Pazartesi, Haziran 26, 2006

Ankara ' nın denizi yoksa gölü var !


Haziran ayının da sonuna geldik. Yakında temmuz ayı ile birlikte tatil telaşı iyice artacak. Bu hafta oldukça yoğun geçti bizim için. İş yerinde proje teslimim vardı. Cumartesi bir arkadaşım evlendi :) '' Göksun ve Savaş '' a ömür boyu mutluluklar diliyorum !
O günkü telaşlarını görünce kendi koşturmalarımız aklıma geldi. Ne heyecanlı, stresli bir gündü. İnsan herşeyin yolunda gitmesini istiyor tabii. Bi aksilik olursa diye içi içini yiyiyor:) Ama denir ya bunlar güzel telaşlar :) Gelin odasından çıkıp nikah masasına gidene kadar olan mesafe,herhalde yürüdüğüm en uzun yoldu:) Çok heyecanlanmıştım. Oturduktan sonra ancak ön sıradakileri farketmiştim:)) Neyse ki fotograflar ve kamera çekimi var:) Onları heyecanlı görünce zamanın ne de çabuk geçtiğini bir kez daha fark ettim...
Cumartesi günü akşam üzeri olacak olan nikahı büyük bir hevesle bekledim. Kızımın elbisesini ayakkabısını hazırladım. Fakat Neva öğleden sonra bir türlü uyumadı. Ne yaptıysam yok oyun istiyor. Ancak akşam 4 gibi yattı. Fakat nikah 5 ' te olacak ! Bir ara uyandı ama uykusunu alamamış tabi, yine de elbisesini giydirdim ama baktım olmayacak onu hemen babaannesine bırakıp koşarak biz nikaha yetiştik.
Pazar günü ise ' Ankara ' nın denizi yoksa gölü var ' deyip Mogan gölüne gittik. Yeni yapılan belediyenin tesisi oldukça güzeldi. Eskiden sazlık ve bataklık olan bölgeyi çok güzel değerlendirmişler. Güzel bir peyzaj çalışmasıyla pek çok şeyi bir araya getirmişler. Mini golf sahası, halı saha, tenis kortları, basketbol sahası, plaj voleybolü gibi spor alanlarının yanı sıra çok güzel çocuk oyun alanları vardı. Hatta o kadar çok bebek ve çocuk, hamile gördük ki tüm Ankara' nın çocuklu aileleri buraya gelmiş diye düşündüm:)) Göl üzerine yapılan alanlarda oturup evden getirdiklerinizi de yiyebiliyorsunuz. Tek eksik bana kalırsa ağaçlandırma çalışması çok yetersiz kalmış. Gölge bir alan bulmak zor. Neyse ki şemsiyelerle bu sorunu bi nebze halletmişler. Oysa ki yürüme alanının hiç olmazsa bir kısmına pergole ile gölgelik yapabilirlermiş. Deniz olmasa da gri göl sularına baktık, yürüyüş yaptık, Neva çok sevindi. Her gördüğü çocukta çığlık attı :) Arada gitmek lazım, şehrin karmaşasından uzaklaşmak biraz olsa da göl suyu görmek için :) İyi haftalar:)

Pazartesi, Haziran 19, 2006

İlk adımlar, yeni bir mekan


Haftasonu kızıma ilk adım ayakkabısı aldık. Sonra da test etmek için epey yürüdük :)) Elimizden tuttu beraber yürüdük. Artık işi ilerlettiğini düşündüğünden de ille de kendim yürüyeceğim diye tutturdu ! Neymiş o mağazaya girmezmiş, kendi kendine yürüyecekmiş:) İşimiz var yani:)) İnat edip çığlığı basıyor. Biz de hemen dikkatini başka şeylere çekip oradan uzaklaştık. Haline ve boyuna bakmadan özgür olmak istiyor. Ama onun öyle minik adımlarla mutlulukla yürümesini izlemek çok keyifli !
Pazar günü uzun zamandır hep konuştuğumuz ama yer olarak hem uzak hem de bize ters olan bir yere gittik . '' Üstünel köftecisi ''. Kazım Karabekir caddesinde İskitler ' de. Bilen bilirmiş orayı zaten. Gittiğimizde de oldukça kalabalıktı. Yer küçük, dışarıdan görsem bakmadan geçeceğim yerlerden. Genellikle aileler vardı. En önemli özelliği köftelerle beraber sunulan bahçe yeşillikleri. Masaya önce bir kağıt seriliyor. Üzerine de ince bir naylon örtü. Sonra büyük bir tabak içinde tüm yeşillikler getirilip masaya öylece bırakılıyor :) Neler yok ki. Mis kokulu taze nane, marul, maydanoz, yeşil soğan, kuru soğan, tere, minik turplar, mis kokulu domatesler. Tüm yeşillikleri bırakan garson bir de ikiye bölünmüş 2-3 limonu elleriyle sıkıp gidiyor. Ama ellerinde eldiven var :) Ardından köfteler gelene kadar mangalda közlenmiş sarımsak ve domates geliyor. Tüm bunları ellerinizle keyifle yiyiyorsunuz. İsteyene çatal bıçakta var ! Gelen köfteler, yanında ayran ve tüm bu yeşilliklerle hem gözünüz hem de mideniz bayram ediyor. Öyle tazeler ki insan çöpe dökülmesine kıyamadığı için ki ben yeşilliklerin hepsini severim çerez gibi atıştırıyorsunuz. Tuvaletler beklediğimin aksine çok temizdi. Diyorum ya sırf taze yeşillikler için bile tekrar gidilir. Siz de bir haftasonu ailece gidebilirsiniz. Şimdiden afiyet olsun :)


Adres: Üstünel Köftecisi
Yeni sanayi, Tunç cad. no:86 İskitler
Tel: 324 26 24

Cuma, Haziran 16, 2006

Babalar günü


Bugünlerde benim pabucum dama atılmış durumda:) Neva baba diyorda başka birşey demiyor. Sabah kalktığında ilk iş baba ve atta demeye başlıyor, buzdolabının üzerinde ki resmimize illa ki dokunup '' baba'' sını gösteriyor. Salona geçiyoruz. Duvardaki resimlerde de aynı işlem devam ediyor:)) '' baba baba '' diyerek ilk adımlarını atıyor. Neredeyse hafta başından beri bayağı yürüyor. Üstelik hemen alıştı, hem yürüyor, hem göz kırpıyor:) Biz kucağımızı açmış beklerken o birden manevra yapıp kaçmaya çalışıyor. Tabi biz de bir sevinç sormayın gitsin:)) Haftasonu kızıma ilk yürüyüş ayakkabılarını alıcaz.
Bundan sonra onu tutana aşk olsun !
Kızımla babası arasındaki '' aşk '' öyle hoşuma gidiyor ki, sıkı sıkı kollarını boynuna dolayınca, dünyalar onların oluyor:) Bu bizim aslında ikinci '' babalar günümüz''. Geçen sene kızım minicikti, şimdiyse ilk adımlarını atıp bizi peşinden koşturuyor.
Aralarında ki '' aşk '' ın hep sürmesini diliyorum. Pazar günü kızım bu sefer yürüyerek babasına hediyesini verecek:) Daha nice güzel günlerde hep beraber olmak dileğiyle tüm babaların babalar günü kutlu olsun !!!

not: resim www.bwphotos.net adresinden alınmıştır.

