Çarşamba, Nisan 25, 2007

Neva 2 yaşında !!


23 nisan 2007 Neva 2 yaşında!

Salı, Nisan 17, 2007

Baharla birlikte


Bahar iyice kendini hissettirmeye başladı.
Her taraftan çimen kokuları geliyor.
Bahçelerde çiçekler açtı.
Neva ' da bu arada iyice büyüdü:)
Artık derdini iyice anlatır oldu.
Hatta bize oyunlar yapıp yeni numaralar bile deniyor.
Cumartesi günü havanın da güzel olmasını fırsat bilip Neva ' yla yürüyüşe çıktık. Eveeet yürüyüşe. Artık pusete binmiyoruz yakın mesafeler için. Elimden tuttu '' pıtır pıtır '' yürüdü. Dışarı çıkınca ne yapacağını şaşırıyor. Önce koşmaya başlıyor sonra fazla uzaklaşmadan gelip elimi tutuyor. Neredeyse tüm bahçelere girdik, tüm çiçekleri '' uzaktan '' kokladık. Sevinçle '' anne papat '' deyip bana yerdeki minik papatyaları gösterdi. En sevdiğim çiçektir papatyalar. Çimenlerin arasında onları da görünce çok sevindim. Sonra yere konmuş kuşların yayına gittik. Neva ne kadar '' del del '' dediyse de onlar hemen uçtular. O da ellerine iki yana açıp '' gitttii'' yaptı.
Neva ' yla beraber hergün yürüdüğüm yol boyunca yürümek çok keyifliydi. Hergün geçtiğim sokaklar, kaldırımlar olsa da meğer keşfedilecek ne çok şey varmış dedim:)
O minik boyuyla benden daha farklı bakıyor dünyaya. Yere atılmış kağıtlara çok şaşırdı. '' anne pis'' dedi. Sonra kocaman bir yoğurt kabına dikilmiş çiçekleri de ilk o fark etti. '' Anne bak ayran '' dedi. O göstermeden hiç fark etmemiştim tabii.
Kaldırımların arasında açmış minik sarı çiçekleri de o gördü. Oysaki ben hergün koşar adım yanlarından geçip gidiyordum. Onları da eğilip kokladık, sevdik. Sonra çiçeklerini dökmüş bir agaca çok acıdık:) Dibinde durup uzun uzun '' ayyy ayy '' dedik. Tüm bahçelere girdik, sokak orada oturanlar tarafından nasıl görünürmüş bir de oradan seyrettik. Pencere önüne konmuş ahşap bankta soluklandık. Yatak, nevresim, örtü satan dükkana uğradık. Sonra kırtasiyenin camına yapıştırdığı resimlere takıldık. En çok pembe şapkalı bebeği beğendik, atları sevdik. Oradan yine '' pıtır pıtır '' yürüyerek simitçinin yanındaki piyangoyuca uğradık. Rüzgarda dönen piyango biletlerini izledik '' alkış '' yaptık. Sırtımızı güneşe dönüp üst sokaktaki kreşin bahçesine gittik. İçeriye giremesekte salıncaklara ve kaydıraklara el salladık. Arada '' annem '' diye elimi sıkıca tuttu arada bırakıp kendi yürüdü.
'' Buket Uzuner '' gelecekti kitabevine imza için. Ama ertelenmiş pazar günü gelecekmiş. Gidip onu da öğrendik. Yoksa kitabımızla beraber mutlaka orada olacaktık. Benim en sevdiğim yazardır. Ve son kitabını okuyorum bugünlerde:)
Kitapçının vitrinine de takıldık. Çocuk kitaplarına baktık, sokağa taşan müzikle biraz dans ettik.
Güneş alçalmaya başlayıp serinlik çıkınca birbirimize sarılıp evimizin yolunu tuttuk.
Her zaman biz mi birşeyler öğreteceğiz bu miniklere onlarda bize ne çok şey öğretiyorlar.
Geziden çıkarılacak dersler öyle güzel ki benim için. Bir kere etrafımıza daha iyi bakmak, görmeyi öğrenmek lazım dedim kendime. Yanından koşup gittiğimiz hayatta ne detaylar var oysa ki... Sonra bazen karşımızdakinin yerine de koymalıyız kendimizi. Bir de onun cephesinden bakmalıyız olaylara. Böyle olunca sanki zor sandığımız pekçok şey daha kolay gözükecek gözümüze. Arada boyumuzu küçültüp bir de o gözle bakmak gerçekten de çok zevkli. Aşağılarda da çok eğlenceli şeyler oluyor çünkü:)

Dip not : Neva bu tacını Turkcell reklamlarında ki antenlere benzetiyor. Bağlan yerine de uydurduğu '' baldi '' lafı kaldı. Yani biz bu taca '' baldi baldi '' diyoruz. Arada antenleri sallayıp ileşime katkımız oluyor:) Bu fotograf cumartesi çekilmedi. Yani Neva gerçekten de elimden tutup dolaştı:)

Salı, Nisan 03, 2007

Radyolu günler!


Gül dalında öten bülbülün olsam
Ötsem yanık yanık gönlüne dolsam
Aşkını dilesem kalbimi sunsam
Ne olur uğruna sararıp solsam

Baharım çiçeğim güzelim sevgilim
Sar beni kollarına canım diyeyim

Bir kuş olsamda pencerene konsam
Aşkın şarkısını sana okusam
Göğsünde yatsam biraz uyusam
Elemi unutup neşemi bulsam

Söz ve güfte : Neveser Kökdeş
Ses: Melihat Gülses / İncesaz-2

Radyoda ince ve içli bir kadın sesi şarkı söylemektedir. Aşktan,sevmekten, acılardan bahseder.
Kayıp haberleri anons edilir.
Az sonra sırada saat 20:00 ' ajans' ları...
Çocuk saati. Dilimiz Türkçemiz programı...
Polis Radyosu sunar...
Arkası yarın kuşağı...

Annem mutfakta yemek hazırlarken radyo hep açıktır. Az sonra yemeğimizi yer, önlüğümüzü giyer, okula doğru yola çıkarız. Radyoda çocuk saati vardır. En sevdiğim program ' Dilimiz Türkçemiz '. Erzincan' dan mektuplar yazan Özge ve ailesi...
Sabah kuşağının vazgeçilmezi 9:30 da başlayan ' Arkası Yarın ' programı. Merakla takip edilen radyo tiyatrosu pazar günleri olur.
Polis Radyosunda istekler saatinde bir dolu isim sayılır ve hangi şarkıyı istedikleri. Bir şarkı, arkasından bir dolu isim...
Kayıp haberlerinde orda burada unutulmuş sonbaharsa çoğunlukla şemsiye, valiz, çanta, palto...Akla gelmedik binbir şey.
En kötüsü kaybolan kişiler. Sırayla isimleri, yaşları, oturdukları semt ve nezaman kayıp olduklarına dair bilgiler. En çokta bunlara üzülür, kaçmış yada kaçırılmışlarsa başlarına ne fena şeyler gelmiş olabileceğini düşünür üzülürdüm.
Sonra dedem... Odasına çekilir o büyük ve ahşap renkli radyosunun karşısında radyo düğmesini bir iki çevirir, cızırtılar, ardından ' saat 20:00. Sırada ajanslar ' anonsu. Dedem koltuğuna oturur - ki bu da radyonun yanındadır- bir sigara eşliğinde loş odada haberleri dinlerdi.
Ya da aylardan temmuzdur. Okul tatil olmuştur. Kızlar balkonda örgü örer, erkekler sıcaktan gölge bir köşe bulmuş orada misket oynar, annelerde kızartma yapar patates, patlıcan karışık. Hava sıcak olduğu için balkon kapısı açılmış tüm koku mahalleye yayılırken hareketli bir türkü kulaklara gelir. Neşeli bir anne bir yandan yemek yapar bir yandan da radyoda ki şarkıya eşlik eder.
Yetiştirilmesi gereken ödevler vardır. Bu gece sabahlamak gerekecektir. Şu çizimlerde bir türlü bitmez. Ama radyoda geceyarısından sonra başlayan program bana eşlik edecektir. Hem nasılsa artık özel radyolar kurulmuş,çeşit artmış, herkes kendine göre bir kanal bulmuş, onu dinler olmuş. Hatta arkadaşlar arasında çoğunluk çizim yaptığından ,birbirine şarkı gönderen, istekte bulunanlar için okul radyosu bile kurulmuş.Uykusuz gecelere eşlik eden programcılar var artık.
Radyo benim hayatımda bir vazgeçilmez. Öyleki iş yerinde bile önceleri kulaklıkla, şimdilerde küçük radyomla bu sevdam devam etmekte. Artık hernekadar televizyon ağırlıkta olsada yaşamlarımızda, ben illede radyo diyenlerdenim. O sihirli kutudan çıkan sesler, anlatılan hayatlar hep alıp götürmüştür beni...Uzak diyarları, yeni hayatları öğrenmiş, hep heyecanlanmışımdır.
Sanki geçmişe dair bir iz, ondan bir hatıra gibi gelir bana radyom. Şimdilerde çok konuşan dj 'ler, kötü şarkılar olsada yine de seçmek için ve yeni şeyler öğrenmek için pek çok seçenek var. Radyolara bağlanıp konuşan, yorum yapan insanları görünce aslında hala çok dinlendiğini görüyorum. Ama benim aklım hep yağmurlu günlerde, soba başında dinlenen ' radyo tiyatroları' nda kaldı.

