Perşembe, Ekim 30, 2008

Boya

 
Posted by Picasa


Sabah erkenden uyanıyoruz.
Önce biraz çizgifilm,
çikolatalı süt,
yanında az da olsa keyfe göre bişeyler.
Bazen omlet,
bazen fıstık ezmeli ekmek.
Bazen de hiçbir şey!
Sonra salonun ortasında sana ait olan masaya kuruluyorsun.
Yapboz yapıp, tokalarını sergiliyorsun.
Suluboya yapıyoruz.
Hiç karışmıyorum.
Keyfin nasıl isterse öyle.

 
Posted by Picasa


Renkleri karıştırıp suları döküyorsun.
Ellerin boya içinde,
minik parmakların sudan buruş buruş.
İşini son derece ciddi yapıyorsun.

 
Posted by Picasa


Bütün renkler karışıyor.
Ama sen, ellerin işin içinde olunca zevk alıyorsun.
Tıpkı makarnayı tek tek elle yediğin zamanlardaki gibi.
Bir süre sonra yorulunca ellerini bana doğru uzatıyorsun.
'' Annecim ellerimi yıkar mısın ? ''
Beraber banyoya gidiyoruz.
Bu seferde lavabo renk renk oluyor.
Ellerinden boyalar akarken sen bir iki damla da aynaya su sıçratıyorsun.
Geriye boyalı lavabo,
ıslak örtü,
renk renk kağıtlar kalıyor.
Tüm yaşanmışlıklara şahit.
Bir de senin yüzünde ki mutluluk!

 
Posted by Picasa

Çarşamba, Ekim 29, 2008

Geçmiş olsun!

Blogger tekrar yayında.
Umarım artık üzülmeden, herkes blogunu rahatça yazar,
bizler de okuruz.
Tekrarlanmaması dileğiyle!

Pazartesi, Ekim 27, 2008

İncelikler



Haftasonu Neva ile bol bol fotograf çektik.
Sonra yengesinin aldığı kitabı inceledik.
Bazen yapılan ince davranışlar insanı çok mutlu ediyor.
Bir akşam bize gelirken almış yengesi bu kitabı.
İçinde de çok güzel bir not.
Benimde hoşuma gideceğini düşünmüş, kendine alırken
beni de unutmamış.

Kitap Timaş yayınlarından. '' 365 cıvıl cıvıl etkinlik ''
Her biri yapması keyifli önerilerle dolu.
Bir kere çocuk olmakta gerekmiyor.
Öğretmen ol, içinde çocuk neşesini kaybetmemiş ol,
yeter ki biraz boya, biraz kağıt olsun.
Parmak izlerinden suratlar,
kağıtlardan dondurma külahları yap renk renk.
Kuşlar çiz şekil şekil ya da keçeden bir fil yap.
Ya da sayfalar arasında kaybol.
Elinde keçeli kalemle toplantı defterinin köşesine bir kuş çiz.
Canın sıkıldıkça aç kitabı, sayfalarda kaybol.



İnsanı mutlu etmek ne kadar da kolay aslında.
İncelikler yaşamı keyifli hale getiren !

Bunlar da Neva ' nın çektiği fotograflar.
Bir türlü izin vermedi bana.
Sonunda o da elinde makina kitabı fotograflamaya başladı.
Tekrar teşekkürler Kübra ' cım!

Pazar, Ekim 26, 2008

Sansüre Hayır

Ne yazık ki birilerini cezalandırırken o kişileri ya da adresleri değil de,
kolay yol seçilerek tüm kullanıcıların hakları ellerinden alınmış oluyor.
Şaka gibi!
Tam taşındım derken!
Ama yine de kapıdan değil de bacadan da olsa başka yollarla yine bloglarımıza gireceğiz.
İşin kötü tarafı blogunu açınca insanın sanki suçu işleyen kendisiymiş gibi bir yazıyla karşılaşması!
Blogger' a girmek için www.ktunnel.com ya da www.vtunnel.com yaz.
Bu adreslerle de olsa bloglarımızı güncellemeye komşularımızı okumaya devam edeceğiz.
Umarım en kısa zamanda yasak kalkar ve bloglarımıza legal yollarla girer, yazar,çizeriz.
Bir süre daha sanırım hem blogcuda hem blogger da yazacağım!

Cuma, Ekim 24, 2008

3,5 yaş!