Çarşamba, Haziran 14, 2006

Kumdan heykeller


Pazar günü de olsa Neva erken uyanınca bizde uyanıyoruz. Sabah biraz oynayıp tekrar uyutuyorum. Hiç olmazsa bu arada kahvaltı hazırlamak için bir vakit oluyor. Bu pazar da Neva ' yı uyutmuş televizyonda kanalları dolaşırken bir programa rastladım. Hikayesi olan kişilerin hikayesini anlatıp o kişiyi ve yaptıklarını anlatıyorlar. Programcı bu sefer genellikle sms mesajları dışında gelen hikayelerden farklı olarak kendi ilgilerini çeken bir kişiyi tanıtacaklarını söyledi.
Uluslararası kum heykel sergisi ülkemizde ilk kez gerçekleştiriliyormuş. Antalya ' da Lara plajında gerçekleştirilecek olan sergi 14 haziran yani bugün açılacak ve 30 eylüle kadar ziyaret edilebilecekmiş.
Zaman zaman sizinde de mail kutunuza kim tarafından yapıldığını bilmediğiniz devasa bi o kadar da muhteşem kum heykeller yada buzdan heykellerle ilgili resimler gelmiştir. Hepsini de '' nasıl olsa yok olup gidecek kısa süre için bunca emek neden'' diye düşünerek bakmışımdır.
Program tam da bu konuyla ilgili, muhteşem kum heykelleri yapan sanatçıyla ilgiliydi. Adı Alper Alagöz. O da çoğunluk gibi memur bir ailenin çocuğu. Ailesi aman oğlum ne yaparsan yap yeter ki bir diploma al der. O da onların ısrarıyla Odtü ' ye girer. Fakat istediğinin bu olmadığını fark edince ailesinin karşısına geçer ve yurtdışına gitmek istediğini söyler. Önce karşı çıksalarda oğullarının ısrarı karşısında fazla birşey yapamazlar. Elinde gitarıyla her gittiği yerde çalıp söylemeye başlar. Tek kazancı ise önündeki şapkasına konan paralar. Sürekli dolaşır tam bir gezgin hayatı sürer. Evlenir eşiyle beraber hep güneye, sıcak iklimlere gider ki oralarda animasyonlara katılsın, çocukların yüzlerini boyasın, gitar çalsın. Bir gün kendi için sahilde kumdan bir heykel yapar. Ölmüş bir at üzerinde bir insan. O gün sahile o heykeli görmeye akın akın insanlar gelir. Böyle heykeller yapıldığını duyar ve bu konuda daha farklı ve yaratıcı şeyler yapmaya başlar. Öyleki tek kazancı 2-3 gün dayanabilen kumdan heykeller olur. Pekçok uluslararası etkinliğe katılır adını duyurur. Ama her seferinde göçmen kuşlar gibi sürekli güneye, sıcağa gider, sahillerde kumdan heykeller yapar.
Bugün ülkemizde ilk kez gerçekleştirilicek olan kumdan heykeller Alper Alagöz organizasyonunda gerçekleşmekte. 500 bin Euroluk bir yatırım yapılmış. 400 bin kişinin ziyaret etmesi bekleniyormuş.
'' Nasrettin Hoca '', '' Nuh 'un gemisi'', '' Peri bacaları '', ''Şahmaran'' gibi ana teması '' Anadolu efsaneleri '' olan 100 ün üzerinde heykel sergilenecek. 22 yabancı heykeltraş, 28 Türk stajer heykeltraş çalışıyor. Ancak tüm bu çabalar geçen gün yağan yağmurla tahrip olmuş. Şimdilerde yoğun bir şekilde heykelleri onarmakla uğraşıyorlarmış.
8000 m2 lik sergi alanına 6 bin ton kum 150 kamyonla taşınmış. Heykeller sadece kum ve su kullanılarak yapılıyor.
Meğer kumdan heykeller yapmak çok eskilere dayanıyormuş. Eski Mısırlılar piramitleri yapmadan önce kumdan heykellerini yapar, Hint mitolojisinde de kum heykellere tapınma törenleri olurmuş.
Sadece su ve kum ile tekniğin birleşmesi sonucu oluşan muhteşem heykelleri yapmak için bence en önemli şey sabır olsa gerek.
Müthiş bir emek ve sabır kısa sürede yok olacağı bilinsede yine de yapılıyor işte. Bu alanda bir Türkün adının geçmesi ise gurur verici.
Pazar günü izlediğim programda hem bu ilgi çekici konuyla ilgili bigiler edindim hem de Alper Alagöz ' ün azmine, kararlılığına hayran kaldım. Hele de yeni yapmak istediklerinden bahsedince ne kadar cesur olduğunu düşündüm.
Demek ki insan bir şeyi isterse ama gerçekten ister ve o konuda çalışırsa mutlaka başarıya ulaşıyor !!
Demek ki neymiş hayallerimizn peşinden korkmadan gitmeliymişiz. Çünkü yaşam bize bir kere sunulmuş:)

Not: Fotograflar Hürriyet foto galeriden alınmıştır.

Cuma, Haziran 09, 2006

Haftasonu salatası


''Cuma günleri valiz hazırlamak gibi
cuma günleri seninle ilkbahar gibi ''
demiş ' Pinhani '. Şu sıralar pek çok internet sitesinde albümün adı geçiyor. Özellikle de '' hele bi gel ''

Derken bu haftanın da sonuna geldik. Hava sanki biraz serinledi gibi. Yağmur gelecekmiş. Bende dün akşam sıcaklarda şöyle ferah ferah yenilecek bir salata yaptım.
Balkonda hem yemek yedik hem de lafladık. Biz çok sevdik salatayı. Uzun zamandır dolapta duran kuskus da böylece değerlenmiş oldu. Aslında başka bir salata için almıştım ama kısmet bu salataya imiş:) Salataların renk renk olması en sevdiğim şey. Yeşil içindeki kırmızılar, taze nane kokusu... İnsanın yedikçe yemesi geliyor. Yapılışı da kolay üstelik. İş dönüşü dar vakitlerde birşeyler hazırlamak gerektiğinde insan kolay tarifleri deniyor. Tarifi daha önce mutfak güncesi ' de görmüştüm. Ben yinede kendi yaptığım şekliyle yazayım:)

Salata için malzemeler:
1 su bardağı haşlanmış kuskus
1 su bardağı haşlanmış yeşil mercimek
yeşil soğan
taze nane
salatalık
kırmızı biber
dereotu
salatalık turşusu
limon
zeytinyağı
Yapılışına gelince : Tüm yeşillikleri küçük küçük doğruyoruz. Zaten içine yeşil soğan ve taze nane giren herşey bana göre çok güzel olduğundan bolca malzemeden katıyoruz. Salatalık ve kırmızı biberi de doğrayıp haşlanmış olan kuskus ve yeşil mercimekle karıştırıyoruz. Üzerine zeytinyağı ve limon suyu ekleyip afiyetle yiyiyoruz. Ancak bir daha ki sefere içine ceviz ve mısır eklemeyi de düşünüyorum. Hem daha besleyici olacak hem de daha renkli olacak:)
Herkese bol gezmeli güzel bir hafta diliyorum:)

