Pazartesi, Ağustos 11, 2008

Hem fotografçı hem Rapunzel


Tüm cumartesi günü babanın sana yaptığı fotograf makinasıyla gezdin.
Kendine göre fotograflar çektin.
Hadi bana gülümseyin dedin.
Üstelik düğmesine basınca inek sesi çıkarıyor bu makina :)
Ben de senin fotograflarını çektim.
Günün sonunda yorgunluktan arabada koltuğunda otururken birden farkettin
'' aaa fotograf makinam yok ''.
Başladın ağlamaya.
Sana söz verdik baban yarın bir tane daha yapacak diye.
Sabah erkenden uyandın.
Yanımıza geldin.
İlk sözün '' anne fotograf makinam nerde. Hani babam yapacaktı ''.
Kahvaltıdan önce yeni bir tane yapmaya çalıştı baban.
Bu seferde bu ses çıkarmıyo diye ağladın.
El kuklasının içindeki ses çıkaran düğmeyi koyalım dedik, sen inek sesi istedin.
Tüm bunlar da olmayınca senin fotograf makinası sarı kurdeleli bir dürbüne dönüştü.
Boynuna astın onunla dolaştın.
Pazar günü görmeye gittiğimiz bebeğe göstermeye götürdün.
O da ne!
Dönüş yolunda bu seferde dürbün kalmıştı orada.
Aklıma geldi ama hiç sesimi çıkarmadım.
Ta ki sen yine sabah erkenden kalkıp yanıma geldiğinde
'' anne dürbünüm nerde '' diyene kadar.
Uyuma numarası yaptım, hiç sesimi çıkarmadım.
'' tüüühhh bebekte kaldı, ama neyse babam yine yapar '' dedin.
Dedin ama evde ne boş bir tuvalet kağıdı rulosu ne de ses çıkaran bir düğme kaldı!


Nezaman fotograf çekmeye kalksam suratını şekilden şekile sokuyorsun,
binbir numara yapıyosun bana. '' anne sen komik bir annesin ''
diyorsun ama sen bir de şu fotograflara bir bak :)



Ahhh saçların.
Eskiden toka takmayı çok severdin, şimdi ise asla toka istemiyorsun.
Azıcık kestirelim dediğimiz de inanılmaz gözyaşları döküyorsun.
Neymiş beline kadar uzayacakmış.
Hem Elmo ' da rapunzel olup saçlarını uzatmamış mı !!

Perşembe, Temmuz 31, 2008

Yeni kitaplar


İki yeni kitap. İkisi de öyle özenle hazırlanmış, sevgiyle yazılmış ki!
Tijen İnaltong yazmış.
Ama siz okurken sanki onunla tatlı bir muhabbettesiniz.
Eski bir dostla karşılaşmış, heyecanla oturulmuş, eskilerden bahsetmeye başlamışsınız.
Sohbete sıcak bir çay ya da kokusu üzerinde bir kahve eşlik ediyor.
Sevgili Tijen öyle güzel yazar ki onun yazılarını okuduğunuz da sizde orada olmak, sade bir hayat sürmek, yemeklerden tatmak istersiniz.
Çocukluğunuza ait detaylar aklınıza gelir aniden.
Büyüklerin gündelik hayatta hep yaptığı ama sizin farkında olmadan kayıt altına aldığınız şeyler.
Vita teneke kutularında yetişen sardunyalar ya da tesadüfen gördüğünüz çocukluğunuzun lezzeti alıçlar gibi heyecanladırır sizi.
Pazarları hep severim.
Bol yeşillik, taze sebzeler, meyveler.
O kargaşa, koşturmaca.
Satıcıların çığırtganlığı.
Büyük şehirlerde artık vakit kalmıyor pazara gitmeye.
Bu yüzden de manavların, marketlerin tezgahlarında en tazesini bulma yarışındayız.
Oysa Tijen ' in yazılarını okuyunca, hele de onun pazar hikayelerini dinleyince hemen en yakın pazara gitmek isteyeceksiniz.
En yeni, en taze kitabı '' Turunç kokulu düşler '' işte tam da böyle güzel pazarları anlatıyor bize.
Yıllarca her Burhaniye ' ye gittiğimiz de pazarına gider, Ege' nin yeşilliklerine orada dokunur koklardım.
Tijen ' de hep anlattı zaten Burhaniye pazarını.
Bu kitapsa bize Antalya' yı anlatıyor.
Tabii yazarın gözünden bambaşka.
Antalya' yı sıcağından dolayı hiç sevmem.
Ama Tijen onu bize bir anlatıyor ki siz de baharda orada olmak isteyeceksiniz.
Üstelik kitabın için de birbirinden güzel tarifler var.
Yani sadece yemek kitabı değil bu.
Ya da sadece anılar da yer almıyor.
Hayatın ta kendisi.
'' Cıvıltılarıyla uyandığım kuşlar, sokağa adım atar atmaz karşıma çıkan Akdeniz, içimi sevinçle dolduran çiçekler, ağaçlar, meyveler... Antalya' da en çok bunları seviyorum. Başka neler sevdiğimi öğrenmek istiyorsanız onlar da kitabın sayfaları arasında gizli. Bir güzel çay demleyin ya da evde demlemeyi boş verin , şöyle güzel manzaralı ve sakince bir çay bahçesine gidin, başlayın okumaya. İçiniz biraz ferahlar , yüzünüze derin bir gülümseme yerleşirse sayfaları karıştırırken, biraz iştahınız açılırsa ya da ah şimdi Antalya ' da olsam , dedirtebilirsem size, amacıma ulaşmış olurum. Tabii bir de benim Antalya' mı tanıtabildiysem, görevim tamamlanmış demektir '' diyor kitabının tanıtım yazısında.
Gelelim ikinci kitaba,
aslında ilkönce o çıktı bu yaz.
'' Mutfaklardan taşan öyküler '' ise içinde birbirinden güzel öyküler barındırıyor mutfağa dair, yemeğe dair.
Kemah' tan Bozcaada' ya, Tokat' tan Kastamonu' ya, Niğde' den Burdur'a kadar pekçok yer var öykülerde.
Yeni eski mutfaklar, öyküleri, insanlarıyla sizi alıp götürüyor.
Diyorsunuz ki birgün yolum düşerse ben de oralara gitmeliyim, bu tatları denemeliyim.
Herbiri çok emek ve sabırla yazılmış iki kitap.
Üstelik bukadar üretken bir yazarın elinden çıkmış.
Ne diyeyim bize de alıp okumak düşüyor, teşekkürlerimizi sunarak.