Bu da benim eski günleri hatırlatan minik radyom :) Sizlere de radyolu günler dilerim!
Dip not: Bu radyo konusu ANKAN ' DA sevgili Sardunya yazınca tekrar gündeme geldi.
Aktrise ödev olarak verilmiş '' bir radyo programı '' hazırlaması. Aklıma bu eski yazım geldi.
Dip not: Neva bu fotografta 9 aylık:)

Pazartesi, Şubat 26, 2007

Kavanozda balık


Neva ' nın cdleri de artık evde ayrı bir bölümde sıralanmaya başladı.
Önce Dahi bebek cdleri, onların pek yüzüne bakılmadı.
Sonra ilk zamanlar yine ilgilenmediği ama sonradan çok sevdiği '' teletubbies'' cdleri.
Artık istediği zaman gidip seçtiği bir cdyi yerleştirip, oturup izliyor. Tabii efendim bakmayın boyunun küçük olduğuna onun da zevkleri,istekleri var. O anda belki de dans cdsini değil de hayvanlarla ilgili olanı izleyecek. Siz nerden bileceksiniz. Alacak tüm cdleri karıştıracak sonra '' beğen'' yapacak yani '' beğendim '' diyecek. Belki de müzik dinleyecek. O zamanda yine sevdiği şarkıların olduğu bölüme gidecek ve yine kapaklarından tanıyacak içindekileri. İstediği varsa alacak annesi de müzik setine koyacak ve dans başlayacak.
Şimdi ki çocuklar gerçekten de çok şanslı. Çünkü onlara henüz bu yaşta bile seçme özgürlüğü veriyoruz. Seçmeli ki kendi zevkleri oluşsun,beğendikleri ve beğenmediklerini kendi yaşayarak öğrensin. Hayatı boyunca da bu hep böyle olsun. Kendi özgür iradesiyle karar versin herşeye.
Onlar küçük ama düşünmeliyiz ki bazen onların da canı sıkılablir. Keyifsiz olabilirler. O yüzden de ben hiçbir şey için ısrar etmiyorum. Mesela geçen gün çorba içirecektim. İki kaşık aldı ve '' beğen '' yaptı. Bu sefer ki beğenmedim demekti. '' Acı, acı '' demeye başladı. Meğerse çorbanın tuzu yokmuş ve küçük hanım
'' beğenmemiş ''.
Tabii ki ille de benim dediğim olacak diyen çocuklardan olmasını da istemem.
Bu durumda da yine benim seçtiklerimden kendinin seçmesine izin veriyorum. Dolaylı da olsa şimdilik müdahale etsemde seçim haklarına, böyle bile olsa yine de seçim yapabiliyor kendince.
Yoksa dediğim dedik diyen, yapılmayınca ağlayan çocuklardan olmasını tabii ki istemem kim ister ki.
Aslında onlar doğduklarında karekterleri ve zevkleriyle doğuyorlar. Çok yanlış olmadığı sürece seçim yapmanın keyfini onlar da sürmeli bence.
Gelelim tekrar cd faslına. En son aldıklarımız arasında ( ki bir şey iyice tüketilmeden bir başkası alınmıyor ) Elmo's world cdleri vardı. Hareketli, danslı cd içinde bir de balık '' dorothy '' var. Biz balık dedikçe Neva ' nın da ilgisini çekti. BaBa_HaKaN ' da sürpriz yaparak bize '' dorothy'' i getirdi.
Şimdilik Neva Dorothy ' nin neden ağzını sürekli açtığını anlamaya çalışıyor. '' anne mama'' diyor. Sonra
'' ayyyy''. Açıkmış yine mama istiyor diyor. Arada elindekilerden vermek için masaya çıksada şimdilik uzaktan bakışıyorlar. Neva ' da onun gibi ağzını yapmaya çalışıyor:) Ancak tüm işler bana kaldı. Üstelik çokta çabuk kirleniyor. Hergün mama, sık sık su değiştirme. Bana yeni iş çıktı yani:)

Perşembe, Şubat 15, 2007

Sürpriz


Sabah uyandığında hava karanlıktı.
Belki de erken diye düşündü.
Oysa ki kalkma saatine fazla da kalmamıştı.
Vaktin oluşuna sevindi. Yorganın altına girdi.
Yanında yatan küçük ayaklara dokundu elleriyle. Sıcacıktı. Ufaklık şöyle bir kıpırdandı. Aman dedi kalkmasın henüz erken. Ellerine baktı minicikti. Uykuya daldı.
Uyandığında etrafta parlak bir güneş vardı. Minik kız da uyanmıştı. Sarılıp ‘’günaydın ‘’ öpücüğü verdiler birbirlerine. Önce hırkalar giyildi.
Kapı çaldı. Babaanne gelmişti. Minik kız babaannesinin kollarına giderken kadın hazırlanmak için içeri gitti.
Havaya şaşırdı. Daha dün radyoda duymuştu sağanak yağış olacaktı. Neyse dedi güneş herzaman daha iyidir. Çabucak üzerini giydi. Minik kızının el sallamaları eşliğinde yola çıktı. Hava çok güzeldi. Gökyüzü pırıl pırıldı. Beyaz bulutlar geçiyordu. Koşar adım işe ulaştı.
Masaya oturdu. Evden getirdiği limonlu çayını içti. Radyosunu açtı. Radyoda 14 Şubat ile ilgili şarkılar mesajlar vardı. Eli telefona gitti. Çaldı çaldı açan olmadı. Sonra tekrar ararım diyerek işe koyuldu. Bir çay molasında tekrar aradı. Telefonu açan ‘’ dışarıdayım canım ben seni arayacağım ‘’ diyerek kapadı. Elinde telefonla kalakaldı. Üzerinde durmadı. Planlar yapmaya başladı. Bugün bankaya uğranacaktı. Kredi kartının son günüydü. Sonra minik kız için alınacaklar vardı. Markete de gitmek gerekti. Biraz erken çıkmalı diye düşündü. Yoksa 1 saatlik öğle tatili yetmeyecekti.
Pencereye arkası dönük çalışıyordu. Karşısında bir koridor, gelen geçen. Sıradan bir gündü işte. O kendini Cuma günü için ayarlamıştı. Hem bugün akşam alışveriş merkezine de gidecek sürpriz birşeyler bakacaktı. Öyle planlamıştı.
Zaman hızla geçiyordu. Çantasını kontrol etti. Ödenecek faturaları aldı. Pencereye baktı. O da ne hava kararmış bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağmaya başlamıştı. Nasılda biliyor şu meteoroloji uzmanları diye düşündü. Aklına çıkarken çantasından çıkardığı şemsiyesi geldi. İki gündür yağmur yağacak diye yanında taşıyordu. Gülümsedi. Olsun ıslanayım da tek yağmur yağsın dedi. Bu yıl hiç yağmur yağmamıştı.
Çantasını eline aldı. Neyse ki şapkası vardı. Sıkıca sarındı. Dışarı çıktı. Gerçekten de yağmur tüm hızıyla yağıyordu. Bahçe kapısına varınca gözlerine inanamadı. O gelmişti. Hem de uzaklardan. Arabadaydı. Ama nasıl olurdu. Koşarak arabaya bindi. Birbirlerine sarıldılar. Adam yine yapmıştı yapacağını. Bu güzel günde onu yalnız bırakmamış sürpriz yaparak gelmişti işte. Hemen sevdikleri pizzacıya gittiler. Eleleydiler. Kadın hala inanamamıştı. Çok şanslıydı. Bu ne güzel sürprizdi. Hani Cuma günü gelecekti.
Yağmur hızla camlara vururken onlar kavuşmanın tadını çıkarıyorlardı. İşte sevgililer günüydü. Aslında birbirlerine kavuştukları hergün onlar için özeldi.
Yağmur da nasıl şaşırtmıştı onu bugün. Zaten sürprizlerle dolu bir gündü. Yağmuru hep sevdi kadın. Cama vuran sesini, içeride sıcacık mekanlarda yapılan sohbetleri. Sıcak çorbaları geldi. Onlarda sıcak bir kaşık aldılar. Kadının içi daha bir ısındı. Gözleri küçüldü, doldu. Aşk böyle bir şey dedi. Sıcak çorbasından bir yudum daha aldı. Adam tatlı tatlı konuşmaya devam etti...