Çarşamba, Haziran 07, 2006

Kitaplar


Haziran demek artık iyice yazın gelmesi demek. Bir yandan tatil hayalleri devam ederken bir yandan da sıcaklardan bunalmış halde iş yetiştirmeye çalışıyorum. Ayın ilk günlerinde merakla takip ettiğim dergilerim çıkar. Bir koşu gider alır, çıkmasını heyecanla beklerim. Eskiden aldığım her dergiyi reklamlarına kadar inceler, daha sonra bir proje için gerektiğinde hemen çıkarırdım o dergiyi:) Akşam yemekten sonra yatağıma uzanıp renkli sayfaları çevirmek benim için büyük bir mutluluktu. Öğrencilik yıllarımda daha çok mesleğimle ilgili dekorasyon ve tasarım dergilerini alırdım. Evlenince bu merakıma yemek dergileri eklendi. Neva olunca da hamilelik döneminden itibaren bebek dergilerini de alır oldum:) Evde giderek çoğalan bir dergi yığını var yani:)) Ancak ne ben onları atmaya kıyabiliyorum ne de onlara uygun bir yer bulabiliyorum. Her okuduğumda , elime aldığımda o yıllara ait çok güncel bilgiler ediniyorum. Popülerlik açısından bence dergilerde güzel bir arşiv olabilir. Son zamanlarda ise genellikle daha keyifli ve geniş bir zamanda okunmak üzere şöyle bakılıp kenara konuluyor dergiler. Dediğim gibi yıllardır mimarlık ve dekorasyon ile ilgili pek çok dergi aldım, takip ettim. Kimileri bu günlere geldi kimileri çoktan kayboldu. O yüzden de artık benim için nerdeyse birbirinin aynı olan dekorasyon dergilerinde içindeki bilgilerden daha çok yer alan reklamlar beni sıkmaya başladı. Üstelik fiyatları da aldı başını gitti. O fiyata şöyle göz dolduran bir şeyler de göremiyor insan. Bu sebeplerden dekorasyon dergisi almayı bıraktım. Aynı şey yemek dergileri için de geçerli. İçinde yapmayı isteyeceğim çok az tarif çıkıyor. Çoğu malzeme bulunması zor, damak tadıma uygun şeyler değil. Kendi kendime bir daha almamaya karar verdiğim bir anda uzun zamandır takip ettiğim '' Lezzet '' dergisi fiyatını düşürdü !Aslında eski dergilere bakınca çok daha güzel tarifler olduğunu görüyorum ama neyse yine de hiç olmazsa fiyatı daha uygun deyip '' Lezzet '' i almaya devam ediyorum. Gelelim dekorasyon dergilerine. Almadım uzun zaman. Sadece kapak resimlerine baktım inat ettim:) Ama bu inadım da '' Evim '' dergisiyle kırıldı:)) Fiyatı uygun, pratik bilgilerle dolu, boya önerileri olan, renkli bir dergi. Anlayacağınız kendime yeni takip edilecek dergileri bulmakta gecikmedim:)
Neyse konu dergiler olunca uzadıkça uzadı yazdıklarım. Aslında ben kitaplardan bahsedecektim.
İlk kitap grubu çocuklarla ilgili. Taylan Kümeli ' nin çıkardığı yeni kitap '' Bebeklikten ergenliğe sağlıklı beslenme rehberi'' Son yıllarda herkes sağlıklı beslenmenin öneminden bahsederken asıl olan bebeklikten itibaren sağlıklı ve bilinçli beslenmek. Hep önerilen beslenme alışkanlığını edinmek. '' Doğumdan yaşamımızın sonuna kadar beslenme bir yolculuktur '' diyor ve kitapta pek çok konu başlıklarında besinler, vitaminler, yaşa göre kilo dağılımından bahsedilmekte.
İkinci kitap Prof.Dr. Bengi Semerci ' ye ait olan '' Birlikte Büyütelim Çocuk Ruh Sağlığı ''
Çocuktur nasıl olsa büyür denilse de bedensel gelişimin yanında ruh sağlığının gelişimi de çok önemli. Çocuğumuzu tanımak herşeyden önce en önemli şey. Çocuk sahibi olmaya karar vermek, maddi ve manevi olarak bu sorumluluğa hazır olmak gerekli. Çünkü anne baba olmanın sorumluluğu hep bizimle beraber olacak. Bu yolculuğumuzda da karşımıza engeller çıkacak. Çaresiz kaldığımız zamanlarda ne yapacağımızı şaşıracağız. İşte bu kitap bu yolculuk sırasında karşımıza çıkan engelleri aşmamız için bir rehber özellik taşıyor. Okunacaklar sırasında en başta yer alıyor benim için. Bakalım neler öğreneceğiz:)
Ve tatlı yiyelim tatlı konuşalım. Pasta yemeyi sevmeyen yoktur herhalde. Kimisi meyveli sever kimi çikolatalı. Ama mutlaka herkesin sevdiği bir çeşit vardır. Emel Başdoğan ' ı yıllar önce ' TEFAL ' için hazırladığı programdan tanıyorum. Rahat konuşması, her şeyi aynı kolaylıkla yapması, paratik tariflerini çok beğenirdim. Son yıllarda moda olan butik pastacılık konusunda ise ilkler arasında yer alır. Foodie adlı butik pastacılık yaptığı bir yeri de var. Bu birikimlerini, tecrübelerini bir kitapta toplamış. '' Pastacılık yapımı'' İçinde ' acaba ben de yapabilirmiyim ' dediğimiz nefis pasta tarifleri var. Dahası her biri birer maket, heykel ne derseniz işte. Tek tek açıklamalı bu kitap belkide Türkçe yayınlanan ilk pasta kitabı. İlgilenenler mutlaka almalı.
Bu ay kitaplarla başladık. Sıcaklarda balkonda çayımıza en güzel de onlar eşlik edecek galiba. Herkese iyi okumalar :)

Çarşamba, Mayıs 31, 2006

Birikmiş tarifler


Tarifler birikmiş şöyle bir baktım da:) Daha fazla zaman geçmeden yazmak istedim. Ama şu sıcak havalarda en iyi, en serin şey herhalde ' bat ' olsa gerek. Tarifini daha önce yazmıştım. Gelelim bugünkü tariflere. İlk tarif yine sıcaklarda serin birşeyler arayanlar için çok güzel bence. Sizde benim gibi sarımsak ve yoğurt kullanılan her yemeği seviyorsanız buna da bayılacaksınız:) İlk yediğimde o kadar beğenmiştim ki BaBa_HaKaN ' ın annesi yapmıştı, biz nişanlıydık :) Çok beğendiğimi görünce benim her gittiğimde yapar olmuştu.

Tavuk Salatası için malzemeler:
1 yada 2 tavuk göğsü
1 soğan
4-5 diş sarımsak
yoğurt
mayanoz
doritos panço cips ( baharatlı olan)
Yapılışına gelince : İlk önce tavuk göğünü 1 soğan ve bol karabiber ile üzerini geçecek kadar suyla haşlıyoruz. Haşlanan tavuğu biraz soğuyunca ufak parçalar halinde lif lif ayırıyoruz. En güzeli elle yapmak. Suyuna koyduğumuz soğan ve karabiber tavuğun kokusunu alıyor. Kalan suya da ya pilav ya da Neva ' ya çorba yapıp değerlendiriyoruz:) Bir tarafta da küçük bir kap yoğurdu ( ki ben bu konuda en güzeli göz kararıdır diyorum ) sarımsakla karıştırıyoruz . İçine 2-3 kaşık mayonez katıyoruz. Cips poşetinin yarıya yakın kısmını elimizle ufalayıp yoğurtlu karışıma ekliyoruz. Haşlanmış ve didiklenmiş tavuğuda buna katıyoruz. En üste 1 kaşık mayonez ekleyip koyduğumuz tabakta üst kızmını düzeltiyoruz. Üzerini kapatıp buzdolabına kaldırıyoruz. Servis yapacağımız zaman üzerine kalan panço cipsi elimizle ufalayıp süslüyoruz. Daha önce yaparsak cips yumuşuyor ve çıtır halini kaybediyor. Afiyet olsun:)

Gelelim ikinci tarife. Bence bir davet sofrasında börek mutlaka olmalı. Hatta pazar günleri kahvaltıda da çok güzel olur hani :) Bu tarifte benim çok sık yaptığım ve beğenerek yediğimiz bir tarif. Çoğu kişi de bilir aslında. Hele de benim gibi bir makarna düşkünüyseniz !