Pazartesi, Temmuz 28, 2008

Minik eller mutfakta


Haftasonu etkinliklerimiz:
Küçük eller mutfakta!
Artık ben nezaman mutfağa girsem ben de yardım edicem diye yanımda bitiveriyorsun.
Sofra hazırlanırken, eğer seni çağırmamışsak dudaklarını büzüp geliyorsun ben de kaşık, çatal götürücem diye.
Çekmeceyi açıp herkese kaşık çatal seçiyorsun.
Onları tam da sofrada kim nereye oturuyorsa oraya yerleştirip, peçeteleri getiriyorsun.
Bu iş artık senin görevin olup çıktı.
İçeride oynarken birden gelip '' anne mis gibi kokular geldi burnuma '' diye yüzündeki hınzır ifadeyle mutfağa giriyorsun.
Hani beni neden çağırmadın ya da ben ne yapsam acaba diye.
Salatayı ben doğruyorum sen tabağa yerleştiriyorsun.
Kaynayan suya makarnaları beraber atıyoruz.
Pişmiş mi diye mutlaka sen de bakmak istiyorsun.
Senin de bir tahta kaşığın var karıştırmak için.
Damak zevkin ve koku alma duygun çok gelişmiş.
Seni kandırmak neredeyse imkansız.
Pasta kurabiye yaparken unu sen eliyorsun.
Henüz yumurtalara dokunmana izin yok.
Beraber kurabiyeleri yuvarlak yapıyoruz.
Gündüz babaannenle izlediğin yemek programlarını akşam bana anlatıyorsun.
'' 2 bardak un, biraz tuz katıp karıştırıyoruz anne''
Babaannen tarifleri yazarken ille de kalemi sen alacaksın,
'' öyle değil babanne bak böyle yazılır '' diyeceksin
'' hem unu da yazmayı unuttun ''
İstemediğin ya da kokusunu beğenmediğin birşeyi asla yemezsin.
Yumuşak şeyleri sevmezsin.
Ama karpuzu kollarından akıtarak yemeyi,
portakalı tekerlek gibi kesilmiş yemeyi seversin.
Elmaya tarçın dökerek,
çileği pudra şekerine batırarak yemeyi tercih edersin.
Kavunu sevmezsin hatta beyaz karpuz bu dersin.
Haftasonları omlet yemeyi,
makarnalardan spagettiyi seversin ama salçalı.
Köfte yuvarlak olsa,
süt soğuk olsa,
pohaça sıcak,
elma yeşil ve eksi.
pilav da üstünde tavukla.
Tüm bunlardan anlaşıldığı gibi her yemeği sevmezsin.
Ama yediğin zamanda ellerinle tadını çıkararak yersin.
Eminim büyüyünce iyi bir aşçı ve gurme olacaksın,
şimdinin minik aşçısı.

Perşembe, Temmuz 24, 2008

Oyuncak


Hava inanılmaz sıcak.
Üstelik klima olmayan bir işyeriniz varsa bu daha da çekilmez oluyor.
Herkes koridorda dolaşıp duruyor.
Çalışmak gerçekten de çok zor.
Öğlen eve giderken ağaçların gölge yaptığı kısımlardan yürümeye çalıştım.
Ama resmen sokaktaki asfaltlar erimiş.
Dışarıda hiçkimse yok.
Hatta kedi ve köpekler bile görünmüyor.
Eve gittiğim de Neva babaannesiyle dolabını düzeltmişti.
Artık pek yüzüne bakmadığı yapbozlar sıralanmış,
oyuncaklar düzenlenmiş.
Hatta dolap içlerinde olanlar bu sefer dışarı çıkmış.
Artık gözümüzün önündeler.
Amcası hasta biraz Neva ' nın.
Bugün evde.
O da küçük hasta bakıcı olarak onunla beraber çorba içmiş.
Kocaman bir bardak dolusu suyu amcasına götürmeye çalışıyordu.
Amcasının başından ayrılmıyor.
Bir koltuğa o uzanmış bir koltuğa Neva.
Bugün çok akıllı, uslu ve şirin kız edalarında.
Bahçede ki çiçekler, ağaçlar susuz.
Neva ençok girişte ki gülün solmasına üzüldü.
Ama Mustafa abisi söz verdi,
onun için tam girişe Neva 'nın istediği yere bir gül dikecek.