Pazartesi, Şubat 12, 2007

Komik kız


Bu aralar gezgin olduk. Bir babaanne de bir anneanne de kalıyoruz:)
Neva bu duruma bayılıyor. Karıştırılacak yeni köşeler, keşfedilecek odalar çıkıyor karşısına.
Mesela babaanesinin evinde hangi çekmecede kaşıklar durur, tencereler nerededir, sonra bi koşu banyoya gidip dolaplar nasıl açılır, arkasından biz koşarken nasıl gülerek kaçalır bunları öğrendi. Sonra her akşam eve gelen amcasının terlikleri nerededir bilir, kapı çalınca elinde hazır bekler terliklerle. Ayakkabılarını çıkartmadan terliklerini uzatır sonra da amcasını öpmeye başlar. Önce yanaktan, sonra önce sağ göz sonra sol gözden evet gözünden en son da gıdısından:) Aynı şeyi amcası da ona yapar. Tıpkı babası gibi amcası da onu kucaklar beraber tüm gün beklenilen müzik setinin başına geçilir. Beraber dans edip şarkı seçerler. Tıpkı babasıyla yaptığı gibi. Minik Neva bu aralar babasının hasretini amcasıyla gidermeye çalışıyor. Ama sadece çalışıyor. Telefonu eline alıp babasını arıyor. Ona şarkı söylüyor. Yaptıklarını anlatıyor. Sonra bi de gelen herkese babasını nasıl yolcu ettiğimizi anlatıyor. '' emmi'' si gelmiş, buuu serpmişiz, sonra bay bay yapmışız, düt düt diye gitmişler. Yani amcası gelmiş babasının arkasından su dökmüşüz onlar giderken de kornaya basıp düt düt yapmışlar. Hasretlik zor olsa da şu aralar başka seçeneğimiz yok ne yazık ki...
Günden güne büyüyor bebeğim. Bazen öyle şeyler yapıyor ki şaşırıp kalıyoruz. Tüm söylenenleri pür dikkat dinliyor. Kendisiyle ilgili bir konuysa hemen katılıyor.
Doktor setiyle oynuyor. Herkesin ateşine bakıp onlara '' öhhöö öhhöö'' yaptırıyor. Sonra iğne yapıyor, öpüp atta yolluyor. En büyük eğlencesi benim çantamı karıştırmak. Elinden zor alıyorum. Bayılıyor. Bense onun bu büyümüş hallerine çok gülüyorum.
Saklambaç oynuyor. Önce kapı arkasına sonra perde arkasına. Saklanıp bizi çağırıyor. Biz gidince de çığlığı basıp kahkahalar atıyor. Geçen çarşamba tam da Avrupa yakası varken uyumuşken uyandı. Televizyonda Makbule koltuğun arkasına saklanmış dantel örüyor. Neva onu görünce sanki az önce uyuyan kendi değilmiş gibi gülmeye başladı. '' anne abla ebe '' deyip gülüyor. Yani abla saklanmış ebecilik oynuyor. Onu nasıl gördün sen hemen. Çok güldüm çok:)) Komik kız olacak Neva. Ya da bize öyle geliyor. Yani herşeyi bizi mutlu ediyor, onun gülen yüzü bizi daha da keyiflendiriyor.
Tüm güzellikler senin olsun bebeğim!

NEVA / Korkular ve Sevilenler


En sevdiği renk : Pemmmbee
En korktuğu şeyler :
1- Elektrik süpürgesi. Ne yazık ki çok korkuyor sesinden. Saç kurutma makinası ve çamaşır makinasını neyse ki hallettik. Ama elektrik süpürgesinin sesini duyunca '' anne kokktu '' diye bana yapışıyor. Korkuyu öğrendi sayesinde. Teletubbies de çıkan hortumlu süpürgeden de çok korkuyor. Hemen değiştiriyoruz.
2- Yumuşak tüylü şeyler. Yumuşak ayılar. Sonra kurdele ve lastik. Evet kurdele. Acayip korkuyor ve elleyemiyor.
3- Bir keresinde kurabiye yapıyordum. Yuvarlaklar yapmıştım. Görünce öyle korktu ki üzerlerini kapattım içeri gitmek zorunda kaldım:) Neden anlamadım ama. Zaten onların dünyası öyle farklı ki. Bi kere boyları ufak. Minicik adamlar olarak dolaşınca onların gördükleri bizden farklı oluyor. Bazen onun boyuna inip şu an neleri görüyordur diye deniyorum kendimce:))

4-Mikser ve Rondo sesi. Çok ama çok korkuyor. O uyuyunca çalıştırıyorum ((:

5-Banyoya evet ama sac yıkama kısmına hayır!!! ilerde boneyle yıkanır gibi geliyor:))

En sevdiği şeyler:
1- Dans etmek. Sevdiği şarkıları dinlemek. (TRT 1 de Grup Surup favorisi bu aralar:))) )

Teletubbie serisinin "dans edelim "cd si bir baska ilgi alanı ve son olarak bizim CD'ler:)))
2- Kitap okumak ve Gazete sayfaları çevirmek (gazete= la laaa demek )
3- Kule yapmak.
4- Küplerini üst üste koyup sonra onları AY AY AYYY diye numaradan bağırarak yıkıp koltuğun altına atmak:))
5- Atmak dedim de nasıl da aklıma gelmedi televizyonun kumandası. Hayır kumandaya değil atmaya bayılıyor. Nerede olsa görüp bi koşu gelip hemen atıp bizi bekliyor:) Ne yazık ki:))
6-Araba da gezmek. Gezerken meme emmek:)
7-Dışarıya çıkmak. Kim sevmez ki:)
8- Şu aralar antep fıstıkçı oldu. Çıt çıt istiyor bizden. Ama efendim kendi açacakmış. Bir süre vermesek de sonra kızıp tabağı ters çeviriyor:)
9- Süslenmek. Anne çantasını, cüzdanında ki kartları karıştırmak. Onları koltuğun altına ve halının altına saklamak.
10- Beğenmediği şeyleri doğru çöpe atıyor. Her ne olursa olsun:) Ama hemen yerini söylüyor çöp diye:)
11- Odasındaki dolabının çekmecelerini boşaltmak. Ben de sabırla bekliyorum. Bir çıkarıyor sonra katlıyor, yerlerini değiştiriyor. Bana gösteriyor. Bazılarını bebeğine giydirmemi istiyor.
12- Akşam olduğu zaman yatma saatine yakın ayakkabı ve çoraplarını çıkarıp gezmek istiyor. Biz yakalamaya çalıştıkça kaçıyor. Evin için de koşup duruyoruz:)

13- Kendisi kadar kocaman büyük bebeğiyle gezinmek. Başka hiç bir bebek onun yerini tutmuyor:)))

14- Evdeki Büyük CD dolabının icindeki CD leri büyük bir gayretle devirme hevesinde olmak... sandalye koyarak engellenmiş durumda şu an:)))

15- EBEeee !!! Oynamak, saklanmak, bulmak...