Makarnalı börek için malzemeler:
1 paket kelebek makarna
3 yufka
1 küçük kalıp beyaz peynir
1 demet maydanoz
1,5 su bardağı süt
1/2 su bardağı sıvıyağ
3 yumurta
Yapılışı : Bir tencerede kaynayan suya makarnanın 3/4 konur. Makarna haşlanır ve süzülür.
Diğer tarafta 3 yumurta, 1,5 su bardağı süt ve 1/2 su bardağı sıvıyağ karıştırılır. Yağlanmış tepsiye 1 yufka serilir. Arasına hazırlanan karışımdan gezdirilir. 2. yufkanın yarısı konur ve karışım gezdirilir. Haşlanmış makarna yufka üzerine yayılır, elle düzeltilir. Üzerine peynir ve maydanoz karışımı konur. Sos gezdirilir. Kalan yarım yufka konur. Sos ve son kata bütün yufka serilir. Kalan sos dökülür. Ben pişirmeden bir yarım saat bekletirim ki sosu çeksin. 175 derecede üzeri kızarana kadar pişirilir. Bir nevi yalancı su böreği tadında yenir. Afiyet olsun:)

Son tarifte hem bereketli hem de sevimli ' kartopları ' na ait. Tarifi Hatice ' nin sitesinden almıştım.

Hindistancevizli kartopları için malzemeler:
3-4 su bardağı hindistan cevizi
1 su bardağı süt tozu
3/4 su bardağı tozşeker
200 ml çiğ krema
Yapılışı : Tüm malzemeler karıştırılır. Her ne kadar korkup toparlanmayacak sanılsa da sabırla yoğurmaya devam etmeli arada hindistancevizi eklemesi yaparak yuvarlanacak kıvama gelen kadar yoğurmalıyız. Sonrasında küçük toplar yapıp hindistancevizine bulayıp tepsiye dizebiliriz. Üzerlerine sevimli kürdanlardan da ekledik mi al sana '' cocostar '' !! Afiyet olsun:))

Pazartesi, Mayıs 29, 2006

Neva, bebek, su şişesi


Hava çook sıcak ki ben sıcağı hiç ama hiç sevmem. Şöyle serin, güneşli havalara bayılırım. Sıcakta ise evde olmayı, yeni yıkanmış balkonda oturmayı severim. Öğlen sıcaklığında mayışıp uyumayı, akşama doğru taze taze yapılmış sigara börekleri yemeyi severim. Yeni sulanmış toprak kokusunu severim. Ağaçların serinliğinde kitap okumayı severim. Ama sıcağın altında uzanıp güneşlenmeyi, bir yerlere gitmeyi, özellikle kalabalık otobüslere binmeyi ( ki seveni olmaz sanırım ) ise hiiiç sevmem. Ama çalışınca özellikle yazın artan iş temposundan, bir türlü izine ayrılamadan sonbaharın gelmesinden, gidip gelenlerden tatil anılarını dinlemeye ise neredeyse alıştım. Bir tek geçen yaz, Neva yeni doğduğu için izinli olduğum dönemde tatilin tadını doyasıya çıkardım. Tabi bir de öğrenci iken yapılan uzun yaz tatillerini saymazsak:) Şimdilerde ise gün sayıp bir an önce tatile çıkma hayalleri içindeyken işler kışın olduğundan daha bir fazlalaştı. Hep yetiştirilecek acil (!) projeler oluyor. Son haftalarda bir yandan kendi işimi yaparken özellikle ne hikmetse ( !) haftasonuna doğru acil yapılması gereken yeni işler çıkıyor. Geçen hafta da perşembe öğleden sonra verilen acil projeye geçiş yaptım. Cuma günü de çok yoğun çalıştım ki haftasonu bana kalsın. Uğraşlarım sonucunda pazartesi için projeyi bayağı bir toparlamış oldum:)
Böylece bize kalan haftasonu planlarına başladım. Cumartesi Neva benimle beraber kuaföre gitti. İçeri girince o da saçını çekiştirmeye başladı:) Öğleden sonra ise bize süpriz yapıp Eskişehir ' den gelen misaflerimiz vardı. Damla ve Çağla anne ve babasıyla Ankara ' ya gelmiş, gelmişken Neva ' yı da görmek istemişler:) Gerçi Damla hastalanınca teyzesinde kalmış. Bize Çağla geldi. ( Yaprak ' cım yine karıştırmadım dimi ). Gelirken çok güzel bir bebek getirdiler. Bu bebekten Damla ve Çağla ' nın da varmış. Onlar severek oynamışlar, bize de bu bebekten almışlar:) Neva bebeğin en çok uyku sesi çıkardıktan sonra '' e e e '' diye kendi kendini uyutmasına bayıldı. Biz de onu uyuturken yada uykusu gelince kendi hemen '' e e e '' demeye başlarda :) Bebekten bu sesin çıkmasına kıkır kıkır gülüyor:))
Geçen gün gittiğimiz markette süt şişelerini görünce Neva başladı '' bubu '' diye. Susadı diye düşünüp bir şişe su almak zorunda kaldım. İlk kez şişeden içince çok sevdi:)) Artık evde bardaktan içmiyor:) Üstelik şişeyi her görüşünde su istiyor.. Yani sürekli su içmeye başladı:) Biz nereye su sişesi de oraya:))

Çarşamba, Mayıs 24, 2006

Bir tatlı, bir tuzlu


İşte vazgeçilmez iki tarif:) Hem lezzetleri ile hem de pratik yapımı ile kolayca hazırlanıyor ve afiyetle yeniyorlar. Ne zaman yapsam hep kıvamında, aynı lezzette iki güzel tarif. Tarifleri Hatice ' den almıştım. Ne zaman ki dar vakitlerde birşeyler yapmam gerekse ilk aklıma gelen tariflerden oluyorlar. Üstelikte çok bereketli, tuzlu olan iki tepsi çıkıyor. Bu kadar övgüden sonra işte tarifler. Haftasonu bir deneyin isterseniz:)

Mantar kurabiye:
1 paket margarin ( oda sıcaklığında )
1 bardak pudra şekeri
2 yumurta
2,5 bardak un
200 gr mısır nişastası
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
kakao
Yapılışına gelince : Tüm malzemeyi karıştırıp yumuşak bir hamur yapıyoruz. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp, tepsiye diziyoruz. Bir şişenin kapağını kakaoya batırıp ( ben hafif sulandırıyorum ) ortasına bastırıyoruz. 200 derecede hafif pembeleşene kadar pişiriyoruz, afiyet olsun:)

Tuzlu kurabiye :
250 gr yumuşak margarin
1 çay bardağı sıvıyağ
1 çay bardağı sirke
3 yemek kaşığı tozşeker
1 tatlı kaşığı tuz
1 paket kabartma tozu
un
Yapılışı: Tüm malzemeyi karıştırıp yumuşak bir hamur yapıp, tezgah üzerine kalın bir şekilde açıyoruz. Kurabiye kalıplarıyla kesip, üzerine yumurta sarısı sürüp , susam serpiyoruz. 175 derecede üzeri kızarana kadar pişiriyoruz. Ağızda dağılan, kolay kolay bayatlamayan nefis kurabiyeler oluyor, afiyet olsun:)

Pazartesi, Mayıs 22, 2006

Beklenen yaz geldi!