Çarşamba, Temmuz 23, 2008

Şeker


Hergece yatmadan önce konuşuyoruz bizi mutlu eden anlar, yaptığımız yanlışlar.
Birbir söylüyorsun tüm yaptıklarını.
Önce yanlışlar.
Bizi neden mutsuz ettikleri.
Demek ki diyorum bunların yanlış olduklarını bile bile yapıyorsun.
Çekmeceleri karıştırdığında, tüm kremi yüzüne sürdüğünde,
benim kolyem için dakikalarca ağladığında.
Sonra gelip bir '' özür dilerim annecim '' demen, o ses tonunu inceltip boynunu
hafif yana eğmen hepsi bilerek.
Numaradan ağladığın zamanlarda yok değil.
İnsan nasıl ağlarken birden gülebilir, ya da ağladığını unutup oyuncaklarının derdine düşebilir!
Bu aralar daha bir büyüdün, kelime hazinen o kadar gelişti ki hiç olmadık zamanda söylediğin bir kelimeyle şaşırıp babanla birbirimize bakakalıyoruz.
Tokaları hiç sevmiyorsun, oysa eskiden hep takardık.
Koca bir kutu tokan var.
Onları takmak yerine yatağına dizip oynamayı seviyorsun.
Saçlar hep böyle salkım saçak olacak.
Bale yapmaya bayılıyorsun.
Parmak uçlarında yüründüğünü nerden biliyorsun sen!
Sorduğum da '' cimmastikte '' diyorsun ama nezaman gittin biz bile bilmiyoruz:)
Parmak uçlarında yürümeye çalışıyorsun.
Ufff çok sıcak oldum diyerek şapkanı takıyorsun hani şapka bizi güneşten korur ya!
Sıcaktan da korumalı.
Sana göre ciddi işler yaptığın da kesinlikle gülmemeliyiz.
Çok bozuluyorsun.
Dans konusu çok ciddi iş mesela.
Banyo yapmayı seviyorsun ama yüzüne su değmeyecek nasıl olacaksa:)
Ağlarken bazen '' ben napıcamm '' diyorsun ki dudaklarımı ısırarak içimden gülüyorum.
Dün akşam da banyo yaptık.
Saçlarını kuruttuk, pijamalarını giyindik.
Tam yatmaya hazırlanırken aklına şekerin geldi.
Sonra bana binbir çeşit poz verdin.
Hani şu başını bir yana eğdiğin.
Sanki fotograf çekilirken başımızı eğmemiz gerek!
Sonra birbirimize sarılıp uyuduk,
Sen şekerden daha tatlıydın yine.

Salı, Temmuz 22, 2008

Döndük


Bu sefer uzun bir ara oldu.
Sağlık sorunları, tatsızlıklar derken bu sefer de blogcuya giremez oldum.
Sürekli bakım çalışması olması beni çileden çıkardı artık.
Sonra taşınmaya karar verdim blogcudan.
Ama biraz daha beklemeyi uygun buldum.
Ne de olsa ilk göz ağrım.
3 yıllık bir emeğim var.
Başka bir yerde tekrar herşeye alışmak, yeni bir düzen kurmaktansa
beklemeyi uygun buldum.
Hala sorunlar var blogcu da.
İki gündür resim yükleyemiyorum ama basitçe kendime göre bir yol buldum.
Şimdilik bununla idare edeceğim.
Bu arada dönüp dönüp bloguma geldim.
Yaptıklarıma emeklerime üzüldüm, gönlüm el vermedi onları bırakıp gitmeye.
Hem sayfayı bu hale getirmek içinde kendimce çok emek verdim.
Sonuçta web tasarımcısı değilim, deneme yanılma biraz da çalışmayla sayfam bu günlere
geldi.
Umarım bundan sonra benim için de yeni bir başlangıç olur.
Tekrar düzenli yazacak enerjiyi bulurum.
Yazamadığım süre içinde Neva biraz daha büyüdü.
Şu günlerde de nedendir bilinmez, belki de 3 yaş sendromu huysuz bir kız olup çıktı.
Birden herşey yolundayken sebepsiz yere ağlamalar, akıtılan gözyaşları.
Ne yapacağımızı şaşırıyoruz çoğu zaman.
Herşeyi ben bilirim, ben yaparım edaları.
Dün akşam artık dedim ki '' sen de Lola gibisin
herşeyi kendi başına yapacağını sanıyorsun''
Belki de sıcaklar bilemiyorum.
Sıcak ve kuru Ankara' da bir yandan projeleri bitirmeye çalışıyorum bir yandan tatil hayalleri kuruyorum.
Tek istediğim bir ağacın dibinde uzanmak, mayışmak, kitap okumak, uyumak.
Neva' nın mayosunu aylar öncesinden hazırladık.
Ama bu sene evdeki hesap çarşıya uymadı.
Yine de izin alınca birşeyler yapmayı düşünüyoruz.
Çok güzel kitaplar okudum, yeni kitaplar aldım.
Yatağımın yanındaki komidinin üzeri okunan ve okunacak olan kitaplarla dolu.
Onları orada görmeyi seviyorum.
Temmmuz ayı düğün ayı.
Neredeyse her haftasonu bir düğüne, nikaha gittik.
Her seferinde de Neva '' anne benim düğünüme mi gidiyoruz '' diye sevinçle soruyor.
Daha vakit var bebeğim.
Ne olur sen o kadar hızlı büyüme,
herşey zaten çok çabuk değişiyor...