16-Sokaktaki tüm hayvanlar.. Özellikle kediler ve kuşlar...

17- Geniş ve boş bulduğu tüm mekanlarda kendi başına gezmek el tutmadan ama kafasına göre Özgür kız yaaa :)))



En sevdiği yemek ve içecekler:


Bu zamana, onun keyfine, kimin yedirdiğine çok bağlı olsa da bizim de bir listemiz var.
1- Ballı ıhlamur. Özellikle hasta olduğunda sadece bununla beslendi diyebilirm.
2-Pilav. Her zaman yemese de kaşığını alıp bir karıştırır ama mutlaka tadına bakar:)
3-Makarna. Merakla pişmesini bekler. Dersiniz ki şimdi bir tabak yer. Üstelik sade olarak sever. Tabağını alır. Acıkmışsa ve keyfi yerindeyse epey yer. Sonra tabakta kalanları ters çevirir. Ki işin eğlenceli kısmı da budur zaten.
4-Mercimek çorbası. Ya da şöyle diyeyim katıp karıştırıp yaptığımız tüm sebze çorbaları.
5- Duruma göre ıspanak yemeği.
6-İçeceklerin başında ballıdan sonra '' manda '' yani mandalina suyunu sever. Hüp hüp diye içer. Biz zorlarsak döker tabii. O yüzden de zorlamamak gerekir. İçmezse tek yudumda hemen vitamini gitmeden bizim tarafımızdan içilir:)
7-Çay. Evet çayı da seviyor. Tabi ki bardak bardak değil sadece birkaç yudum alıyor. Ama onun da hakkını veriyor doğrusu. Her yudumda bir ohhh çekişi var ki insanın canı çay istiyor:) Yoksa ben de biliyorum ki kansızlık yapar, kanda ki demir emilimini azaltır ama dedim ya sadece birkaç yudum :)
8- Omlet. Haftasonları kahvaltımıza eşlik ediyor.
9-Sıcak çikolata evet evett ama sadece MC DONALDS'ın ki. bizimkilere ortak olduğu için artık bir bardakda ona alınıyor.
10- Bu liste bana göre uzar gider. Ama Neva ' ya soracak olursanız tüm bunları elinin tersiyle iter. Onun için varsa yokda '' meme ''. Ondan daha güzel, sıcak, içini ısıtan, anneye sarılarak yenen / içilen başka ne var ki!! Neva o yüzden de '' memeci ''. Ben olduğum zaman ne yemeklerin tadı var ne de içeceklerin. Ben de sabrediyorum. Birkaç ay kaldı. 2 yaşına kadar meme var ama sonra olmayacak. Bakalım Neva ne yapacak. Çok zor işim çok !!

Salı, Şubat 06, 2007

Küçük ayaklar


Soguk, bir türlü yağmayan kar, geçmeyen hastalıklar...
Kat kat giyinmeler, kızaran burunlar, içilen ıhlamurlar...
Ballı ıhlamurun yerini yavaş yavaş alan ilaçlar, hep yorgunluk hali...
Rutin işler, evin sıcaklığı, kaynayan demlikteki çayın buharı...
Sıcak banyo sonrası içilen bitki çayları, giyilen hırkalar...
Televizyonda dizi keyfi, diz üstü battaniye...
Şöyle bir karıştılan dergi ve kitaplar, bir türlü okunma sırası gelmeyen gazeteler...
Kapı kenarına yığılmış gazetelerin üzerinde Neva ' nın bebeğinin kutusu...
Dağınık saçlar, bolca sürülen nemlendiriciler...
Radyo keyfi, eski albümlerin karıştırılması...
Bir Erol Evgin bir eski Ajda şarkıları...
Bitmeyen işyeri dedikoduları, kapı önü fısıldaşmaları...
İşe geç kalma telaşı...
Esen rüzgar, savrulan atkılar....
Sıcacık şapkalar...
Evde olmanın keyfi, işe gitmeme kaçamağı...
Sabah kalvaltıları, içilen çaylar, dağınık yataklar...
Neva ' nın mis kokusu, küçük ayakları...
Gözünün önüne düşen saçı elinin tersiyle şöyle bir iteklemesi...
Gece ateş nöbetleri, uykusuz geceler, meraklı telefon konuşmaları...
Televizyonda yemek tarifleri, kavga eden kadınlar...
Erken inen gece karanlığı, tencerede ki çorbanın tıkırtısı...
Öğle sonrası uykuları, kalkınca gözlerdeki mayhoşluk,
Kuruyan ağızlar, içilen ılık içecekler...
Kalabalık aile olma hali...
Sabah uyanınca etraftaki karın güzelliği, nihayet yağması...
Arabaların karlı yollarda ki izleri, sokak lambasını ışığında yere düşen kar taneleri...
Neva' nın '' ka'' diyerek cama yapışması...
Kızarmış ekmek kokusu, akşam telaşı...
Dondurucu soğuk...
Son haftalar böyle geçti işte, hem bir koşuşturma hali hem de rutin işler,
Güzel güneşli günlerin hayali ile...

Pazartesi, Şubat 05, 2007

NEVA’nın Şarkıları

O artık kendi şarkılarını dinliyor
Evet… evet
O uzuuuun zamandan beri bizim evin ÖZGÜR KIZI :)
Kim mi ?
Tabii ki Neva…
Acaipp bir ritm duygusuna sahip,
O uzun süreden beri kendi sevdiği şarkıları dinliyor.
CD kapaklarından sevdi şarkıyı seçiyor
Ve sevdiği şarkıların ritmiyle dans etmeye bayılıyor.
Ve eğer ev ya da araba dışındaysak ve küçük hanımefendinin canı müzik dinlemek isterse
Sevdiği şarkıları liste olarak bize sunuyor.

Onun da Top 5’i var!!!

İşte NEVA 5
1-OKKA ( Hokka - Nazan Öncel )
2-PİYİ ( Peri – Nil Karaibrahimgil )
3-VİTTİ (Vitrin – Ajda Pekkan )
4-YA YA ( Aşkım Baksana Bana - Nazan Öncel )
5-LA LAA (Lay la lay la lay – Gülben Ergen


Unutmadan;
- Dans tek başına zorunlu olmadıkça yapılmıyor ( Baba ya da Anne ya da Ailenin diğer fertleriyle birlikte katılım şart!!
-Eller yumruk yapılıyor ve havaya sağlı sollu sallanıyor ki özellikle VİTRİN şarkısında bu belirgin!
-Şarkıların tekrarı her daim mümkün olabilmeli,

En Son Olarak ;
- Nevaaaa seninle dans etmeyi özledim Babacım !!!!
haydi ellleeeeer havaya dıttt dıttt dıtttt dııııııııııııııııııııııı :))))))))



BaBa_HaKaN

Pazartesi, Ocak 22, 2007

Alışveriş


Geçen hafta hastalıkla geçti. Neva çok hastaydı. Önce ateşle başladı herşey. Ardından burun akıntısı ve boğaz ağrısı derken günler çok yorucu geçti. Minik Neva bu arada yemek de yemedi iyice minik oldu! Onun öyle tatsız olması hepimizi çok üzdü. Geceleri uyumadan bekledim, saat başı ateş kontrolü, ısıtılan bezler gögsüne kondu, ballı ıhlamurlar içildi. Bu arada sadece canı '' ballı '' istedi. Demlenmiş ıhlamurun içine bir çay kaşığı bal katarak yaptığımız ballıyı çok sevdi. Başka da bişey yemedi zaten. Çok zayıfladı çok...
Neyse ki haftasonuna doğru durum biraz daha düzeldi. Hatta pazar günü biraz dışarı bile çıktık. Ki her zaman yağmurda, karda dışarı çıkan Neva için sıkıcı günler olmuştu. O da bu durumu alışveriş yaparak atlattı. Gördüğü bebek arabasına yapıştı. Sırtına da legolarını astı:) Bu haliyle onu görünce biraz daha büyümüş derken, daha dün hasta yatağında yatan benim minik bebeğimdi diye düşünüyorum. Hani denir ya anneler için yavruları hiç büyümez diye! Gerçekten de! Tabii bir de anne olunca anlıyor insan annesini daha çok!