Evet sonunda beklenen yaz geldi. Hava hemen ısındı. Çekmecelerden ilk giyinilecekler seçildi, koyu renkli ve kalın tüm giysiler bir kenara atıldı. Hava ısındı ısınmasına da şu havada uçuşan, pamuk yığınlarına ne demeli!! İki gündür sürekli gözlerim yanıyor, hapşuruyorum. Biz de bu tip alerjik durumları genelde BaBa_HaKaN yaşar. Neredeyse iki aydır sonunda ısrarlarımla alerji hapı kullanmaya başladı. Yoksa hapşurmaktan hasta olup yatak döşek yatardı. Nisbeten az oldu bu sefer.
Gelelim son hafta neler oldu. Benim batıl denilecek bir inancım var:) Eğer pazartesi öğlene kadar koşturmalı geçerse bu cumaya kadar öyle devam ediyor:)) Bu haftayı soracak olursanız öğlene kadar çay bile içemedim:) Bakalım yine de belli mi olur !!
Geçen hafta bir proje teslimim vardı. Tam perşembe sabah teslimi yaptım, biraz rahatlarım, cumaya da tatil olur derken arkadaşlara onların proje teslimi için yardım etmem gerekti. Sonuçta herkes tatil yaparken ben çalıştım. Ama bu demek değil ki moralimi bozayım, güneşin tadını çıkaramayayım! Biraz iş, biraz gezme:) Cumartesi günü Tunalı cıvıl cıvıldı. Üstelik kolayca park yeride bulduk. Biraz dolaştık ama Neva ' nın uyku saati yaklaşınca huysuzlanmasıyla bizde eve geldik. Cumartesi küçük bir de misafirimiz vardı. Batu bebek İstanbul ' dan kalkmış gelmiş, Neva ' yı görmek istemiş. Küçücük, yakışıklı mı yakışıklı,maviş gözlü, hatta biblo gibi bir bebek. Babasına da söyledim ama , tıpkı annesi. Gözler, minik hokka burun...
Batu ' nun yanında Neva koca kız gibi kaldı. Bir de saçlarını dağıtıp kendini kaybetti ki:) Genelde küçük çocuk görünce dayanamaz, çığlık atar, sarılmak isterdi ama Batu ' yu küçük buldu galiba, oyuncak gibi. O yüzden de pek bir şey yapmadı:) Batu ' nun uykusunun gelmesi, bizim kızında kendini dağıtması ve bol bol kitap yemesi üzerine ikisini bir araya getirip bir fotograf çekemedim. Ama babalarının kucağında ikiside güzel pozlar verdiler. Pazargünü de işe geldim. Yaptıklarımı teslim ettim. Sonra da Ankamall ' a gittik. Gerçi adına henüz alışamamış ve beğenmemiş olsam da, bakıyorum da herkes kolayca kabül etti bu yeniliği !! Oysa ki çok daha güzel, özentiden uzak bir isim bulunabilirdi. Öyle kalabalıktı ki, bir kez daha Ankara ' lının böyle yeni yerlere nekadar da ihtiyacı olduğunu düşündüm. Topu topu bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar olan alışveriş merkezlerine tüm Ankara haftasonu olduğu zaman akın ediyor. Sonuç olarak boş boş gezme, hiçbir şeye bakamama, sadece yorgunluk. Bir daha ( bilemiyorum bu sözümde nekadar durabilirim ) haftasonu böyle yerlere gitmek yok. Kırlara, çimenlere uzanmak varken insan kalabalığında ilerlemeye çalışmanın ne gereği var değil mi!
'' Oldukça şurdan burdan '' yazısı olsada son paragrafı yine Neva 'ya ve son yaptıklarına ayırıyorum.
Şimdilerde yapmaktan en çok hoşlandığımız şey el sallamak. Sokağa çıktığımızda gelene geçene, uçan kuşa, sallanan bayrağa ( ki bayram dolayısyla her yerde olan bayraklar Neva ' nın çok ilgisini çekti, sürekli öpücük yolladı ) el sallıyoruz. Eğer ilgilenen olursa minik ellerimizle önce ''bir bir '' yapıp ardından burnumuzu ve kulağımızı gösteriyoruz. En son bir '' baş baş '' yapıp öpücük yollayıp yeni bir ilgi alanına doğru yola çıkıyoruz. Artık Neva otamatiğe bağladı neredeyse. Sabah uyandığında '' artık ben kalktım '' demek için hemen ''bir bir '' yapıp kendince birşeyler anlatıyor:) E hal böyle olunca onun sevimli hali karşısında sabah erkende olsa, sarılıp öpmekten, kıkırdayarak gülmekten, oyun oynamaktan başka da bir şey yapılmıyor:))

Pazartesi, Mayıs 15, 2006

En güzel hediye


İşte en güzel hediye:)

Salı, Mayıs 09, 2006

Eymir Gölü


Haftasonu hava bir türlü düzelmedi. Bir güneş çıktı, bir hava kapandı. Yağmur yağdı, ardından güneş açtı...Kısaca ne istediğini bilmez yaramaz çocuk gibi şımarıklık yaptı, yüzü pek gülmedi. Böyle olunca biz de bir dışarı çıkalım dedik, bir aman boşver evde oturalım dedik. Cumartesi akşama kadar evde oyalanarak geçti. Pazar günü için de ne yapacağımızı önceden kararlaştırmıştık. Yakın arkadaşlarımız Suay ve Gülümden bizi Eymir ' e götürecekti, kahvaltı yapıp temiz hava da dolaşacaktık. Ama sabah bir uyandım ki hava hem kapalı hem de çok soğuk. Tam evde olma havası. Tüm bunlara rağmen planımızı bozmadık ve kahvaltı için Eymir ' e gittik. Hava soğuktu. Gölde pek karanlıktı doğrusu. Yapılan güzel sohbetler, içilen çay ve kahvelerle içimizi ısıttık. Açan her güneşle beraber sevindik hava sıcaklığı yükseliyor dedik, yağmur yağınca da sığınacak bir yer aradık. Neva tabi ki çok hoşlandı bu geziden. Üşüyecek diye korksamda yanıma her ihtimale karşı kıyafet almıştım. Her beraber keyifli bir gün geçirdik. Ardından Ahlatlıbel ' e gidip gözleme yedik. Hava bir ara çok güzel oldu. Gökyüzünde renk renk uçurtmalar vardı. Çocuklar parkta koştura koştura oynuyordu. Neva onları görünce resmen çıldırıyor. Atılıp kucaklamak istiyor. Ne yazık ki henüz kızımı fark edipte oynamaya gelen olmadı :) Şöyle bir bakıp tekrar kendi oyunlarına dönüyorlar. Ama benden söylemesi yakında onlar oynamak isteyecek bu seferde kızım yüz vermeyecek:)))

Cuma, Mayıs 05, 2006

Hıdırellez


Yine bir hafta daha bitti. Son haftalar benim için inanılmaz yoğun, koşturmalı geçti.
Nasıl olursa olsun yine de tüm yorgunlukların üzerine bugünün cuma olmasının ve haftasonun gelmesinin verdiği bir keyif var. Aklıma birden son zamanlarda en sevdiğim reklam geldi. Hani tüm günler sıralanmışlar hepsi şikayetçi neden herkes haftasonunu daha çok seviyor diye. Cuma da kendisini her iki tarafa dahil edip farklı olduğunu dile getiriyor :)) Ne yapalım seviyoruz işte bizde haftasonunu. Biraz daha uyku ( ki bizde mesai yine aynı sabah en geç 7 ' de ayaktayız), işe geç kalma telaşı olmadan Neva ' yla yatakta oyun oynama, güzel bir kahvaltı, gazateler ve ekleri ( yine okumaya fırsat bulamadan şöyle bir göz gezdirme), genellikle dışarda birşeyler yapma planları, arkadaşlarla buluşma, yeni tarifler deneme... Aslında şöyle bir baktım da rutin yapılan haftaiçi işlerinden daha yorucu görünüyor:)
Bugünün cuma olmasının dışında bir diğer özelliği de '' Hıdırellez '' olması. Herkes bir şekilde duymuştur. Hernekadar batıl inançlar olsada günümüze kadar gelmiş yapılan rutieller var işte.
Eskiden halk arasında takvim ikiye ayrılırmış. 6 Mayıstan 8 Kasıma kadar olan günlere yaz mevsimine ' Hızır Günleri ', 8 Kasımdan 6 Mayısa kadar olan günlere de Kasım günleri denirmiş. Bu mevsim döngüsünün gerçekleştiği 6 Mayıs günüde '' Hıdırellez '' olarak kutlanırmış. Bir de Hıdır ve İlyas peygamberlerin buluştuğu günmüş aynı zamanda. Hızır bir inanca göre hayat suyunu içerek ölümsüzlüğe ulaşmış. Zaman zaman insanlar arasında dolaşarak onlara yardım edermiş. Uğradığı yerlere bolluk bereket getirir, uğur ve kısmet sembolüymüş. Hıdırellez gecesi Hızır ' ın uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere bereket getirdiğine inanılırmış. Kutlamalar daha çok yeşillik alanlarda yapılır, tüm halk toplanır ateşler yakılırmış. Ateş üzerinden atlayınca zorlukları yeneceklerine, kısmet bulacaklarına inanırlarmış. Çeşitli yerlerde bu güne özel yemekler pişer, eğlenceler düzenlenirmiş. Aslında amaç baharın gelişini kutlamak ! Bunca yıldır yapılan ritüeller değişerek günümüze kadar gelmiş. Herhalde herkes bir defa da olsa sınavında başarılı olmak için kağıda okul resmi çizmiş, ev almak için ev resmi çizmiş, bebek isteyenler bebek resmi çizip gül agacına asmıştır :)
Batıl bir inanç olsada bazı şeylerde olduğu gibi hala heyecanla yapılmaya devam ediyor. En iyisi siz bugün baharın gelişini kutlamak için eve giderken bir demet papatya alın, başköşeye yerleştirin ve sonra da doğru ders çalışmaya!