Salı, Haziran 03, 2008

Kurabiye


Haftasonları Neva için etkinlik zamanı.
Dışarıya çıkma, sokaklarda dolaşma, kurabiye yapma zamanı.
Artık minik kızım gün geçtikçe bana yardım etmeye, kendi işlerini kendisi yapmaya başladı.
Mesela bu haftasonu tezgaha oturdu.
Ben nasıl unu eliyorum, çikolatalar nasıl küçük parçalara ayrılır,
kaç tane yumurta koyuyoruz hepsini öğrendi.
Unu o ekledi karıştırma kabına, tek tek karışımdan parçalar alıp nasıl yerleştiriyorum
tepsiye hepsini dikkatle izledi.
Fırının başında beraber bekledik.
Çıkan kurabiyelere Neva kendisi batırdı tek tek bonibonları, istediği renklere göre.
Henüz soğumadan çilekli sütle beraber yedik kurabiyelerimizi yan yana koltuklarda.
Sonra yorumlar yaptık seninkinde daha mı fazla çikolata parçaları var acaba!
Bana tarifler verdi kendince.
- biyaz un koyuyoruz, sonra şeker ama çok,
numurta koyuyoruz,
şöyle çıpıyoruz,
donapes, üzerine tuz,
fırına veriyoruz.
Eline sağlık anne!
İşte bu tüm yorgunlukları alan sihirli cümle!
Beraber vakit geçirmekten çok hoşlanıyoruz.
Beraber Lola' yı izleyip, gökten yağmur şeklinde düşen bezelyeler eşliğinde
biz de bezelye ayıklıyoruz.
Sonra o tekrar tezgaha tırmanıyor.
-Aaaa donapes unuttuk anne diye bana talimat veriyor.
Yatağı düzeltirken bir ucundan da o tutuyor.
Kendi çoraplarını asma işi kesinlikle onun, kimselere vermez.
Bir anda bakıyorum ki yanımda bir ufaklık bitmiş, boyu henüz belime yetişmeyen, meraklı gözlerle benim her yaptığımı izleyen.
Hapşurunca içerden bir ses gelir hemen '' çok yaşa '' diye.
Yalnız olmadığımı anlarım o an.
Bu '' çok yaşa '' pekçok şeye iyi gelir.
Yatakta yan yana yatarken günün '' mutlu anlar - mutsuz anlar'' ını konuşuruz.
Ben unutsam da o hatırlatır hemen.
İlk önce mutsuz anlar.
Yaptığı yanlışları ben söylemeden kendi söyler, kabüllenir hatasını.
Ben de onun sayesinde düşünürüm günü, mutlu anlar- mutsuz anlar nelerdi diye.
Küçük ama hergün ondan yeni birşey öğreniyoruz.
Küçük şeylerle mutlu olmayı, sımsıkı sarılmayı...
Günlerle beraber büyüyoruz hepbirlikte.

Çarşamba, Mayıs 07, 2008

3 mutlu, 3 mutsuz


Her gece uyumadan önce babasıyla yatakta sohbet ediyorlar.
Bugün bizi mutlu eden 3 şey,
bugün bizi mutsuz eden 3 şey ve
yaptığımız yanlışlar.
Neva' nın cevapları:
1- Annem işe gittiğinde üzüldüm ama sonra gelince mutlu oldum
2- Sakız çiğnedim
3- Kırmızı sakız çiğnedim
Yaptığım yanlışlar:
1- Duvara tükürdüm
2- Tocuğa ( çocuğa yani bebeğine kızmışta ) tükürdüm
3- Çorapsız gezdim
Tüm bunları büyük ciddiyetle düşünüyormuş gibi yaparak, bir gözünü kısıp
bir elini çenesine dayıyarak yapıyor. Aklına bişey gelmeyince de hadi sen de bi düşün
bakalım diyor:)
Böylece her gece Neva sayesinde günü gözden geçiriyoruz.
1- Akşam gelince sana sarıldım çok mutlu oldum
2- Banyo yaptık çok güzeldi
3- Yatakta zıpladık
Siz de bu gece yatağınıza yatınca bir düşünün bakalım bugün sizi mutlu eden 3 şey ve mutsuz eden 3 şey neydi.

Pazartesi, Mayıs 05, 2008

Yaz mevsimi başlıyor!


Sabah evden çıkarken bahçenin mis gibi kokusu burnuma geliyor.
Evden dışarıyı seyrederken bir bakıyoruz Neva' yla kurumuş sandığımız tüm agaçlar yemyeşil. Çoğu çiçek açtı bile.
Kuş cıvıltıları sabah yürüyüşlerime eşlik ediyor. Sessizse ortalık bir de onların cıvıltılarını hemen fark edebiliyor insan.
Yoksa günün telaşı başladığında bu sesler trafik, gürültü ve tüm o karmaşa da yok oluyor. Aslında hep oradalar aslında ama biz duyamıyoruz.
Haftasonu tam da mayıs ayına yakışır harika bir yağmur vardı.
Pencereyi açıp yağmuru seyre dalıyoruz.
Hava serinlemiş olsa da mis gibi kokuyor.
Bu yağmurlar yakında yerini kavurucu sıcaklara bırakacak.
Hem bugün yaz mevsiminin başlangıcı, '' Hıdırellez ''.
Bu demek ki toprak suya doydu, ısıya doydu.
Cemreler bir bir düştü.
Belki haberimiz oldu belki olmadı.
Cemrelerin düştüğü günler hava daha bir ısındı, sabah uyandığımız da sebepsiz bir mutluluk sardı içimizi.
Gökyüzü o günlerde daha bir maviydi.
Bulutlar pamuk gibi bir oradan bir oraya savruldu.
O günler keyfimiz tam da istediğimiz gibiydi.
Yoksa siz fark etmediniz mi!
Takvime o yılın cemreleri bir bir işaretlenmeli, o gün bizim içimize de bir cemre düşmeli, tüm kederleri bir kenara bırakmalıyız.
Ben çok severim kışın ardından uyanan doğayı, mis gibi toprak kokusunu hele ki yağmur sonrası.
Bugün Hıdırellez. Daha önce yazmışım nasıl olsa Hıdır ve İlyas peygamberin buluşmasını.
Dilekler, istekler hiç bitmez.
Her yıl yenileri eklenir listeye.
Bu yıl ki dileğim çok gizli değil aslında.
Bizi tanıyan herkesin yakından bildiği bir dilek.
Ama ne olursa olsun,
yeni başlangıçları hep severim.
Siz siz olun yarını yeni bir başlangıç olarak kabül edin.
Sabah kendiniz için yeni bir şey yapın.
Yarına özel yeni bir şeyler giyin.
Yeni bir fincanda kahve için.
Masanıza papatya koyun.
Ama mutlaka yeni bir ilk olsun sizin için.