Pazartesi, Ocak 08, 2007

Ekmek kokusu


Bazı kokular vardır insana sebepsiz mutluluk verir, içini huzur kaplar. Bir anda nereden geldiğini anlamak için başınızı çevirir, kokunun geldiği yeri bulmaya çalışırsınız. Yeni çekilmiş kahvenin kokusu için etrafa bakarız, gördüğümüz dükkanın yanına yaklaşır kahve almamak için kendimizi zor tutarız. Taze çimen kokusu için etrafta bahçe arar, yağmur sonrası toprak kokusunu içimize çekeriz. Mis gibi kokan ekmek kokusu için ise etrafta bir fırın arar gözlerimiz. Aklıma hemen taze çay, ekmek ve zeytin üçlüsü gelir.Sabah taze ekmek kokusuyla uyanmak gibisi yoktur. Hele de hava yağmurlu ise. Kızaran ekmekler insanı mutlu etmeye yeter bile.
Bu aralar ekmek yapmak çok hoşuma gidiyor. Bayram sabahı içinde hem '' yogurmadan ekmek '' tarifinden hem de evcini ' nin zeytinli ekmek tarifinden yaptım. Her iki ekmeği de aynı gün yaptığım için pişerken ev, ekmek fırını gibi koktu:) Zeytinli ekmek yapılması kolay, son derece lezzetli ve yumuşak bir ekmek oldu. Gerçi ben piştikten sonra her ikisini de nemli bezle sarıp dinlendirdim. Tariften ne kadar büyüklükte bir ekmek olacağını tahmin edemediğim için de bir borcama yerleştirdim hamuru. O kadar kabardı ki ikiye kesince bile kocaman ekmeklerim oldu. İçerisine konan bal ayrı bir lezzet ve yumuşaklık kattı bana göre. Daha önce bal katarak bir tarif denememiştim. Yaptığım ekmekleri paketlere koyup birer kurdele ile süsledikten sonra bayramın ilk kahvaltısını yapmak için Neva ' nın babaannesine doğru yola çıktık. Ekmekler herkes tarafından çok beğenildi. Yedikçe yanına şu da güzel olur ya da bir daha ki sefere şu da katılabilir diye yorumlar yapıp durduk. Mesela ceviz de güzel olabilir dedik. Ekmekler çok bereketli oldu. Ancak çok lezzetli oldukları için fotograf çekemeden tükendiler. Elimde kalanlarla bir kaç fotograf ancak çekebildim. Haftasonu ya da gelen misafirler için oldukça lezzetli bir tad. Denemeyi fazlasıyla hak ediyor:)
Ekşi maya için:
1 su bardağı sıcak su
2 tatlı kaşığı taze maya ( ben instant kullandım )
1 bardak un
Hamur için
2/3 su bardağı sıcak su
3 yemek kaşığı bal
4 tatlı kaşığı taze maya ( ben instant kullandım )
1/4 su bardağı + 1 tatlı kaşığı sıvı yağ
4 3/4 su bardağı un
1 yemek kaşığı tuz
Hazırlamış olduğumuz ekşi maya
1 3/4 su bardağı çekirdekleri çıkarılmış siyah zeytin
Ekşi maya için: Bir kase içerisine maya ve suyu koyup karıştırdım. Unu da ekleyip iyice karıştırdan sonra üzerini örtüp 30 dakika mayalanması için kaloriferin yanına koydum. Üzerinde minik baloncuklar oluştu.

Hamur için: Geniş bir kabın içine su, bal ve mayayı koyup elimle iyice karıştırdım. Yağ, un, tuz, ekşi mayayı ekleyip iyice yoğurdum. Son olarak zeytinleri ekledim. Onları da iyice karıştırıp yumuşak bir hamur elde edince üzerini örtüp 30 dakika mayalanması için bekledim. Süre sonunda zaten hamur kabarmıştı. Hafifçe yağlanmış bir borcama, mayalanan hamuru tezgah üzerinde birkaç kez daha yoğurduktan sonra yerleştirdim. Üzerini örtüp bir 30 dakika daha beklettim. Üzerinde ki kabuk oluşumu için elimi hafif ıslatıp üzerine sürdüm ve bir bıçakla ortasına bir çizgi attım. Geçen sene fırın projesi çizerken yaptığım araştırmalarda bunun hamur içinde ki karbondioksitin dışarı atılması için yapıldığını ve ekmeğin iyi pişmesini sağlamak için gerekli olduğunu öğrendim. Böylece ekmeğe klasik şekli olan ortasında ki kıtır çizgiyi de vermiş oluyoruz. Fırıncılar bunu son aşama olarak yaparlar ve bıçakla fazla derin olmayan bir çizgi çizerler.
Önceden ısıtılmış fırınımızda yaklaşık 30 dakika kadar pişirdim. Üzeri kızarıp renk değiştirince pişmişti. Öyle çok kabardı ki içinin pişmediği yada hamur kaldığı endişesini yaşasam da soğuduktan sonra nefis lezzetli ekmeğim yenmeye hazırdı. Afiyet olsun:)

Perşembe, Ocak 04, 2007

Zaman geçiyor...


-Neva sen benim neyimsin?
-bali ( balın)
-başka?
-bebeğiii (m)
Neva artık iyice konuşmaya başladı. Hergün yeni bir kelimeyi daha söylemeye çalışıyor.
Çok komik oluyor ama:) Yukarıdaki diyalog günde pekçok kere tekrarlanıyor ve hepsi de kucaklaşma ve öpücüklerle sonlanıyor:)
Yazmadığım günlerde pekçok şey oldu aslında. Ama tembellikten kurtulup bir türlü yazamadım. Buna isteksiz ve keyifsiz ruh halimde eklenince blogu uzun zamandır ihmal ettim. Hergün girip baktım, ben bile sıkıldım şu '' ekmek '' tarifinden:)) Artık herkes denemiştir sanıyorum:)
Neva ' nın saçını bayramdan önce kestik. Uzun zamandır istiyor fakat bir türlü cesaret edemiyordum. Yok biz keselim olmaz kuaföre götürelim derken banyo sonrası taradığım saçları uzun uzun dökülmüşken babaannesine dedim ki '' hadi keselim ''. Bir çırpıda kestik. Kestik dediysem şöyle 2-3 parmak kadar. Yoksa kısacık olmasına kıyamam! Daha cılız olan uçlarını kestik. Şimdi iyice japon çizgiflimlerindeki kızlara benzedi. Saçlar omuz hizasında küt, yandan da tek toka:) Bu arada geç de olsa buradan da bir teşekkür borcumuz var. Geçen hafta İzmir ' den gelen paket içinden Neva ' ya harika tokalar çıktı. Kuzen Özlem, Özge ve teyzeme çok teşekkürler:) Artık renk renk bir sürü tokamız var. Çekmeceyi açıp onları dağıtmak hepimizi çok eğlendiriyor:))
Parça parça olsa da aklıma gelenleri yazıyorum işte. Bu aralar ayakkabılara takmış durmdayız. Eve gelen ya da yeni tanışılan herkese ayak uzatılıyor ve '' dodo '' ve '' maamun'' gösteriliyor. Üzerinde Dora resmi olan bir ayakkabı görmüştük. Neva çok sevdi. Hep söylemeye başladı. Biz de alalım dedik. Neva uyuduğu için denemeden aldık. Uyanınca bizim prensesin ayağına olmadı. Üst kısmı biraz tompişte, bir nevi pohaça ayak:) Geri verdik. Yerine başka bir ayakkabı aldık. Ama Neva ısrarla ona '' dodolu akka'' demeye devam ediyor. Bayram boyunca herkese durmadan gösterdi:)
Diyorum ya her geçen gün büyüyor artık diye. Uzun zamanır görüşmediğim bir arkadaşım geldi.
Kapıyı Neva ' yla açtık. Bizim ki hemen kendini gösterip '' nenne '' dedi. Yani kendini tanıtıyor tanışmak için, çook güldüm çook:)
Artık kendi kendine daha uzun zaman oynuyor. Elinde bir bez ya da yastık olursa kendi kendine oyunlar üretiyor. En son saç baş dağılınca bir yastığa atıyor kendini :)
Bir de artık ille de kendim yiyeceğim diye tutturuyor. Elinde kaşık bu aralar yediği tek şey olan pilavı kaşıklıyor. En son tabağı ters çevirip döktüğünde kalkma vakti gelmiş demek oluyor:)
Yukarıdaki resim ise Neva ' ya '' hadi gözlerini küçült '' dediğimizde yaptığı şey:)
Zaten minik olan gözleri tek çizgi haline geliyor, öndeki minik dişlerini gösteriyor veeee çoook sevimli oluyor:) Yani bize göre tabi...
Yeni yılın 4 günü yaşandı bile. Günleri sayarken bu kadar hızlı geçmesine içerlesem de önemli olan güzel vakit geçirmek. Sevdiklerimizle beraber, mutlu ve huzurlu bir yaşamdan daha önemli ne olabilir ki! Bu yıl en azından hayallerimizden birini gerçekleştirmemiz dileğiyle...