Çarşamba, Mayıs 03, 2006

Dünden kalanlar


Dün benim doğumgünümdü:) Bu ay sırayla hepimizin doğumgününü kutladık.
İlk önce 15 nisanda BaBa_HaKaN ' ın doğumgünü, sonra Neva 'nın ve benim:)
Doğrusu bu sene Neva 'nın ilk doğumgünü olduğu için çok heyecanlıydık. Kendi doğumgünlerimiz biraz sönük geçti.
Ya da artık eski günlerde ki gibi tüm arkadaşların toplandığı etkinlikler yok belki de ondan. Bu sene yemeğe bile çıkamadık:) Neva'nın doğumgünü telaşı tüm enerjimizi ve heyecanımızı almış meğerse ! Ofiste küçük bir kutlama yaptık, ardından da evde pasta kestik.
Belki haftasonu arkadaşlarla birşeylerler yaparız. Bu arada dün doktora gittiğim için günün yarısı hastanede geçti. Neredeyse unutacaktım:) Ama biz yine de öğle tatilinde bir fırsatını bulup uzun zamandır gitmek istediğimiz ''Mezzaluna'' ya bu vesileyle gittik.
Küçük bir kaçamak oldu. Menüde bize göre pek birşey yoktu. Çoğu pizza işaretlenmişti domuz eti vardır diye. Bizde şöyle ortaya karışık kafamıza göre bir pizza yaptırdık. Yarısı karamelize olmuş soğan, kapari, mantar, kurutulmuş domatesten oluşuyordu diğer yarısı da marine edilmiş biftek ! Sonuç muhteşem ! hiç bu kadar lezzetli bir pizza yememiştim. Benim pizza denince ilk aklıma 'Tadım Pizza ' gelir. Kalın hamurlu, nefis pizzalar olur. Ama bunlarda nefisti. Yemekten önce getirilen tabak içinde ki sızma zeytinyağına ise diyecek laf yoktu. Yanındaki sepette gelen ekmek ve krakerlerimizi batırıp durduk:)
Bu yemekten çıkan sonuç : Anneme binbir lafla yaptırdığım habire sorduğum ve şimdiyse bir köşede bekleyen kurutulmuş domatesler en kısa zamanda ortaya çıkacak. Önce sıcak suda yumuşatılacak ardından da zeytinyağı dökülüp kavonoza konacak. Haftasonu kahvaltıda köy ekmeğiyle afiyetle yenecek :)
İkinci sonuç: Burhaniye ' ye gidince ilk iş turunçlu ve diğer aromalı zeytinyağlarından alınacak, şişe şişe eve taşınacak !
Üçüncü sonuç: Aslında sürekli bir yerlere koşturma telaşı olmadan şöyle keyifle yemek yenilecek zamanlar yaratılacak, sonrasında güzel bir kahve ve bol bol sohbet, hayaller.. İtalya hayalleri tekrar kurulacak. Gerekiyorsa ki yapılıyor zeynep daha sık ziyaret edilecek:)
E bir yemekten, kısacık zamandan bu kadar ders yeterli herhalde.
Şimdilerde bahar temizliği ve telaşı var evlerde. Radyolarda ve müzik marketlerde yeni çıkan bir dolu albüm. Yakında BaBa_HaKaN yorumlarıyla burada:)

Pazartesi, Mayıs 01, 2006

Odamıza bahar geldi


Haftasonu hava güzel değildi ama biz yine dışarıdaydık. Cumartesi sabahı kalkıp koşturarak hazırlandık. Neva ' nın doktor kontrolü vardı. 1 yaş olunca gidecektik. Yaklaşık 2 aydır gitmemiştik. Her gitmemizde biraz daha heyecanlanır, doktorumuzun ne söyleyeceğini çok merak ederdik. Aldığı her gram kilo, uzayan her cm boy bizi çok mutlu ederdi. Tabii başımız sıkışınca da yine telefona sarılır bilgiler alırdık. 1 sene göz açıp kapayana kadar geçti. Çok şükür ki çok önemli bir hastalık atlatmadık. Genelde diş çıkarma dönemlerimiz ateşli geçti. Onun dışında hep kızımızla ilgili yeni şeyler öğrenmek için gittik. Bu ay ne yemeli, ne yapmalıyız... Özellikle işe başladığım dönemde doktorumuzun da desteğiyle anne sütü vermeye devam ettim. Gerçi ben de bu konuda çok ısrarcı oldum. Hala da Neva anne sütü alıyor. Bunun ilerde kendisine ne kadar faydalı olacağını da bildiğim için en azından içim rahat. Uykusuz geceler, süt sağma çalışmaları derken bu günlere kadar geldik. Sütümün artması için elimden geleni yaptım :) Üstelik bu sayede tüm fazla kilolarımdan da kurtuldum. Yani bir taşla iki kuş misali :)
Sabah ki doktor kontrolümüz güzel geçti. Kızımız büyümüş, fazla kilo almasa da iyiymiş.
Bu haberleri duymak bizi çok mutlu ediyor. Özellikle babaannesi ve anneannesi merakla sonucu bekliyor. Kilo almış mı:) Ne de olsa hafta içi tüm çabaları Neva için. Biraz daha yesin, oynasın mutlu olsun diye :)
Hastaneye gittiğimiz de yeni doğmuş bebekleri görünce aslında Neva 'nın nasıl da büyümüş olduğunu farkettim :) Öyle ki kızım artık bekleme salonunda ki kaydıraktan bile kayıyor. Sanki kendi çok büyükmüş gibi bebeklere ve çocukları görünce sevinç çığlıkları atıp el çırpıyor:)
Öğleden sonra arkadaşımızın nikahına katıldık. Eski çalıştığım bürodan arkadaşlarımı görmek çok güzeldi. Herkes yavaş yavaş evlenip çoluk çocuğa karışmış:) Aslında ilk çocukla gelen de bendim. Neva nikah sırasında bol bol alkış yaptı. Şu sıralar en sevdiği şey !
Akşam da artık uzun zamandır aklımda olan Neva ' nın kıyafetlerini bir elden geçirdim. Minik patikler, tulumlar, çoraplar, eldivenler...Nekadar da minikmiş !! Sanki oyuncak bebek kıyafetleri. Aslında onlar bile uzun zaman büyük gelmişti. Tulumları görünce beraber geçirdiğimiz güzel yaz günleri aklıma geldi. Üzerini değiştirir akşam dışarı çıkardık. Hava serinlemiş olurdu. Herbirini elime alınca o günlere döndüm. Oysa ki daha bir yaz bile geçmedi. Zaman gerçektende hızlı geçiyor.
Pekçok kıyafeti ayırdım, hepsini kaldırdım. Böylece dolabımızda yer açılmış oldu. Yatak örtüsünü de değiştirdim. Vız vız arı gitti yerine ayıcık ve kelebekler geldi. Neva doğmadan odasına birşeyler almaya başlamıştık. Hatta son günlerde tutturmuştum tek eksiğimiz perde ki kelebeklerdi, onun için de Kızılay ' da epey dolaşmıştık. Onları da tekrar çekmeceden çıkardım perdeye astım. Böylece Neva 'nın odası da bahara hazırlanmış oldu:) Sırada bizim dolap ve çekmeceler var!

