölünmüş 2-3 limonu elleriyle sıkıp gidiyor. Ama ellerinde eldiven var :) Ardından köfteler gelene kadar mangalda közlenmiş sarımsak ve domates geliyor. Tüm bunları ellerinizle keyifle yiyiyorsunuz. İsteyene çatal bıçakta var ! Gelen köfteler, yanında ayran ve tüm bu yeşilliklerle hem gözünüz hem de mideniz bayram ediyor. Öyle tazeler ki insan çöpe dökülmesine kıyamadığı için ki ben yeşilliklerin hepsini severim çerez gibi atıştırıyorsunuz. Tuvaletler beklediğimin aksine çok temizdi. Diyorum ya sırf taze yeşillikler için bile tekrar gidilir. Siz de bir haftasonu ailece gidebilirsiniz. Şimdiden afiyet olsun :)


Adres: Üstünel Köftecisi
Yeni sanayi, Tunç cad. no:86 İskitler
Tel: 324 26 24