Cuma, Aralık 15, 2006

Yoğurmadan ekmek


Uzun zamandır şöyle kendi yaptığım bir ekmeği kahvaltı da yeme hayalleri kuruyordum.
Genellikle vakitsizlikten bir türlü yapamıyor ya da erteliyordum. Geçen hafta kesin karar verdim. Beni çok uğraştırmayan, kendi kendine mayalanırken unuttuğum bu lezzetli ekmek pazar kahvaltımıza eşlik etti.
'' Yoğurulmadan '' yapılan bu ekmek gerçekten de çok kolay oldu. Cuma gece geç saatte mayalanması için bıraktım. Cumartesi gece yatmadan pişirip nemli bir bezle sarıp sarmaladım. Sabah kahvaltıya çıkardığım da çok lezzetli olan ekmeğimiz peynirimize, zeytin ezmemize eşlik etti. Tarifi Fethiye ' nin sitesinde gördüm. Daha sonra bu tarifi Arman Kırım gazetede de vermişti. Hatta bu hafta yine aynı konuya devam ederek ekmek yapmakla ilgili soruları cevaplamıştı. Hiç üşenmeden kolayca yapılacak, bir o kadar da lezzetli bir ekmek. Kesin denenmeli bence:)

Gelelim kolay tarife:

3 bardak un
1 5/8 bardak su (1,5 bardaktan 2 yemek kaşığı fazla)
1/4 tatlı kaşığı maya
1 1/4 tatlı kaşığı tuz ( ben de tavsiyelere uyarak 2 tatlı kaşığı kullandım)
mısır unu, yulaf
Büyükçe bir kaba un, tuz, maya ve suyu ekleyip karıştıralım. Hatta elinizi bile kirletmeden bir kaşık yardımıyla karıştırın. Üzerini örtüp ılık bir yerde 12-18 saat arası mayalanmaya bırakalım. Üzerinde küçük kabarcıklar olmalı işlem sonunda.
Tezgaha un serpelim. Hamurumuzu un üzerinde bir kaç kere kendi üzerine katlayalım.
Tekrar üzerini örtüp 15 dakika daha bekleyelim.
Bu noktada ben tariftekinden farklı olarak hamuru bez üzerinde değil de tezgah üzerinde yaptım. Tezgaha bol miktarda mısır unu serptim. Tezgah üzerinde hamuru kendi üzerine bir kez daha katladım ve kat yeri aşağıda olacak şekilde tezgaha koydum.Oradan mayalanma için kullandığım kaba aldım. Öncesinde ona da bol mısır unu serptim. Kaba koyunca üzerine yulaf da ekledim. Tekrar üzerini örtüp 2 saat daha mayalanmasını sağladım.

Son yarım saatte fırının içine kapaklı bir borcam yerleştirdim. Isıyı 180 C yapıp yarım saat sonunda elim yanmadan kabı çıkardım. Mayalanmış hamura borcam içine aktardım. Kapağını kapatıp fırına verdim. Epey kabardı. Yaklaşık 30 dak sonra kapağını aldım. Açık halde de üzeri kızarıncaya kadar pişti. Çıkarınca inanamadım çünkü ekmeğim nefis olmuştu. Ev fırın gibi ekmek koktu:) Biraz soğuduktan sonra da üzerini nemli bir bezle örtüp dinlenmeye bıraktım:)

Kesinlikle yapılmalı. Tek zahmeti mayalanma için geçen zaman da beklemek. O da zaten gidip gelip kontrol ederek hallediliyor. Cuma akşamı hamurunu yaptım. Pişirmeyi ise cumartesi gecesi yaptım. Bu haftasonu denemek için güzel bir fırsat derim:)
Bir de yaptığım '' kremalı mantarlı tortellini '' vardı ki o da nefis oldu. Oldukça basit fakat çok lezzetliydi. Ayrıca yine uzun zamandır yaparım deyip kenarda bekleyen kurutulmuş domateslerimi de yaptım. Bizim için lezzetli bir haftasonu oldu. Size de damak tadınıza uygun, lezzetli bir haftasonu dilerim. Kahvaltıya ekmeği mutlaka yapın, afiyet olsun:)

Perşembe, Aralık 14, 2006

Naim DİLMENER ’e Teşekkür Yazısıdır.

Bazı insanlar var ki; hayatımızın içinde bir şekilde yer edinmiş oluyorlar.
Bu insanlar;
Kimi zaman bir sanatçı,
Kimi zaman bir yazar,
Kimi zaman bir gazeteci,
Ya da kimi zamanda bir programcı ya da eleştirmen olabiliyorlar.

Hepimiz ilgi duyduğumuz alanlarda; sevdiğimiz birilerini yaşantımız boyunca mutlaka izliyoruz.
Bu ilgiyle takip ettiğimiz insanların sayısını çoğaltmamız elbette mümkün,
Lakin, Bu önemli kişileri yakınımızda bulmamız ne kadar mümkün?

Ben galiba bu konuda şu anda en şanslı olanlardanım…
Neden mi?
Aylar öncesinde yazmış olduğum bir yazıyla da belirtmiş olduğum ve kendisini ilgiyle takip ettiğim sevgili Naim DİLMENER’le gecen haftalarda yazışma trafiğine girdim.
Ve inanılmaz bir şekilde Sevgili Naim DİLMENER’den bana hemen olumlu geri dönüşüm yaşadım…
Sevgili DİLMENER, bana inanılmaz bir jest yaptı ve kendi arşivinden inanılmaz güzel

AJDA PEKKAN’ın; müzik marketlerde asla bulamayacağım; orjinal plak kayıtlarından oluşan özenle çekilmiş bir CD paketi’ni bana birkaç gün içinde gönderdi. Hem de özel bir bonus CD’ de hediyesi olmak üzere:)

Ve ben şimdi bu güzel şarkıların keyfini Cumartesi’nden beri sürüyorum.
Ve keyfime diyecek yok…
Sadece ben değil, Y-eşim ve Neva da bu zevke ortak.
Bizde AJDA şarkıları dinleniyor bu aralar…

Ve bir kez daha teşekkürler Sayın Naim DİLMENER,
Hem bu şarkılar,
Hem duyarlı yaklaşımınız,
Ve Hem de benim gibi arşivcilere göstermiş olduğunuz paylaşımcı tavrınız için.

Sağlık Dolu Günlerde; Kulağınızdan ve Dilinizden Müzik Eksik Olmasın, temennisiyle…
BaBa_HaKaN

Çarşamba, Aralık 13, 2006

Neva ' lı Günler 1 yaşında!