Annesinin bebeği,
Babasının hayatı,
Amcasının meleği,
Babaannesinin aşkı,
Anneannesinin balı,
Artık tam 3,5 yaşında !
Zaman öyle hızlı akmış ki, bu geçen sürede sanki sen hep bizimle beraberdin.
Seninle beraber uyanmak, yemek yapmak, çizgifilm izlemek öyle keyifli ki!
Zaman zaman keçi inadın tutsada fazla uzatmadan hemen vazgeçiyorsun.
Ama hani beni zorla soktuğun mağazada herkesin önünde '' anneeee ama hep kendine alıyorsun bana hiç bişey almıyorsun '' diyerek beni şoka sokmanı, sonra oldukça süslü, parlak kolyeye sarılıp '' bunu istiyorum '' diye kendini yerlere atmanı da unutmadım:)
Sonra tüm gün ve hatta yatarken elinde süslü yüzüklerin, boynunda kolyelerin salınarak dolaşmaların, bir oje için dakikalarca ağlamalarında ayrı!
Galiba biraz süslüsün:)
Sabah ben işe giderken hazırlanma telaşında sen yavaşça yanıma gelip yatağın üzerine uzanıyorsun. Ben hiç fark etmemiş gibi yapıyorum. Sonra birden kıskançlık kriziyle '' ben de ruj '' isterim diye başlıyorsun mızmızlanmaya.
Gönlünü almak çok kolay. Hemen aklıma gelen başka bir fikirle seni oradan uzaklaştırabiliyorum. Neyse ki yani!
En sevdiğin benim çekmecemi karıştırmak.
Kutulardaki kolyeleri, küpeleri sıralamak.
Bazen de ağlama krizleri yaşanıyor, bu küpeyi bana tak diye.
Meleğim senin kulağında delik yok dediğim de iyice çileden çıkıp kulağının içini gösteriyorsun nolur oraya tak diye:)
Ayaklarına zorla oje sürdürüp sonra çorapsız geziyorsun.
Neymiş ojelerin gözükmezmiş!
Ben bile bukadar sık oje sürmüyorum!
Sen hayatımızın neşesi, canımın içisin.
Bana sıkıca sarılıp '' misss, misss gibi kokmuşsun '' dediğin de,
işte o an dünya duruyor ve geriye sadece sen kalıyorsun.



Posted by Picasa

Salı, Ekim 21, 2008

Kaçamak


Öğle tatilinde küçük bir kaçamak yaptık.
Kalabalıktan, gürültüden uzakta,
Seğmenler Parkı' nda,
güneş bizi ısıtırken,
birşeyler atıştırdık,
üzerine tatlı niyetine acıbadem kurabiyemizi paylaştık.
BaBa_HaKaN' la kendimize ayırdığımız 1 saatlik zamanda,
başbaşa vakit geçirdik.
Sonra neden parklar sadece köpek gezdirenler ve kaçamak yapan sevgililerin
diye düşündük.
Oysa ki yabancı bloglardan da görüyorum ki,
çocuğunu alan,
yere bir örtü seren parklarda.
Bizse sadece kıyısından köşesinden,
şöyle bir uğruyoruz.
Neyse ki biz güzel vakit geçirdik.
Temiz hava,
terletmeden tatlı tatlı ısıtan güneş.
En sevdiğim vakitler,
en sevdiğim havalar.
Benim zamanlarım bunlar.

Posted by Picasa

Pazartesi, Ekim 20, 2008

Sonbahar



Sonbaharın en güzel günleri.
Hava güneşli, gökyüzünde bulutlar birbirini kovalıyor.
Arada güneş bulutların ardına saklansa da son günler de hep bizimle.
Haftasonu biraz açık havada dolaşalım istedik.
Hiç plan yapmadan yazın Ankara' lıların uğrak yeri Ahlatlıbel' e gittik.
Sıcak havalarda neredeyse çimlerde oturacak yer bulamazken bu kez çok az insan vardı.
Bir kısım da sırf keyif için çimlere uzanmış yada sandalyelerinde oturmuş,
bir yandan çay-kahve içiyor bir yandan da gazete okuyordu.
Biz de yanımızda getirdiğimiz topumuzla oynadık.
Kaydıraklar ıslak olduğu için park kısmında oynamadık.
Ama çimlerde bol bol koştuk.
Top oynadık.
Gökyüzüne baktık.
Kozalak topladık.
Neva ağaçtan düşen kestaneleri topladı.
Yeşillikler üzerinde ailece, 3 kişi , kutu kutu pense oynayan bir tek biz vardık:)
Çok eğlendik.
Gökyüzünü seyrettik.
Çimlere uzandık.
Etraftaki kedileri sevdik.
Gözleme yedik.
Hiç planlamamıştık ama,
iyi ki evden erken çıkmışız (sonra hava kapandı),
iyi ki çimlerde top oynamışız.
Dönüş yolunda Neva '' Anne çok mutlu bir gündü değil mi '' derken,
tatlı bir uykuya daldı.