Cuma, Mayıs 02, 2008

Bugün


Küçükken büyüyüp bu yaşlara geleceğimi hiç hayal edemezdim.
Sıcak ve sıkıcı yaz tatillerinde, öğleden sonraları yatağa uzandığım da aklımdan geçerdi acaba nasıl bir hayat beni bekliyor.
O kadar küçüktüm ve dünya o kadar büyüktü ki ben düşünmeye başladıkça korkar,
ileri ki yaşlarımı hayal bile edemezdim.
Zaman hızla geçti.
Şimdi ki yaşımda olanlar eskiden bana çok ama çok '' kocaman '' gelir,
erkekler kelli felli adam, kadınlarsa şişman ve etrafları çocukla dolu olurdu.
Oysa günümüzde artık hiç öyle değil.
Neredeyse 30' lu yaşlar herkesin beklediği bir milat, çok daha kıymeti bilinen yaşlar.
Sanki 30. yaş günü için bir tepeye tırmanıyoruz ağır ağır ve sabırla. Sonra çıkınca oraya, aslında hiçbirşeyin değişmediğini, günlerin yine kendi döngüsünde devam ettiğini görüyoruz.
İşte bu yüzden artık hele de '' Neva '' doğduğundan beri yaşımı soranlara şöyle bir an bakıyorum.
Sahi ben kaç yaşındaydım. '' Kızım 3 yaşında '' diyorum:))
Bugün de sıradan bir gün olarak başladı ama daha ilk saatlerinde beni öyle bir heyecanlandırdı ki tüm gün ayaklarım yerden kesilmiş olarak gezdim.
Hayatta başıma gelen en güzel şey aşkım, benim için bir sürpriz hazırlamış.
Sakın telefonunu yanından ayırma dedi ve bekle.
O kadar heyecanla bekledim ki!
Hayatımda ilk defa canlı yayına katıldım.
Best Fm' den aradılar. Arzu hanım sizi yayına alıyor diye.
Dondum kaldım.
Telefonda ki Arzu' nun sesi ve şen kahkaları bana unutulmaz bir '' doğumgünü '' hediyesi oldu.
Canım benim yanımda olamasa ve aramızdaki uzaklığa rağmen yine yapmıştı yapacağını.
Ben Arzu' yu yıllardır dinlerim. Her sabah programını mutlaka takip ederim.
Yıllar içinde sohbetlerde hep adı geçti, ondan öğrendiklerimi paylaştım ben de.
BaBa_HaKaN Arzu' yla dün konuşmuş ve bana sürpriz yapmak istediğini söylemiş.
Arzu' da hemen telefon numaramı almış.
Karşımda onun sesini duyunca inanamadım.
Benim hayatta yapamayacağım birşey çünkü.
Arzu dedi ki bu zamanda böyle erkek bulunmaz, onun için ben de bu sürprize katıldım.
Ne konuştum hiç hatırlamıyorum.
Ama sonrasında da göz yaşlarımı tutamadım.
Benim aşkım işte böyledir.
Her zaman bana sürprizler yapan hep O' dur.
Yağmur altında taaa uzaklardan gelip beni bekleyen ve şaşırtan da yine O' dur.
Dergilerim çıktığında ben almasam da ilk alıp getiren de O' dur.
Hiç olmadık yerlere hediye paketlerini saklayan da O' dur.
Çok şanslıyım biliyorum.
Bana böyle değer veren bir eşim, dünyalar tatlısı bir kızım olduğu için.
Ağzımızın tadı hiç bozulmasın tek dileğim.
Küçükken yatağım da uzanmış bu günleri düşünürken hiç tahmin edemezdim bu anları.
Hayat sana teşekkür ederim tüm verdiklerin için!

Salı, Nisan 22, 2008

23 Nisan


Gelmesini o kadar heyecanla bekledi ki pencereden gördüğün de
'' Tombiş bebeği beklemekten öldüm '' anne dedi.
Kuzenler bir arada,
çok güzel anlaştılar ikisi de.
Birlikte oyun oynayıp kendilerince sohbet bile ediyorlar.
Yakışıklı Yağız yarın da bizimle.
Çünkü yarın '' 23 NİSAN ''
Neva yarın tam 3 yaşında olacak,
merakla bekliyoruz yarını.