Pazartesi, Nisan 24, 2006

1YAŞ !!!!


Sonunda beklenen gün geldi ve minik kızımın ilk doğumgününü de kutladık. Zaman ne çabuk geçiyor gerçekten de... Dönüp bakınca hep güzel geçen zamanlar aklıma geliyor.
Beraber gezmelerimiz, ilk dişi, yürüdü yürüyecek derken...
Neyse ben geçen haftadan başlayayım anlatmaya...
Geçen hafta inanılmaz yoğun geçti. Belki de son ayların en hızlı, en yoğun haftasıydı.
En son yazımda BaBa-HakAn ' ın biraz ateşlendiğini yazmıştım. Tüm hafta hastalıkla geçti. Hem BaBa_HaKaN hem de Neva ateşlendi. Ben de uykusuz geçen gecelerle başbaşa kaldım. Hem Neva ' yla hem de BaBa _HaKan ' la ilgilendim. Bir nevi gece nöbetindeydim :)
Cuma günü artık BaBa_HaKaN ' ın doktorasının bitmesiyle okulda bir yemek vardı. Bir de süpriz hazırlamışlar:)
Tüm bunların yanında bir de benim işlerim hiç beklenmedik bir şekilde yoğunlaştı. Ofise uğrayamaz oldum, hep toplantıdaydım. Kısaca yapmak istediklerimi bir bir ertelemek zorunda kaldım. Cumartesi günü için Neva 'yla fotoğraf çektirmeyi planlıyordum. Hani şu klasik anne-çocuk- baba fotografı. Gerçi sürekli fotograf çektirsekte klasik birşeyler de olsun hatıra kalır istedim. Ama haftaya erteledim. Hazırlıkları ancak yetiştirdim:)) Cumartesi akşamından BaBa_HakAn balonları şişirdi, tüm salonu balonlarla donattı. Dış kapıyı bile süsledik. '' The Party is here '' yazılarını astık:) Gece geç saate kadar mutfaktaydım. Bir de tüm gün beyaz elbisesinin altına ayakkabı aradık. Neva sinderalla gibi minik ve tombik ayağını uzatıyor satıcı elindekini deniyor. ''ııhhh bu da olmadı''. Bir türlü bulamadık. Gerçi bu arada çokta eğlendik:) Sonunda pes edip beyaz almaktan vazgeçip beyaz üzerine pembe kalbli bir ayakkabı aldık. Pazar günü erkenden kaldık. Havanın kapalı olduğunu görünce canım sıkıldı. Şöyle pırıl pırıl bir hava olsaydı ya... Neyse zaten tüm 23 Nisan' lar hep yağışlı geçer !! Hazırlıkları sürdürdük. Masayı hazırladık. Bu arada kızım iki üç adım atıp yere oturdu. Kendiside şaştı bu işe:) Yavaş yavaş konuklarımızda geldi. Neva' da uykusunu tam alamasa da uyandı. elbisesini, ayakkabısını giydi.Elinden tuttuk yürüyerek, alkışlarla salona girdik. Girdik girmesine de tabi Neva hem kalabalık, hem gürültü karşısında beklendiği gibi ağlamaya başladı :) Biraz sonra hediyelerimizi açtık. Mumumuzu üfledik. Derken yemek faslına geçildi. Biraz uyusun diye odasına götürdüm, elbisesini çıkardım. Ama yok , uyumaz tabii :) Böylece onca uğraşla aldığımız elbise, ince çorap ve ayakkabı bir kenarda kaldı bizimki ev kıyafetleriyle etrafa gülücükler atmaya başladı:))
Böylece uzun zamandır heyecanla beklediğimiz gün de geçti. Gece yatağında yatarken misler gibi kokuyordu. Tüm gün zaten geçen sene aynı saatlerde ne yapıyorduk onu konuştuk, duygulandık.
Gelen, bizimle birlikte olan, arayan tüm dostlara teşekkürler Mutlu günümüzde yanımızda olduğunuz için!!
Geçen seneden kalanlar, unutamadıklarımız ise bir başka yazı konusu.
SENİ ÇOK SEVİYORUZ NEVA'M !
Şansın ve sevdiklerin bol olsun, gül yüzün hiç solmasın!!
Bana anneliğin tüm güzelliğini yaşattın,
Sen de anne olunca bir gün tüm bu mutlulukları yaşarsın inşallah!

Pazartesi, Nisan 17, 2006

Temiz hava , bol güneş


Bu haftasonu havanın da güzel olmasını fırsat bilip kendimizi dışarı attık. Cumartesi günü BaBa_HaKaN ' ın doğumgünüydü. Sabah kahvaltının ardından dışarı çıktık. Hava çok güzeldi. Saklıbahçe ' ye gittik. Geçen yazdan beri gitmemiştik. Tam zamanıymış. Arkadaşlarımızda oraya geldi. Açık havada oturup birşeyler yedik. Neva çok sevindi :) Bol bol etrafa öpücük yolladı :) Bunu da yeni öğrendik. Hemen dudaklarını birleştirip ' muck muck ' diye öpücük yolluyor. Bir de ' hoşçakal' deyip el sallıyoruz. Tabi ' nay nay ' da var. Hemen müzik sesi duyunca minik ellerini birleştirip çırpmaya başlıyor. Çok keyif alıyor :) Özellikle küçük çocukları görünce hemen gülmeye başlıyor, el çırpıp onlara doğru gitmeye çalışıyor. Herhalde o da anlıyor kendi arkadaş grubunu :) Nerede olursak hemen fark ediyor kendi gibi ufaklıkları. Bir de o gün orada 20 kişilik bir grup aile ve çocuklarıyla beraber gelmişler, çocuklar minderlerde kendilerini eğlendiren ablalarıyla oynarken anne ve babalrı da keyifle yemeklerini yiyorlardı. Aklıma ANKAN ' da yapılan oyun gruplarının etkinlikleri geldi. Ama tanımadığın için onlarmıydı bilemedim.
Pazar günü ise oldukça yorgun uyandık. Temiz hava çarpmıştı galiba. Hafifte kırgınlık vardı. BaBa _ HaKan iyice kötüydü. Biraz dinlendikten sonra, akşam üzeri alışveriş için dışarı çıktık. Haftalık alışverişi yaptıktan sonra baktık ki hava güzel dayanamadık biraz dolaşalım dedik. Kendimizi İncek ' te bulduk :) Yeşillik, hava çok güzeldi. Akşam güneşi etrafı pırıl pırıl yapmıştı. Oturduk bir bahçede çiğ börek yedik. Tabi BaBa_ HaKaN yine en güzelini Eskişehir 'de yerdik desede ben çok beğendim. Geçen sefer Eskişehir ' e gittiğimde nedense fırsat bulupta yiyememiştim. Belki bu sene okulun pilav gününde yine gider ve bu sefer yerim :) Dışarıda olmak Neva ' ya çok iyi geldi. Çok mutlu oldu. Biz de temiz hava aldık. Gece Baba_Hakan 'ın ateşlenmesini saymazsak oldukça güzel bir haftasonu geçirdik. Şimdi rotamızı 23 Nisan ' a çevirmiş büyük bir heyecanla miniğimin ilk doğum gününü bekliyoruz...