Perşembe, Ekim 16, 2008

Çilek




Günün en güzel dakikaları,
uyku saati yatakta sohbet ettiğimiz anlar.
Dün gece konuşuyoruz yine seninle.
- Neva' cım en sevdiğin meyve hangisi söyle bakalım.
- Çilekkkk! Anne hani sen bana çilek alacaktın.
- Tatlım çilek mevsimi geçti, havalar ısınınca alırız.
- Ama öyle olmaz. Ben çileği çok severim. Misss gibi çilek kokar. Hıhh ben sana küstüm.
- Tamam bak şimdi başka birşey sorucam.
- Anne kolun misss gibi çilek kokuyo!!
- Tamam kızım çileği unutalım. En sevdiğin renk?
- Pembe, sonra kırmızı, mavi, turuncu, pembe, sarı, pembe... ( bilinen tüm ana ve ara renkler sayıldı. )
- En sevdiğin çizgifilm?
- Tarçınnn anne, bilmiyo musun! Tabi ki '' çilek kız '' da var.
-Peki Tarçın' da en çok kimi seviyosun.
- Nurçiiin.
- Hımm. En çok ne giymeyi seviyosun. Etek mi, pantolon mu ? Ne mesela.
- Şöööyyyyle kabarık parlak elbise. ( elle tarif edilir )
- Saçlar ?
- Tokaları seviyorum anne fakat takmayı sevvvmiiyorum.
- En sevdiğin yemek ?
- Bezelye tabii!! ( Neee, hiç duymadım. Nezaman yedin ki ? )
-Hadi Neva' cım artık yatalım bak geç oldu.
- Anne neden yatıyoruz ki? Bak bir fikrim var, ben bi babama bakıp geleyim.
- Ahh Neva nerden çıktı şimdi bu. Bak o kadar röportaj yaptım seninle.
- Ben uyumayı sevmiyorum. Hem neden karanlık oluyo, anneeee güneşşş çıksın. ( ağlama numaraları )
Ah tatlım bu aralar öyle hızla büyüdün ki !
Fikirlerin hiç bitmiyor, inatçılığın son hızla devam ediyor.
Saçlarının ucundan kesmek için neler çektik.
İstemediğin hiçbir şeyi yapmıyorsun.
Çorapsız gezme dönemin başladı, havalar soğudu ya.
En çok güneşin gidip karanlık olmasına kızıyorsun.
Uyumak ise sanki sana göre kayıp zaman.
Ama beraber olunca,
yatakta birbirimize sarılınca,
ayaklarını avuçlarıma alınca,
tüm gece tatlı bir uykudayız.
Söz bugün sana oje getirmeyi unutmayacağım!



Posted by Picasa

Çarşamba, Ekim 15, 2008



Taşındık !
Blogcudaki http://nevam.blogcu.com adresinden taşındık.
Tüm anılarımızı, oyuncaklarımızı, boya kalemlerini aldık buraya geldik.
Yeni evimizde, yeni anılar biriktirmeye,
Yaşananları paylaşmaya buraya geldik.
Hayat akıp giderken...
Herşey devam ediyor...
Posted by Picasa

Salı, Eylül 16, 2008

Hayvanat Bahçesi




Ankara' da sonbahar kendini iyice hissettirmeye başladı. Sabahları serin esen rüzgar, ince hırkalar, geceleri hafif üşümeler, biraz daha kalın battaniyeler, ayağa giyilen çoraplar.
Hepsi de en sevdiğim mevsimin işaretleri.
İnsanı kasıp kavuran, kendini bezdiren sıcaklar gitti. Bu hafta hava daha da serinleyecekmiş.
Bu demek oluyor ki, içilen sıcak çaylar içimizi daha bir ısıtacak, akşam erken kararan gökyüzünde yıldızlar hemen çıkacak.



Hayvanat bahçesi gezimiz çok sıcak bir pazar günü ağustos ayının son günlerinde gerçekleşti. Uzun zamandır Neva' yı götürmeyi düşünüyor fakat hep erteliyorduk. Eskişehir' den Barış gelince ve o da hayvanat bahçesine gitmeyi çok istediği için hadi dedik artık gidelim.
Benim gitmeye pek gönüllü olmama sebebim malum '' kene '' haberleri. Fakat gidince kapıda bir yazı ile karşılaştık. Burada düzenli olarak kene ilaçlaması yapılıyor diye. Yazı içimizi pek rahatlatmasa da yine de tadını çıkarmaya çalıştık.
Yıllar önce gitmiştim hayvanat bahçesine. Ama bunca yıl pek bir değişiklik olmamış. Hatta kimi hayvanlara kokudan yaklaşmak imkansızdı.

Bir tek ayılar artık kapalı kafeste değil, onlara açık bir alanda etrafı elektik telleriyle çevrili bir alan yapmışlar. Ama genel olarak bence herşey çok üzücüydü. Hayvanlar kafeslerinde öyle yatıyor, doğal ortamlarından uzakta, bitkin bir halde köşelerine çekilmişlerdi.

Neden bizde de yurtdışında ki gibi güzel hayvanat bahçeleri yok diye düşündüm.
Neva sıcağında etkisiyle epey mızmızlandı.
En çok '' züfata'' yı merak ediyordu. Onunla bol bol fotograf çektirdi.
Filin olduğu yerde, boş bir alan ile karşılaştık çünkü geçen yıl fil ölmüş.
Aklımıza bir de yine önceki yıl kaçan piton yılanı geldi. Yılanların ve balıkların olduğu yeri sevmedi.
Çok karanlıktı.
Ama en sevdiği çizgifilm olan Winnie the pooh' daki Tigger ' ı görünce çok sevindi.
Bak ailesini bulmuş dedik.
Şimdilerde ise ençok dinazorlara takmış durumda. Hem de ağzını kocaman açanlara.
Sonbahar tüm güzelliğiyle geliyor.
Artık evlerin sıcacık odalarında güzel vakit geçirme zamanı.