Neva ' lı Günler bugün 1 yaşında!
Geçen sene tam da bugün çekinerek bir '' merhaba '' demiştim blog dünyasına.
Amacım günlük yaşadıklarımızı paylaşmak dahası minik kızımız Neva hakkında yazmaktı.
Böylece günden güne büyüyen Neva ' ya ait bilgileri de bir şekilde kayıt altına almış olacaktım. İşlerim yoğun oldu ya da ben yazmak istemedim. Öyle ya da böyle bugüne kadar elimden geldiği kadar yazmaya, paylaşmaya çalıştım.
Blog açmaya karar verdiğimde adı ne olsun diye aramızda BaBa_HakaN 'la konuşurken neden '' Neva' lı Günler '' olmasın dedik.
Neva ' nın kelime anlamı zenginlik, bolluk bereket demek. Klasik Türk musikisinde de bir makam adı. Neva ' lı Günler diyerek hem bizi okuyan, sitemizi ziyaret edenlere hem de kendimize bereketli, güzel, mutlu bir gün diliyoruz. Üstelik içinde en güzel ve insan ruhunu sakinleştiren bir makamla da sesleniyoruz. Müzik içimizde ve günümüzün heranında olsun diyoruz.
Bugüne kadar bizi ziyaret eden, yaşadıklarımızı paylaşan, yorum bırakan herkese çok ama çok TEŞEKKÜRLER! Bugün için de bizden size '' Neva ' lı bir Gün '' olsun dileklerimizle!
AnNe YeŞiM
BabA HaKaN
BiRiCiK aŞkıMıZ MiNiK NEVA

Pazartesi, Aralık 11, 2006

Neva Peri oldu


Neva haftasonu '' peri '' oldu:) Gerçi biraz şaşırdı şimdi ben peri mi oldum yoksa prenses mi diye ama olsun:)
Herşey cumartesi sabahı cdleri karıştırırken başladı. Dahası babasıyla beraber Neva bana kahvaltı için müzik listesi oluşturken ! Ben kahvaltıyı hazırlarken, onlarda çeşitli albümlerden şarkılar seçip beni eğlendiriyorlardı. Bu arada sürekli dans edip daha çok acıkıp kahvaltıya bir nevi ön hazırlık yapıyorlardı. Bir anda Neva '' okka '' deyip kikirdemeye başladı. Anlamadım. Sonra babası gidip bir cd koydu müzik setine. Nazan Öncel 'in '' hokka'' sı olmuş '' okka ''. Aman bir neşe bir neşe:)
- Neva sen hangi şarkıyı seviyosun
-okka ( hokka)
- Peki sonra
- Peyi yani PERİ:) Nil Karaibrahimgil ' in şarkısı da favori şarkımız oldu.
Zira bu favori olma hali sık sık değişebiliyor. Ama '' çakkıdı '' nın yerini henüz hiçbirşey alamadı. Duyduğu anda sallanmaya başlıyor ve acayip komik oynamaya başlıyor:)))
Favori reklamımız ise bez reklamlarının dışında '' dido''. Sürekli söyleyip geziyor evde:)
Söylediği her yeni kelimede içimiz eriyor mest oluyoruz. Bir de kendince çabalıyor. Mesela henüz '' salatalık '' diyemiyor. Bakıyor olmuyor hemen '' dıgıdık'' diye uyduruveriyor:)
Cumartesi kahvaltının ardından kendimizi dışarı attık. Neva çok mutlu oldu. Eee bir de '' peri '' tacı alınca değmeyin keyfine. Uslu uslu gezdi, biraz pusette, biraz yürüyerek. Akşam oldu böylece.
Cumartesinin bir diğer güzel yanı ise sürpriz bir şekilde gelen kargo paketimiz oldu.
BaBa_HaKaN ile Sevgili Naim Dilmener' in yazışması sonucu bize gönderdiği cdler bizi çook mutlu etti. Arabada ve evde haftasonu '' Ajda Pekkan '' haftası yaptık. Bol bol o dönemlerin şarkılarını dinlenip iç geçirdik. Sen bunu bilirmiydin, bak bunu hatırladın mı diye şarkıları dinledik. Zaten bu konuyla ilgili yazıyı yazmak artık BaBa_HaKaN ' a düşer.
Müzikle dolu dolu geçen bir haftasonunun ardından yeni bir hafta başladı. Herkesin de yeni haftası müzikle dolu olsun veee içimizde ki müzik hiiççç susmasın:)

Pazartesi, Kasım 27, 2006

O bir küçük hanım


O bir küçük hanım,
O bir cimcime,
O bir çekmece karıştıran,
O bir fındık kurdu,
O bir temizlik yapan,
O bir dans eden,
O bir kendi kendine numaralar yapıp bizi güldüren,
O bir sevildiğini bilen,
O bir sabahları annesini ekmek almaya yollayan,
O bir ille de büyük sandalyesinde oturacağım diye tutturan,
O bir önce makarnayı yiyen sonra masaya döküp ardından halıya atan,
Minik mi minik, tatlı mı tatlı '' NENNE'' :))
-Kızım senin adın ne '' nenne''
-Tatlım bu hırka kimin bakalım '' nenne''
-Aaaa bunu kim buraya attı bakalım '' nenne''
-Ben kimin annesiyim '' nenne''
Bu daha böyle uzar gider. Neva ' ya adın ne diye sorunca hemen '' nenne '' diyor.
Yaptıklarını da hiç saklamadan itiraf ediyor.
-Aaaa bu mercimekleri kim yere attı, gülümseyen bir yüz cevap veriyor '' nenne''
Böylece daha ona kızamadan sarılıp öpmek zorunda kalıyor insan.
Neva benim küçük arkadaşım. Onunla artık nerdeyse herşeyi birlikte yapar olduk.
Uyandıktan sonra yatağı beraber topluyoruz. O bir uçtan tutuyor ben bir uçtan:)
Sonra beraber makinaya çamaşır koyuyoruz. Ben ayırıyorum o makinaya atıyor. Arada bakıyorum bir atleti boynuna dolamış geziyor ama olsun işimiz eğlence aynı zamanda hep çalışmak da olmaz ki:)
Kucağımda merakla bekliyor makarnaların haşlanmasını. İlle de seyredecek. Sonra yine omlet yaparken de kucakta olup '' hadi çabuk piş, hadi çabuk piş '' diye şarkı da söyleyip el çırpacak. Haşlanan makarnaları ayıcıklı tabağına koyup üfleyerek yiyecek. Tabii ki beraber üfleyeceğiz. Biz bir ikiliyiz !! Biraz yedikten sonra önce mama sandalyesine boşaltacak ardından da en son aşama yere atmaya başlayacak. Bu durumda tamam artık deyip hemen kalkıyoruz doğru banyoya el yıkamaya.
Sonra biz ailece yani ben, BaBa_HaKaN ve Neva dans etmeyi çook severizz:) Müzikle beraber '' hadi kızım saçları sallıyoruz '' diyorum saçlar sallanıyor sallanıyor, sonra denge kaybetmek üzereyken Neva havalara kaldırılıyor:)
Kısaca biz birlikteyken çook eğleniyoruz:)
Şimdi Neva ' yla birlikte kurabiye yapacağımız günlerin hayalini kuruyorum:)

Pazartesi, Kasım 20, 2006

Bir partinin ardından



Havaların güzel olması, güneşli olması insana gerçekten de enerji veriyor. Biz de bu haftasonu ilk kez bir doğumgünü partisine gittik. Neva ' nın arkadaşı Tuğrul 2 yaşını bitirdi:)Kendisine güzel bir hayat diliyorum:) Doğumgünün kutlu olsun! Partide bir sürü çocuk vardı. İçlerinde en küçüğü Neva ' ydı. İlk önce kucağımdan inmedi, sonra alışınca yavaş yavaş o da katıldı. Aralara girmeye çalışıyor, kendince bişeyler yapıyor, oyuncakları almaya çalışıyor... Mum üflenirken pek keyiflendi, herkes alkış yapınca o da yaptı:)) Bir ara bir baktım ki Neva yavaşça yaklaşmış. Çocukların bıraktığı, kendisinde de olan oyuncağın hayvanlarını düzeltiyor:) Ne yapacağını şaşırdı ama çok eğlendi. Arkasından kısa bir süre için de olsa uzun zamandır göremediğimiz arkadaşlarımıza uğradık. Kafede toplanmışlardı. Neva tek çocuk ortada, arkasında 7 kişi, elden ele gezdi. Bir ara masanın üzerinde bize dans gösterisi bile yaptı. Çook eğlendi çook:) Tabii bizde!
Artık zaman zaman böyle kalabalık arkadaş toplantılarına katılmaya karar verdim. Çünkü Neva hem eğlendi, hem de başka çocuklarla oynamaya başladı. Çünkü genelde bizimle oynuyor. Beraber kitap okuyoruz, bebekleriyle oynuyoruz, kule yapıyoruz. Ama yaşıtları olunca daha keyif almaya başladı. Partide sevgili Sardunya ' da vardı:) Kaplumbağa evde kalmış ama Aktris gelmişti. Neva ablasına bayıldı, sağ olsun o da güzel ilgilendi:) Sonra tabii Nimet ve kızı Nazan ' da vardı. Nazan ' da Aktrisle beraber Neva ' ya ablalık yaptı.
Haftasonu hızla geçiyor. Tüm hafta beklenen iki güne sığmıyor işte, yapılacaklar. Ev işi ayrı, gezmeler ayrı! İnsan istiyor ki herşey tam olsun. Çekmeceler düzenli, ocakta yemek olsun, fırın da kek, tv de güzel bir fim olsun,bu arada dışarıda da hava güzel olsun biz de gezmeye gidelim :) İnsanoğlu işte hiç istemekten vazgeçmiyor. Ama biz yine de bugünlerimizin kıymetini bilelim, zorlukları gülümseyerek aşabilelim. İyi haftalar!