Cuma, Mart 28, 2008

Gözlük


Gözlüğümüz kırık olabilir ya da henüz askılı elbise giyinilecek sıcak havalarda gelmemiş olabilir ama tüm bunlar bizim yazın sıcak havalarını evde yaşamamıza engel değil ki!
Sabah kalktığında ilk iş hemen şapkalarının olduğu çekmeceyi açar.
Artık o anki haline göre ( tabi ki havaya göre değil) yün bir şapkada takabilir yazlık çiçekli şapkasını da takabilir. Atkılarından birini dolanıp eldivenlerini de giyebilir. Kafasında yazlık şapka olması buna hiç engel değildir!
Sonra dolap açılır, acaba ne giysem anne!
Gözler yazlık elbiselerdedir hep. Bir askılı seçilir.
Zor ikna ederim, neyse ki çıplak giymekten vazgeçer, renkli bir elbise seçilir.
Duruma göre maalesef kırılmış olan gözlükte takılır.
Eğer kışlık şapka seçmişse o zaman da kalın bir mont bulur.
Ama tüm bunlar yapılırken ayaklar hep çıplaktır!
Zorla giyilen çorap bir süre sonra '' sıkıldım '' diye çıkarılır.
Ama ne hikmetse o atkı ve kulaklık takılıdır!
Günün ruh haline göre seçilen kombinasyon giyilir.
Koltuğa geçilir.
'' Elma kurdu '' nu izlemeye artık hazırız.
Hava güneşli olmuş ya da yağmurlu ya da soğuk!
Kimin umrunda.
Biz baharı ve kışı evimizde yaşarız.
Böylece sabahın ilk saatleri geçer bizim evde.

Çarşamba, Mart 26, 2008

Kumkurdu


'' Ben Kumkurdu' yum dedi. İyi günler, iyi günler!
Eşim benzerim yoktur benim, güzelliğimle de kimse yarışamaz, ne dersin?
Zackarina ne diyeceğini bilemedi. Daha önce hiç Kumkurdu görmemişti.''

''Ben daha çok güneş ve ayışığı yerim. Ayışığı süper akıllı yapar. Ben her şeyi bilirim.
Bu dünyadaki herşeyi mi? dedi Zackarina.
Bütün dünyalardaki herşeyi, bütün soruların cevapları dedi Kumkurdu ''

İnsanın hayal kurmasından daha güzel ne olabilir ki! Hayal dünyası zengin olan insanlar hem daha eğlencelidirler, hem de daha mutlu.
Yani en azından ben öyle düşünüyorum. Büyüdükçe hayatın koşturmasında yeni roller edindikçe bu yeteneğimizi de kaybediyoruz. Oysaki her çocuk doğuştan hayalperestir bana kalırsa. Kimisi yetişkin olduğunda da bu özelliğini kaybetmez aksine daha da geliştirir.
Hayaller kurmak, olsa da olmasa da biz düşündükçe onların var olduğunu hayal etmek çok güzel! Ve büyük bir lüks. Yetişkin olupta hala hayalleri olan, kendisiyle başbaşa kaldığı zamanlarda hayallere dalan bir insan ne mutludur!
Bu yetişkinlerden biri de İsveç' li yazar Asa Lind. Öyle bir kitap yazmış ki aslında çocuk kitabı olsa da ilk okumada sizi saran çok keyifli bir kitap. Hayal dünyasının zenginliğine, çocukların bakış açısına bir kez daha hayran kalıyorsunuz.
Seri üç kitaptan oluşmakta. Kitapçıda görünce hemen aldım.
İlk iş okumaya başladım. Herzaman ilk önce ben okurum Neva ' nın kitaplarını.
Ona Kumkurdu ve Zackarina' yı anlattım. Çok sevdi.
Hatta bir pazar günü ben Kumkurdu oldum o da Zackarina öyle konuşup durduk ve çok eğlendik.
Zackarina' nın her sorusuna Kumkurdu' nun bir cevabı var, ona hep yol gösteriyor.
Üstelik sadece güneş ve ayışığıyla beslenen harika bir dost!
Okuyunca eminim sizde seveceksiniz.
Kim sevmez ki Kumkurdu' nu ve onun dostluğunu!

Salı, Mart 25, 2008

Mutlu Posta Günü


Ben eve doğru koştururken onlar torunlarını okuldan almak için yine yola çıkmışlardı.
Köşede karşılaştık. Ben yolun karşısından onlara selam verdim onlarda bana.
Kadın ameliyat sonrası doktorunun tavsiyesi üzerine tam da bu saatlerde ben öğlen eve koştururken çıkardı yürüyüşe. Yanına hayat arkadaşı ki bu lafı çok hak eden bir eşti, kolkola yürüyorlardı. Çok çalışkanlardı, saygılıydılar, yüzlerinde hep bir gülümseme olurdu. 25 yıldır apartmanımızda çalışıyorlardı.
Hava öyle güzeldi ki, erken gelen baharın habercisi güneş gözlerimi kamaştırmıştı.
Koşarak merdivenlerden inip kapıya vardım. Postacı bir sürü mektup bırakmıştı kutuların altındaki rafa.
Bir sürü bankanın yolladıkları, hani içinden okunmadan çöpe giden kağıtlarla dolu olan faturalar, sonra telefon, elektrik faturaları.
En altta zarfının içinden çıkmış pembe bir kağıt.
Merakla açtım.
'' Merve' m ''
diye başlıyor.
Sanki bana yazılmış gibi içimde bir heyecan.
'' Sen benim en iyi arkadaşımsın, ama sen benim kötü arkadaş olduğumu düşünüyorsan öyle olsun, ama ben seni çok çok çoook seviyorum''
Altta bir kalp,
içinde harfler,
'' bu kalp hiç solmasın,
ben seni çoook seviyorum ''
Bir an durdum.
Önce bir aşk mektubu diye düşünürken okumaya devam edince iki iyi kız arkadaşın küsme sebebiyle diğerine yolladığı mektup olduğunu anladım.
Öyle hoşuma gitti ki!
Sadece arkadaşını çok sevdiği ve kaybetmek istemediği için bir kız arkadaşın diğeri için yazdığı bir özür mektubu.
Ve ne kadar değerli, özel.
O küçücük kalpten geçenler nasıl da kağıda yazılmış eğri büğrü.
Düşündüm en son nezaman mektup yazdım ya da mektup aldım,
faturalar dışında.
Posta kutuları artık sadece faturalar, yeni açılan kebapçılar, kuaförler, eve en hızlı servis yaptığını söyleyen pizzacıların broşürleriyle dolu.
Mektubu katladım, pembe zarfına dikkatlice koydum.
Diğer postaların en üstüne görünür bir şekilde yerleştirdim.
Yüzümde bir gülümsemeyle asansöre bindim.
Öğle tatilim bitip evden çıktığımda giderken zarfın olduğu rafa baktım.
Yoktu:)
Merve dedesi ve anneannesiyle okul dönüşü görmüştü mektubu ve almıştı:)