Pazartesi, Ağustos 11, 2008

Hem fotografçı hem Rapunzel


Tüm cumartesi günü babanın sana yaptığı fotograf makinasıyla gezdin.
Kendine göre fotograflar çektin.
Hadi bana gülümseyin dedin.
Üstelik düğmesine basınca inek sesi çıkarıyor bu makina :)
Ben de senin fotograflarını çektim.
Günün sonunda yorgunluktan arabada koltuğunda otururken birden farkettin
'' aaa fotograf makinam yok ''.
Başladın ağlamaya.
Sana söz verdik baban yarın bir tane daha yapacak diye.
Sabah erkenden uyandın.
Yanımıza geldin.
İlk sözün '' anne fotograf makinam nerde. Hani babam yapacaktı ''.
Kahvaltıdan önce yeni bir tane yapmaya çalıştı baban.
Bu seferde bu ses çıkarmıyo diye ağladın.
El kuklasının içindeki ses çıkaran düğmeyi koyalım dedik, sen inek sesi istedin.
Tüm bunlar da olmayınca senin fotograf makinası sarı kurdeleli bir dürbüne dönüştü.
Boynuna astın onunla dolaştın.
Pazar günü görmeye gittiğimiz bebeğe göstermeye götürdün.
O da ne!
Dönüş yolunda bu seferde dürbün kalmıştı orada.
Aklıma geldi ama hiç sesimi çıkarmadım.
Ta ki sen yine sabah erkenden kalkıp yanıma geldiğinde
'' anne dürbünüm nerde '' diyene kadar.
Uyuma numarası yaptım, hiç sesimi çıkarmadım.
'' tüüühhh bebekte kaldı, ama neyse babam yine yapar '' dedin.
Dedin ama evde ne boş bir tuvalet kağıdı rulosu ne de ses çıkaran bir düğme kaldı!


Nezaman fotograf çekmeye kalksam suratını şekilden şekile sokuyorsun,
binbir numara yapıyosun bana. '' anne sen komik bir annesin ''
diyorsun ama sen bir de şu fotograflara bir bak :)



Ahhh saçların.
Eskiden toka takmayı çok severdin, şimdi ise asla toka istemiyorsun.
Azıcık kestirelim dediğimiz de inanılmaz gözyaşları döküyorsun.
Neymiş beline kadar uzayacakmış.
Hem Elmo ' da rapunzel olup saçlarını uzatmamış mı !!

Perşembe, Temmuz 31, 2008

Yeni kitaplar


İki yeni kitap. İkisi de öyle özenle hazırlanmış, sevgiyle yazılmış ki!
Tijen İnaltong yazmış.
Ama siz okurken sanki onunla tatlı bir muhabbettesiniz.
Eski bir dostla karşılaşmış, heyecanla oturulmuş, eskilerden bahsetmeye başlamışsınız.
Sohbete sıcak bir çay ya da kokusu üzerinde bir kahve eşlik ediyor.
Sevgili Tijen öyle güzel yazar ki onun yazılarını okuduğunuz da sizde orada olmak, sade bir hayat sürmek, yemeklerden tatmak istersiniz.
Çocukluğunuza ait detaylar aklınıza gelir aniden.
Büyüklerin gündelik hayatta hep yaptığı ama sizin farkında olmadan kayıt altına aldığınız şeyler.
Vita teneke kutularında yetişen sardunyalar ya da tesadüfen gördüğünüz çocukluğunuzun lezzeti alıçlar gibi heyecanladırır sizi.
Pazarları hep severim.
Bol yeşillik, taze sebzeler, meyveler.
O kargaşa, koşturmaca.
Satıcıların çığırtganlığı.
Büyük şehirlerde artık vakit kalmıyor pazara gitmeye.
Bu yüzden de manavların, marketlerin tezgahlarında en tazesini bulma yarışındayız.
Oysa Tijen ' in yazılarını okuyunca, hele de onun pazar hikayelerini dinleyince hemen en yakın pazara gitmek isteyeceksiniz.
En yeni, en taze kitabı '' Turunç kokulu düşler '' işte tam da böyle güzel pazarları anlatıyor bize.
Yıllarca her Burhaniye ' ye gittiğimiz de pazarına gider, Ege' nin yeşilliklerine orada dokunur koklardım.
Tijen ' de hep anlattı zaten Burhaniye pazarını.
Bu kitapsa bize Antalya' yı anlatıyor.
Tabii yazarın gözünden bambaşka.
Antalya' yı sıcağından dolayı hiç sevmem.
Ama Tijen onu bize bir anlatıyor ki siz de baharda orada olmak isteyeceksiniz.
Üstelik kitabın için de birbirinden güzel tarifler var.
Yani sadece yemek kitabı değil bu.
Ya da sadece anılar da yer almıyor.
Hayatın ta kendisi.
'' Cıvıltılarıyla uyandığım kuşlar, sokağa adım atar atmaz karşıma çıkan Akdeniz, içimi sevinçle dolduran çiçekler, ağaçlar, meyveler... Antalya' da en çok bunları seviyorum. Başka neler sevdiğimi öğrenmek istiyorsanız onlar da kitabın sayfaları arasında gizli. Bir güzel çay demleyin ya da evde demlemeyi boş verin , şöyle güzel manzaralı ve sakince bir çay bahçesine gidin, başlayın okumaya. İçiniz biraz ferahlar , yüzünüze derin bir gülümseme yerleşirse sayfaları karıştırırken, biraz iştahınız açılırsa ya da ah şimdi Antalya ' da olsam , dedirtebilirsem size, amacıma ulaşmış olurum. Tabii bir de benim Antalya' mı tanıtabildiysem, görevim tamamlanmış demektir '' diyor kitabının tanıtım yazısında.
Gelelim ikinci kitaba,
aslında ilkönce o çıktı bu yaz.
'' Mutfaklardan taşan öyküler '' ise içinde birbirinden güzel öyküler barındırıyor mutfağa dair, yemeğe dair.
Kemah' tan Bozcaada' ya, Tokat' tan Kastamonu' ya, Niğde' den Burdur'a kadar pekçok yer var öykülerde.
Yeni eski mutfaklar, öyküleri, insanlarıyla sizi alıp götürüyor.
Diyorsunuz ki birgün yolum düşerse ben de oralara gitmeliyim, bu tatları denemeliyim.
Herbiri çok emek ve sabırla yazılmış iki kitap.
Üstelik bukadar üretken bir yazarın elinden çıkmış.
Ne diyeyim bize de alıp okumak düşüyor, teşekkürlerimizi sunarak.