Salı, Nisan 11, 2006

Nefis ekmek karışımları


Bu sene henüz parka fotograf çekmeye gidemedim. Ama bu fotograf tam da geçen sene bugün çekilmiş. Arşivimi karıştırırken gördüm. Her taraf baharın renkleriyle doldu !!!
Biz de ise yaklaşan doğumgününün heyecanı var:) Ne de olsa ilkler hep önemlidir diye düşünüp, Neva pek anlamasa da yine de biz birşeyler planlıyoruz. Gelen misafirlere süprizimiz de olacak :) Bakalım vakit yaklaştıkça bizi de bir heyecan kapladı ki sormayın :)
Pazar günü için kahvaltıya birşeyler yapmak istedim. Uzuuun zaman önce hatta ilk gördüğümde aldığım Söke Unun ekmek karışımları bir köşede duruyordu. Son zamanlarda çok yorulduğum için ve zamanımda olmadığından yeni tarif pek deneyememiştim. Ama cumartesi akşamı hadi artık tembelliği bırak deyip kendime, mutfağa girdim. Ekmek yapmayı uzun zamandır istiyordum. Hatta yine ilk duyduğumda almaya karar verdiğim ekmek makinası için uzun araştırmalarda yapmıştım. Ancak sonra makina çok büyük, çokta yer kaplıyor diye vazgeçtim. Üstelik pekçok yorumda ekmeği elde şekillendirmenin daha keyifli olduğu ve daha güzel olduğundan bahsediliyordu.Böylece ben de merakla ilk ekmeğimi mayaladım. Akşam yatana kadar da ekmek hazırdı. Ben karışımı hazırlayıp baton kek kalıbında ekmeğimi pişirdim. Karışımla yapmak başlangıç için çok pratik oldu. Tarif kutunun arkasında var. Sonuç ise nefis !! Keten tohumlu, ayçekirdekli, mısır unlu, tam buğday unlu, yulaf, çavdardan oluşan ' 7 tahıllı karışımı ' kullandım. Pazar günü kahvaltımıza eşlik etti. Sonraki günlerde işe gelirken, yanında peynirimizle çok güzel oldu. Oldukça doyurucu bir o kadarda lezzetli. Üstelik çok pratik ! Mutlaka siz de deneyin. Hem de ilk pazar kahvaltısı için :)

Pazartesi, Nisan 10, 2006

Gezmeye doyamayan Neva!


Haftasonu yine gezmekle geçti. Neva dışarı çıkmaya bayılıyor. Eve gelince sırayla dış kapıya kadar bir gidip geliyoruz :) Elini omzumuza atıp bir sarılması var ki :))
Bir de bu aralar el çırpmaya başladı. Sevinince, bir müzik duyunca hemen başlıyor ' nay nay ' yapmaya :) Bizim çok hoşumuza gidiyor tabi:)
Uzun süre pusette oturmaya da dayanamıyor. Hemen kucak, el omuzda sarmaş dolaş yürüyoruz. E tabi yürü yürü kol dayanmıyor. İlk önce eline pet şişe veriyoruz. Bu aralar pek ilgileniyor. İkinci seçenek doğranmış havuç dilimleri ! Artık dişarı çıkarken bir poşet içinde can kurtarıcı olarak havuçları hazırlıyorum. Hemen mızmızlandığında da havucu veriyorum:) Bakalım bu taktikte ne kadar zaman bizi oyalayacak!
Tunalı ' da gezerken adını sıkça duyduğum ama bir türlü rastlayamadığım ' Ciğerci Naci' ye de rastladık. Kendisi pek çok habere, köşe yazarına konu olmuştur. Sebepse girişimci ruhu tabiki... Yıllarca kendi tezgahında ciğer satarken işi ilerletmiş önce cep telefonu, sonra da arabasını almış. Siz ona bir ' Alo ' deyin o hemen kapınıza gelsin. Canınız ciğer mi çekti bir telefon yeter. Yine Naci ' nin etrafı sadık müşterileriyle doluydu. Ben de sıramı bekledim. Soğanlı mı? Çeyrek ekmek mi? derken meşhur ciğerlerinin tadına bizde baktık. Tam not aldı bizden. Hatta keşke yarım ekmek alsaymışız dedik. Naci ' nin web sitesi bile var :)

Salı, Nisan 04, 2006

Güneşli günler de geldi !


Bahar iyice kendini göstermeye başladı. Tüm ağaçlar kış uykusundan uyanıp dallarında yapraklar ve çiçeklerle bizi selamlar oldular. Baharın bu coşkusu ve renklerine bayılıyorum ! Sanırım benim gibi pek çok kişide de heyecan ve mutluluk yaratıyor. Yakın bir zamanda park ziyareti yapmalıyım. Hatta bir pazar kahvaltımızı hazırlayıp kırlara çıkmalıyız. Bol bol resim çekip doğanın kokusunu içimize çekmeliyiz...
Neva ' ya gelince son günlerde iyice büyüdü :) Yürütecinde özgürlüğün tadını çıkarıyor ! İlk önceleri içinde öylece kalırken son iki gündür rüzgar gibi uçuyor :) İlk iş doğru çöp kutusu! Kapağına elleyip bize bakıyor, ki aman yapma diyelim. O hızla yere düşürüp kovayı uzaklaşıyor. Çığlıklarla tabi:) Sonra ikinci hedef televizyonun düğmesi. Gidip minik parmağını uzatıp bizi bekliyor. Yine biz aman deyince bir hız oradan da uzaklaşıyor. Önce geri geri sonra yan yan sonra da öne doğru atılıyor. Biz de peşinde:) Beraber yakalamacılık bile oynuyoruz :) Benim kızım büyümüşte oyunlarda oynarmış ! 1 yaşımıza çok az kaldı. Bizi de bir heyecan aldı ki sormayın..
Haftasonu Neva ' nın tabi bizimde gezme günümüz oldu. Cumartesi Tunalı ' ya gittik. Mado ' da oturup dondurmalarımızı yerken Neva ' da gelip geçenleri izledi. Öyle söylediğime bakmayın tabi uslu uslu oturmadı. Elinde ne varsa hepsini yere attı :) Hava güzel olduğu için sanki tüm Ankara dışarı çıkmıştı. Pekçok tanıdıkla karşılaştık.
Pazar günü de hızımızı alamadık. Dışarda yemek yedik, ardında da Armada' ya gittik. Hava biraz kapalıydı. O yüzden de açık havada dolaşamadık. Aslında herşey aynı olsa da işte hava almak adına bizde karmaşaya katılıyoruz ...
Her sabah uyanınca ilk iş dışarı bakıyorum. Güneş varsa tamam bugün de güzel olacak diyorum içimden ! Güne güzel başlamak gerek değil mi! Hem hava güzel olunca kızım da öğlen beni işten almaya geliyor. Kafasında sarı civciv şapkasıyla etrafa şaşkın şakın bakıyor. Sonra uzaktan beni görünce önce şöyle bir bakıyor, sonra da minik kollarını bana doğru uzatıyor. İşte o an dünyalar benim oluyor. Yol boyunca açan çiçeklere bakıp, yaprakları yeni çıkmaya başlayan dallara uzanarak eve kadar geliyoruz. Sonrası akşam üzerine kadar yeniden ayrılık. Sonunda kavuşmak olunca ayrılık bile güzel geliyor !!