Perşembe, Şubat 07, 2008

En sevdiği!


En Sevdiği renk: Pembe
Winnie The Pooh' da en sevdiği karekter : Piglet :)Hem pembe hem de küçük olduğu için :)
Elmo ' da en sevdiği karekter: Bay Saftirik :)) Gece yatarken kaç kere anlatıyorum yaptıklarını bilseniz:)
En sevdiği kıyafeti : Etek, özellikle dans edecekse
En sevdiği yemek: Şu aralar sürekli tok olsa da genelde pilav ve makarna !
En sevdiği şarkı: Sürekli değişse de bugünlerde '' olmazzz olmazzz sevgilim '' ve Nazan Öncel şarkıları
En sevdiği çizgifilm: Aslında ben daha çok seviyorum :) Dora
En sevmediği ve hep ağladığı : Ayak tırnaklarının kesilmesi
En sevdiği saç modeli : Eskiden sürekli toplardık şimdi saçaklı olmayı seviyor. Saçlara hiç toka takılmayacak en fazla '' peri '' tacı takılacak.
Sabah ilk iş : '' günaydınnnn'' der yataktan fırlar. O an ki duruma göre kafasına yazlık şapkayı takıp tüm güm gezebilir ya da dışarı çıkarken taktığı kulaklıklarını takar. Bu arada henüz çorap bile giymemiştir. Ama olsun sabah nasıl başlarsa öyle gider değil mi! Yazlık elbiselerini bulursa hemen kıyafetlerinin üzerine giyer gezer.
En sevmediği: Çorap giymek
Dışarı çıkarken : Hemen hazırlanır, şapkasını takar bekler. Yanıma gelip hani'' yujj '' sürecektik çüçük ama der, sonrada dudaklar 333 olarak gezer atkı takmaz ki '' yuju '' bozulmasın.
En sevdiği oyun : Çadır yapmak, bayılır. Evde Kübra ablasının aldığı kocaman bir çadırımız var. Yatarken de mutlaka yorganla çadır yaparız, olmadı bir örtüyü kafamıza geçirir sözde küçük çadır yaparız :)
Boyama yapmak, en sevdiklerinden. Her türlü boyama, tırnaklarının boyanmasından, koltuklara ''şakadan'' yapılan boyamalara, her türlü kağıda yapılan denemelere kadar.
Şarkı söylemek evet artık şarkı söylüyoruz ; oyun oynarken, banyo yaparken, kendi kendine büyük adam gibi yani,
Dans etmek ille de babasıyla olacak ama.
Sırta çıkıp atçılık oynamak, kimi bulursa artık:)
Parmakları konuşturmak, buna bayılıyor işte.
Oyuncaklarının yerine geçip sesini değiştirerek onları konuşturuyor. Kitap okurken de öyle yapılmasını seviyor.
En bayıldığı : Bana bebekliğimi anlatın :) Çok büyük ya hep geçmişi merak ediyor. Biz de sen şöyle yapardın yok şöyle yerdin diye ballandırarak anlatıyoruz, o da hayranlıkla dinliyor.
Son günler de: Fotograf çekilirken suratını şekilden şekile sokuyor bana poz veriyor.
En şaşırdığım lafları : Anne telaşlanmana gerek yok, sakin ol !!!!
Miniğimiz günden güne büyüyor ne mutlu ki biz de bunları paylaşabiliyoruz.

Salı, Ocak 29, 2008

Merak etme!




İki gecedir uyuyamıyoruz.
Sebep gece vardiyasında çalışan, bir an önce inşaatları bitirmek için uğraşan işçiler.
Gece saat 11 olduğu zaman başlıyorlar ve sabah 7 olana kadar bir yandan kepçeyle kocaman taşları üst üste yığıyorlar, bir yandan da gelen kamyonlara bunları yüklüyorlar. Tüm bunlar neden gece yapılıyor ya da neden kimse ses çıkarmıyor anlamadım. Sonuç uykusuz geçen iki gece.
Her seste Neva beni çağırıyor tabii, ben kalkıp yanına gidiyorum.
İlk geceyi geçirdik, ikinci gece sesler yine gelmeye başlayınca ben söylenmeye başladım.
Neva yanıma gelip:
- Anne merak etme, korkmana geeek yok, onlar taş topluyo ev yapacaklar dedi!
Öylece kaldım, ne desem boş artık, o da gözlerini kısıp sarıldı bana kıkırdamaya başladı. Sanki tüm gece beni yanına çağıran O değildi:))
Bu çocuklar herşeyin farkında ve ne çabuk büyüyorlar!