Pazartesi, Temmuz 28, 2008

Minik eller mutfakta


Haftasonu etkinliklerimiz:
Küçük eller mutfakta!
Artık ben nezaman mutfağa girsem ben de yardım edicem diye yanımda bitiveriyorsun.
Sofra hazırlanırken, eğer seni çağırmamışsak dudaklarını büzüp geliyorsun ben de kaşık, çatal götürücem diye.
Çekmeceyi açıp herkese kaşık çatal seçiyorsun.
Onları tam da sofrada kim nereye oturuyorsa oraya yerleştirip, peçeteleri getiriyorsun.
Bu iş artık senin görevin olup çıktı.
İçeride oynarken birden gelip '' anne mis gibi kokular geldi burnuma '' diye yüzündeki hınzır ifadeyle mutfağa giriyorsun.
Hani beni neden çağırmadın ya da ben ne yapsam acaba diye.
Salatayı ben doğruyorum sen tabağa yerleştiriyorsun.
Kaynayan suya makarnaları beraber atıyoruz.
Pişmiş mi diye mutlaka sen de bakmak istiyorsun.
Senin de bir tahta kaşığın var karıştırmak için.
Damak zevkin ve koku alma duygun çok gelişmiş.
Seni kandırmak neredeyse imkansız.
Pasta kurabiye yaparken unu sen eliyorsun.
Henüz yumurtalara dokunmana izin yok.
Beraber kurabiyeleri yuvarlak yapıyoruz.
Gündüz babaannenle izlediğin yemek programlarını akşam bana anlatıyorsun.
'' 2 bardak un, biraz tuz katıp karıştırıyoruz anne''
Babaannen tarifleri yazarken ille de kalemi sen alacaksın,
'' öyle değil babanne bak böyle yazılır '' diyeceksin
'' hem unu da yazmayı unuttun ''
İstemediğin ya da kokusunu beğenmediğin birşeyi asla yemezsin.
Yumuşak şeyleri sevmezsin.
Ama karpuzu kollarından akıtarak yemeyi,
portakalı tekerlek gibi kesilmiş yemeyi seversin.
Elmaya tarçın dökerek,
çileği pudra şekerine batırarak yemeyi tercih edersin.
Kavunu sevmezsin hatta beyaz karpuz bu dersin.
Haftasonları omlet yemeyi,
makarnalardan spagettiyi seversin ama salçalı.
Köfte yuvarlak olsa,
süt soğuk olsa,
pohaça sıcak,
elma yeşil ve eksi.
pilav da üstünde tavukla.
Tüm bunlardan anlaşıldığı gibi her yemeği sevmezsin.
Ama yediğin zamanda ellerinle tadını çıkararak yersin.
Eminim büyüyünce iyi bir aşçı ve gurme olacaksın,
şimdinin minik aşçısı.

Perşembe, Temmuz 24, 2008

Oyuncak


Hava inanılmaz sıcak.
Üstelik klima olmayan bir işyeriniz varsa bu daha da çekilmez oluyor.
Herkes koridorda dolaşıp duruyor.
Çalışmak gerçekten de çok zor.
Öğlen eve giderken ağaçların gölge yaptığı kısımlardan yürümeye çalıştım.
Ama resmen sokaktaki asfaltlar erimiş.
Dışarıda hiçkimse yok.
Hatta kedi ve köpekler bile görünmüyor.
Eve gittiğim de Neva babaannesiyle dolabını düzeltmişti.
Artık pek yüzüne bakmadığı yapbozlar sıralanmış,
oyuncaklar düzenlenmiş.
Hatta dolap içlerinde olanlar bu sefer dışarı çıkmış.
Artık gözümüzün önündeler.
Amcası hasta biraz Neva ' nın.
Bugün evde.
O da küçük hasta bakıcı olarak onunla beraber çorba içmiş.
Kocaman bir bardak dolusu suyu amcasına götürmeye çalışıyordu.
Amcasının başından ayrılmıyor.
Bir koltuğa o uzanmış bir koltuğa Neva.
Bugün çok akıllı, uslu ve şirin kız edalarında.
Bahçede ki çiçekler, ağaçlar susuz.
Neva ençok girişte ki gülün solmasına üzüldü.
Ama Mustafa abisi söz verdi,
onun için tam girişe Neva 'nın istediği yere bir gül dikecek.