Salı, Kasım 07, 2006

DUNYAYI KURTARAN ADAM / BaBa_HaKaN

Gece 2,30 civarı
Uykum bölünmüş durumda
Sebepsiz bir sıkıntı,
Ama yersiz
Ama beni uyandırdı ya işte,

Kendimi kandırmayayım, uyuyamadımki hiç aslında

...........

TV açtım,
Hiçbir şey yok,
ECEVIT’in hepimizi üzen dünkü vefat haberine ait yorumlar var bir kaç kanalda,
İçimden bir şeyler geldi geçti,

Allah rahmet eylesin…
Güvercinlere selam olsun.

...........

Kapattım TV’yi.
Ankara’dan uzakta olmak koydu mu ne bu gece bana…
Kızım ,Y-eşim, Annem, Kardeşim ve Sevdiklerim
Aklımda sırayla,,,
TV’yi kapattım
Daha karanlık her şey,

Odam simsiyah

Babam aklıma geldi,

Yedi yıl oldu O'nu kaybedeli,

Güzel insan, Asil Adam, Canım Babam.

Aslında aklımdan çıkmıyor ki hiç,

Ölüm haberiyle bogazıma takılan o yumru hala duruyor.



IPOD’umu çıkardım.
NILUFER’den Çok uzaklarda’yı dinledim,
Onu bir kez daha sevgi ve özlemle andım.
Islandı gözüm
Daha mı kötü oldum ne…
...............

Hızlı bir şarkıyla ruh halimin depresif modumu değiştirmek en güzeli galiba,
NAZAN ONCEL ;Aşkım Baksana Bana’yı ayarladım
Repeatt’e aldım. Defalarca dinledim…
Sıkıntım geçti mi sizce?
NEVA’nın dans etmesi aklıma geldi bu şarkıda,
Onunla salonun ortasında çılgınca gülümseyerek oynamamız,
Hele şarkının içinde geçen AŞŞŞŞKIMMMM kısmındaki o tatlı gülümsemesi,
El çırpması ve dönerek oynaması, elimi tutması...

...............

Babam ve Oglum filmini izlerken ki durumumla aynı durumdayım şimdi,

Gülümserken bir anda ağlama duygusu

Ve bu dinlediğim şarkının içindeki mutluluk nağmeleri benim içimde hüzün oldu mu adeta şimdi.

Çok özlediğimi hissettim onu….

Bize Allah'ın Hediyesi,

Tatlı kuzucuğum, güzel kızım; NEVA'yı,

Tabiii ki "Y-EŞİM'i" de.

........


Bu gece zor oldu benim için.

.............

Gurbet zor vesselam

Ne kadar güçlü olmaya çalışsak da,
Bir yanımız hep eksik kalıyor nitekim.
Hayat bu değil mi zaten?
Hiçbir zaman mutluluk daim değil

Ben kendimi nasıl kurtarayım...............

Ben ki; DÜNYAYI KURTARAN ADAM” :)

Nerdeeeeeeeeeeeeee…

(not: şarkının finali de böyle bitiyor zaten)

BaBA-HaKaN

Pazartesi, Kasım 06, 2006

Aniden kar yağdı !


Sonbarın tadını çıkaralım derken kış aniden geldi, hertaraf bembeyaz örtüyle kaplandı.
Cumartesi günü başlayan dondurucu soğuk, sulu kar, pazar sabahı uyandığımız da bize sürpriz yaptı. Dahası Neva ' ya:) Yataktan kalktık ve bahçeye baktık. O da ne gökten beyaz bir şeyler düşürüyor. Uzun bir '' ayyyy '' dedikten sonra bak kızım kar yağıyor diye ilk tanışmamızı yaptık:) Geçen sene çok küçük olduğu için pek fark edememişti. Sadece kat kat giyinip sarı civciv şapkasını takmış, dışarıda dolaşmaya devam etmişti:)
Bugün ise haftanın ilk günü, sabah işe gelmek epey zor oldu. Yağan kar donmuş ve yollar kaymak için elverişli hale gelmişti. Bu işe ençok, eminim öğrenciler sevinmiş ancak tatil olmayınca hevesleri de boşa çıkmıştır :) Şimdiyse dışarı da tam bir kış güneşi var. Tüm parlaklığıyla dokunduğu heryeri aydınlatmakta, içimizi de ısıtmakta.
Aniden yağan kar ağaçları hazırlıksız yakaladı, onları da şaşırtmıştır diye düşünüyorum. Çünkü henüz yapraklarını dökemeden, sararmadan kara yenildiler. Sokaklar karın üzerinde ki yeşil yapraklarla kaplı.
Bu kadar hava durumundan sonra sıra yaptıklarımıza geldi. Geçen hafta gündemde ki olaylara çok üzüldüm. Elim varmadı yazmaya. Bir anne olmanın ötesinde insan olarak çok utandım ve o minik bebeği sarıp sarmalamak, kucağımda ısıtmak istedim. Aklımdan hiç çıkmıyor. Her düşündüğümde gözlerim doluyor. Bunları yapanların insan olamayacağını düşünüyorum. Bir yandan her yerden gelen felaket haberleri var ki, insanların önce yaşamaya hakkı olduğunu düşünüyorum. Sel felekatinde yaşananlar, ölenler... İnsan duyduğu haberler karşısında sadece çaresizce üzülüyor, üzülüyor..
Pazar günü ise '' Ankara ' da ki anneler grubu'' muzdan arkadaşım Gonca ' ya gittik. Tuğrul ile Neva arasında 6 ay var. Tuğrul bu ay 2 yaşına giriyor. İlk başta Neva biraz ne yapacağını şaşırdı. Tuğrul ' un peşinde koştu. Tuğrul ' da henüz konuşamadığı için o birşey anlatmaya çalışıyor, Neva anlamıyor, buna kızan Tuğrul Neva ' ya birşeyler anlatmaya devam ediyor:) Çok güzel bir gün oldu bizim için hem de iyi bir tecrübe. Bu kadar küçük arkadaşı olmadı Neva ' nın, oynamaya çalıştılar kendilerince işte:) Bizde fırsatları değerlendirip bol bol sohbet ettik Gonca' yla. Bundan sonra sık sık buluşalım diye sözleştik.
Yeni bir haftayla birlikte kış geldi. Soğuklar başladı. Ama uzun sürmez tekrar normale döner nasıl olsa diye düşünüyorum. İnsanoğlu o kadar çok uğraşıyor ki doğanın dengesini bozmaya bugünlerimizi aramayız umarım ilerde. Her sene enn uzun kıştan, enn sıcak günlerden, enn çok yağan yağmurlu günlerden bahsediyoruz. Hiçbir şey eskisi gibi değil olmayacakta.
Geçen haftaki olayla ilgili ben de birşeyler yapmak istiyorum diyorsanız anneyiz.biz sitesinin başlattığı çığlığa sizde ses verin.