Çarşamba, Temmuz 23, 2008

Şeker


Hergece yatmadan önce konuşuyoruz bizi mutlu eden anlar, yaptığımız yanlışlar.
Birbir söylüyorsun tüm yaptıklarını.
Önce yanlışlar.
Bizi neden mutsuz ettikleri.
Demek ki diyorum bunların yanlış olduklarını bile bile yapıyorsun.
Çekmeceleri karıştırdığında, tüm kremi yüzüne sürdüğünde,
benim kolyem için dakikalarca ağladığında.
Sonra gelip bir '' özür dilerim annecim '' demen, o ses tonunu inceltip boynunu
hafif yana eğmen hepsi bilerek.
Numaradan ağladığın zamanlarda yok değil.
İnsan nasıl ağlarken birden gülebilir, ya da ağladığını unutup oyuncaklarının derdine düşebilir!
Bu aralar daha bir büyüdün, kelime hazinen o kadar gelişti ki hiç olmadık zamanda söylediğin bir kelimeyle şaşırıp babanla birbirimize bakakalıyoruz.
Tokaları hiç sevmiyorsun, oysa eskiden hep takardık.
Koca bir kutu tokan var.
Onları takmak yerine yatağına dizip oynamayı seviyorsun.
Saçlar hep böyle salkım saçak olacak.
Bale yapmaya bayılıyorsun.
Parmak uçlarında yüründüğünü nerden biliyorsun sen!
Sorduğum da '' cimmastikte '' diyorsun ama nezaman gittin biz bile bilmiyoruz:)
Parmak uçlarında yürümeye çalışıyorsun.
Ufff çok sıcak oldum diyerek şapkanı takıyorsun hani şapka bizi güneşten korur ya!
Sıcaktan da korumalı.
Sana göre ciddi işler yaptığın da kesinlikle gülmemeliyiz.
Çok bozuluyorsun.
Dans konusu çok ciddi iş mesela.
Banyo yapmayı seviyorsun ama yüzüne su değmeyecek nasıl olacaksa:)
Ağlarken bazen '' ben napıcamm '' diyorsun ki dudaklarımı ısırarak içimden gülüyorum.
Dün akşam da banyo yaptık.
Saçlarını kuruttuk, pijamalarını giyindik.
Tam yatmaya hazırlanırken aklına şekerin geldi.
Sonra bana binbir çeşit poz verdin.
Hani şu başını bir yana eğdiğin.
Sanki fotograf çekilirken başımızı eğmemiz gerek!
Sonra birbirimize sarılıp uyuduk,
Sen şekerden daha tatlıydın yine.

Salı, Temmuz 22, 2008

Döndük


Bu sefer uzun bir ara oldu.
Sağlık sorunları, tatsızlıklar derken bu sefer de blogcuya giremez oldum.
Sürekli bakım çalışması olması beni çileden çıkardı artık.
Sonra taşınmaya karar verdim blogcudan.
Ama biraz daha beklemeyi uygun buldum.
Ne de olsa ilk göz ağrım.
3 yıllık bir emeğim var.
Başka bir yerde tekrar herşeye alışmak, yeni bir düzen kurmaktansa
beklemeyi uygun buldum.
Hala sorunlar var blogcu da.
İki gündür resim yükleyemiyorum ama basitçe kendime göre bir yol buldum.
Şimdilik bununla idare edeceğim.
Bu arada dönüp dönüp bloguma geldim.
Yaptıklarıma emeklerime üzüldüm, gönlüm el vermedi onları bırakıp gitmeye.
Hem sayfayı bu hale getirmek içinde kendimce çok emek verdim.
Sonuçta web tasarımcısı değilim, deneme yanılma biraz da çalışmayla sayfam bu günlere
geldi.
Umarım bundan sonra benim için de yeni bir başlangıç olur.
Tekrar düzenli yazacak enerjiyi bulurum.
Yazamadığım süre içinde Neva biraz daha büyüdü.
Şu günlerde de nedendir bilinmez, belki de 3 yaş sendromu huysuz bir kız olup çıktı.
Birden herşey yolundayken sebepsiz yere ağlamalar, akıtılan gözyaşları.
Ne yapacağımızı şaşırıyoruz çoğu zaman.
Herşeyi ben bilirim, ben yaparım edaları.
Dün akşam artık dedim ki '' sen de Lola gibisin
herşeyi kendi başına yapacağını sanıyorsun''
Belki de sıcaklar bilemiyorum.
Sıcak ve kuru Ankara' da bir yandan projeleri bitirmeye çalışıyorum bir yandan tatil hayalleri kuruyorum.
Tek istediğim bir ağacın dibinde uzanmak, mayışmak, kitap okumak, uyumak.
Neva' nın mayosunu aylar öncesinden hazırladık.
Ama bu sene evdeki hesap çarşıya uymadı.
Yine de izin alınca birşeyler yapmayı düşünüyoruz.
Çok güzel kitaplar okudum, yeni kitaplar aldım.
Yatağımın yanındaki komidinin üzeri okunan ve okunacak olan kitaplarla dolu.
Onları orada görmeyi seviyorum.
Temmmuz ayı düğün ayı.
Neredeyse her haftasonu bir düğüne, nikaha gittik.
Her seferinde de Neva '' anne benim düğünüme mi gidiyoruz '' diye sevinçle soruyor.
Daha vakit var bebeğim.
Ne olur sen o kadar hızlı büyüme,
herşey zaten çok çabuk değişiyor...

Salı, Haziran 03, 2008

Kurabiye


Haftasonları Neva için etkinlik zamanı.
Dışarıya çıkma, sokaklarda dolaşma, kurabiye yapma zamanı.
Artık minik kızım gün geçtikçe bana yardım etmeye, kendi işlerini kendisi yapmaya başladı.
Mesela bu haftasonu tezgaha oturdu.
Ben nasıl unu eliyorum, çikolatalar nasıl küçük parçalara ayrılır,
kaç tane yumurta koyuyoruz hepsini öğrendi.
Unu o ekledi karıştırma kabına, tek tek karışımdan parçalar alıp nasıl yerleştiriyorum
tepsiye hepsini dikkatle izledi.
Fırının başında beraber bekledik.
Çıkan kurabiyelere Neva kendisi batırdı tek tek bonibonları, istediği renklere göre.
Henüz soğumadan çilekli sütle beraber yedik kurabiyelerimizi yan yana koltuklarda.
Sonra yorumlar yaptık seninkinde daha mı fazla çikolata parçaları var acaba!
Bana tarifler verdi kendince.
- biyaz un koyuyoruz, sonra şeker ama çok,
numurta koyuyoruz,
şöyle çıpıyoruz,
donapes, üzerine tuz,
fırına veriyoruz.
Eline sağlık anne!
İşte bu tüm yorgunlukları alan sihirli cümle!
Beraber vakit geçirmekten çok hoşlanıyoruz.
Beraber Lola' yı izleyip, gökten yağmur şeklinde düşen bezelyeler eşliğinde
biz de bezelye ayıklıyoruz.
Sonra o tekrar tezgaha tırmanıyor.
-Aaaa donapes unuttuk anne diye bana talimat veriyor.
Yatağı düzeltirken bir ucundan da o tutuyor.
Kendi çoraplarını asma işi kesinlikle onun, kimselere vermez.
Bir anda bakıyorum ki yanımda bir ufaklık bitmiş, boyu henüz belime yetişmeyen, meraklı gözlerle benim her yaptığımı izleyen.
Hapşurunca içerden bir ses gelir hemen '' çok yaşa '' diye.
Yalnız olmadığımı anlarım o an.
Bu '' çok yaşa '' pekçok şeye iyi gelir.
Yatakta yan yana yatarken günün '' mutlu anlar - mutsuz anlar'' ını konuşuruz.
Ben unutsam da o hatırlatır hemen.
İlk önce mutsuz anlar.
Yaptığı yanlışları ben söylemeden kendi söyler, kabüllenir hatasını.
Ben de onun sayesinde düşünürüm günü, mutlu anlar- mutsuz anlar nelerdi diye.
Küçük ama hergün ondan yeni birşey öğreniyoruz.
Küçük şeylerle mutlu olmayı, sımsıkı sarılmayı...
Günlerle beraber büyüyoruz hepbirlikte.

Çarşamba, Mayıs 07, 2008

3 mutlu, 3 mutsuz


Her gece uyumadan önce babasıyla yatakta sohbet ediyorlar.
Bugün bizi mutlu eden 3 şey,
bugün bizi mutsuz eden 3 şey ve
yaptığımız yanlışlar.
Neva' nın cevapları:
1- Annem işe gittiğinde üzüldüm ama sonra gelince mutlu oldum
2- Sakız çiğnedim
3- Kırmızı sakız çiğnedim
Yaptığım yanlışlar:
1- Duvara tükürdüm
2- Tocuğa ( çocuğa yani bebeğine kızmışta ) tükürdüm
3- Çorapsız gezdim
Tüm bunları büyük ciddiyetle düşünüyormuş gibi yaparak, bir gözünü kısıp
bir elini çenesine dayıyarak yapıyor. Aklına bişey gelmeyince de hadi sen de bi düşün
bakalım diyor:)
Böylece her gece Neva sayesinde günü gözden geçiriyoruz.
1- Akşam gelince sana sarıldım çok mutlu oldum
2- Banyo yaptık çok güzeldi
3- Yatakta zıpladık
Siz de bu gece yatağınıza yatınca bir düşünün bakalım bugün sizi mutlu eden 3 şey ve mutsuz eden 3 şey neydi.

Pazartesi, Mayıs 05, 2008

Yaz mevsimi başlıyor!


Sabah evden çıkarken bahçenin mis gibi kokusu burnuma geliyor.
Evden dışarıyı seyrederken bir bakıyoruz Neva' yla kurumuş sandığımız tüm agaçlar yemyeşil. Çoğu çiçek açtı bile.
Kuş cıvıltıları sabah yürüyüşlerime eşlik ediyor. Sessizse ortalık bir de onların cıvıltılarını hemen fark edebiliyor insan.
Yoksa günün telaşı başladığında bu sesler trafik, gürültü ve tüm o karmaşa da yok oluyor. Aslında hep oradalar aslında ama biz duyamıyoruz.
Haftasonu tam da mayıs ayına yakışır harika bir yağmur vardı.
Pencereyi açıp yağmuru seyre dalıyoruz.
Hava serinlemiş olsa da mis gibi kokuyor.
Bu yağmurlar yakında yerini kavurucu sıcaklara bırakacak.
Hem bugün yaz mevsiminin başlangıcı, '' Hıdırellez ''.
Bu demek ki toprak suya doydu, ısıya doydu.
Cemreler bir bir düştü.
Belki haberimiz oldu belki olmadı.
Cemrelerin düştüğü günler hava daha bir ısındı, sabah uyandığımız da sebepsiz bir mutluluk sardı içimizi.
Gökyüzü o günlerde daha bir maviydi.
Bulutlar pamuk gibi bir oradan bir oraya savruldu.
O günler keyfimiz tam da istediğimiz gibiydi.
Yoksa siz fark etmediniz mi!
Takvime o yılın cemreleri bir bir işaretlenmeli, o gün bizim içimize de bir cemre düşmeli, tüm kederleri bir kenara bırakmalıyız.
Ben çok severim kışın ardından uyanan doğayı, mis gibi toprak kokusunu hele ki yağmur sonrası.
Bugün Hıdırellez. Daha önce yazmışım nasıl olsa Hıdır ve İlyas peygamberin buluşmasını.
Dilekler, istekler hiç bitmez.
Her yıl yenileri eklenir listeye.
Bu yıl ki dileğim çok gizli değil aslında.
Bizi tanıyan herkesin yakından bildiği bir dilek.
Ama ne olursa olsun,
yeni başlangıçları hep severim.
Siz siz olun yarını yeni bir başlangıç olarak kabül edin.
Sabah kendiniz için yeni bir şey yapın.
Yarına özel yeni bir şeyler giyin.
Yeni bir fincanda kahve için.
Masanıza papatya koyun.
Ama mutlaka yeni bir ilk olsun sizin için.

Cuma, Mayıs 02, 2008

Bugün


Küçükken büyüyüp bu yaşlara geleceğimi hiç hayal edemezdim.
Sıcak ve sıkıcı yaz tatillerinde, öğleden sonraları yatağa uzandığım da aklımdan geçerdi acaba nasıl bir hayat beni bekliyor.
O kadar küçüktüm ve dünya o kadar büyüktü ki ben düşünmeye başladıkça korkar,
ileri ki yaşlarımı hayal bile edemezdim.
Zaman hızla geçti.
Şimdi ki yaşımda olanlar eskiden bana çok ama çok '' kocaman '' gelir,
erkekler kelli felli adam, kadınlarsa şişman ve etrafları çocukla dolu olurdu.
Oysa günümüzde artık hiç öyle değil.
Neredeyse 30' lu yaşlar herkesin beklediği bir milat, çok daha kıymeti bilinen yaşlar.
Sanki 30. yaş günü için bir tepeye tırmanıyoruz ağır ağır ve sabırla. Sonra çıkınca oraya, aslında hiçbirşeyin değişmediğini, günlerin yine kendi döngüsünde devam ettiğini görüyoruz.
İşte bu yüzden artık hele de '' Neva '' doğduğundan beri yaşımı soranlara şöyle bir an bakıyorum.
Sahi ben kaç yaşındaydım. '' Kızım 3 yaşında '' diyorum:))
Bugün de sıradan bir gün olarak başladı ama daha ilk saatlerinde beni öyle bir heyecanlandırdı ki tüm gün ayaklarım yerden kesilmiş olarak gezdim.
Hayatta başıma gelen en güzel şey aşkım, benim için bir sürpriz hazırlamış.
Sakın telefonunu yanından ayırma dedi ve bekle.
O kadar heyecanla bekledim ki!
Hayatımda ilk defa canlı yayına katıldım.
Best Fm' den aradılar. Arzu hanım sizi yayına alıyor diye.
Dondum kaldım.
Telefonda ki Arzu' nun sesi ve şen kahkaları bana unutulmaz bir '' doğumgünü '' hediyesi oldu.
Canım benim yanımda olamasa ve aramızdaki uzaklığa rağmen yine yapmıştı yapacağını.
Ben Arzu' yu yıllardır dinlerim. Her sabah programını mutlaka takip ederim.
Yıllar içinde sohbetlerde hep adı geçti, ondan öğrendiklerimi paylaştım ben de.
BaBa_HaKaN Arzu' yla dün konuşmuş ve bana sürpriz yapmak istediğini söylemiş.
Arzu' da hemen telefon numaramı almış.
Karşımda onun sesini duyunca inanamadım.
Benim hayatta yapamayacağım birşey çünkü.
Arzu dedi ki bu zamanda böyle erkek bulunmaz, onun için ben de bu sürprize katıldım.
Ne konuştum hiç hatırlamıyorum.
Ama sonrasında da göz yaşlarımı tutamadım.
Benim aşkım işte böyledir.
Her zaman bana sürprizler yapan hep O' dur.
Yağmur altında taaa uzaklardan gelip beni bekleyen ve şaşırtan da yine O' dur.
Dergilerim çıktığında ben almasam da ilk alıp getiren de O' dur.
Hiç olmadık yerlere hediye paketlerini saklayan da O' dur.
Çok şanslıyım biliyorum.
Bana böyle değer veren bir eşim, dünyalar tatlısı bir kızım olduğu için.
Ağzımızın tadı hiç bozulmasın tek dileğim.
Küçükken yatağım da uzanmış bu günleri düşünürken hiç tahmin edemezdim bu anları.
Hayat sana teşekkür ederim tüm verdiklerin için!