Çarşamba, Ocak 23, 2008

Bebek kokusu


Neva sanki hep bizimle beraberdi. Yani o yokken henüz ailemize katılmadan önce biz ne yapardık ki ! Annelik biraz da telaş, paranoya ve hep merak demek aslında. O yanımda olmadığında sürekli bir merak hali var ben de. Ayrı gittiğimiz her yer, geçirilen her dakika aklımın bir köşesinde hep O var.
Günlüğümüze yazmayalı çok zaman oldu. Aslında yaşanan öyle çok şey, kayıtlara geçmesi gereken öyle güzel anılar oldu ki!
İlk ve bizim için en büyük tecrübeyi yılbaşından önce yaptığım iş gezisi ile yaşadık. Neva ' dan şu ana kadar hiç ayrılmamış, gündüz birlikte olamasakta gece mutlaka bir arada olduğumuz bir 2,5 yıl geçirmiştik. Arkadaşlarımdan da çok duyuyorum, çocuklarını bırakıp kendilerine vakit yaratıyorlar, ya da başbaşa kısa tatillere çıkıyorlar.
Biz bunu hiç yapmadık. Sanırım istemedikte. Birlikte olduğumuz kısa haftasonlarını doyasıya yaşamayı tercih ettik. Biz Neva ile birlikte çok eğleniyoruz çünkü, o bizim küçük arkadaşımız neredeyse.
İş gezisi benim için mecburi olunca 3 günlük bir ayrılık yaşamak zorunda kaldık !
Benim asıl korkutuğum gece kalkarda beni ararsa oldu. Korktuğum nisbeten başıma gelse de, zaman hiç geçmeyecek gibi olsa da o günleri atlattık ve unutamayacağım bir karşılaşma yaşadık. Beni görünce ne yapacağını şaşırdı boynuma atladı, ''ben seni çok özledim anne'' dedi, '' sen nerdeydin ben seni çok merak ettim '' dedi, bir garip oldu, sonra arkasını döndü ve sek sek oynarak, lay lay lay diye bir şarkı tutturdu, beraber yaptığımız dansı yaptı:) Sarılıp sarılıp öptü. '' Anne mizzz gibi kokuyorsun '' dedi. Bense ne yapacağımı şaşırdım, kucağımdan indirmedim. Bol bol öptüm kokladım. O an farkettim ki asıl meleğim '' misss'' gibi kokuyor. O nasıl güzel bir bebek kokusu. Alışmışım ya kokusuna ayrı kalınca burnumda tüten, özlemime özlem katan o bebek kokusuymuş.
O gece ve daha sonraki gece de beraber sarılarak yattık. Sonra durup durup ben de işe gelicem diye tutturdu. Oysa ki iş yerimi hiç sevmiyor, kapısından bile içeri girmez!
Şimdi onu her gördüğümde, işten her dönüşümde sarıldığımız her an şükrediyorum. Annesine sarılamayan, çocuğunu göremiyen, çocuğu ona gösterilmiyen her anne, her çocuk için de dua ediyorum...

Cuma, Aralık 07, 2007

Haftasonu ne yapalım?


Henüz ağaçlar yapraksız kalmadan,
rüzgarla savrulan sarı, yeşil yaprakları toplasak,
kapımızın önüne yığılan, çöpçülerin topladığı,
köşe başlarına yığılan, yağmurla ıslanan
o güzel renkleri iş dönüşü çantamıza atsak,
evde bizi bekleyen miniklerimize sürpriz yapsak,
sabah kahvaltı sonrası boyaları çıkarsak,
hep beraber yaprak boyasak güzel olmaz mı?

Salı, Aralık 04, 2007

Sevmek


Gece birden uyanıyor,
- Anne
-Efendim diyerek kalkıyorum yattığım yerden.
Suratında bir tebessüm.
-Anne ben seni çok seviy. ( artık öğrendi ama se-vi-yo-rum demeyi)
O anda içim ısındı. Sarıldım sıkıca.
-Ben de seni çok seviyorum canımın içi.
Gecenin bir vakti hiç sebepsiz bir anda söyledi sevdiğini ve tekrar başını yastığa koydu.
Bense küçük ayakları ellerimde, yorganı çektim üzerimize öylece kalakaldım yüzümde bir tebessümle.
Kokladım onu. Sonra da şükrettim çok.
Bir anda hiç sebepsiz, sevdiğini söylemek insanı bu kadar mı mutlu edermiş!

Cuma, Kasım 30, 2007

Kışla birlikte


Ankara' ya kış geldi diyebiliriz artık. Henüz kar yağmadı, ağaçlar beyazla kaplanmadı.
Ancak o dondurucu soğuk çoktan çıkarttı dolaplardaki atkıları, eldivenleri.
Sabah bir bakıyorum yerdeki su birikintileri donmuş, ağzımdan buhar çıka çıka yürüyorum yolda.
Eldiven, atkı, şapka her an yanımda.
Böyle korunsakta işte kışla birlikte hastalıklarda gelip kapımızı çalıyor maalesef.
Geçen haftasonundan başlayarak neredeyse beş gün Neva çok ateşliydi. Geceleri ateş içinde yanarken
ferah bir yer aradı yatakta, yastıklar değiştirildi, ıslak mendiller başa konuldu, ilaçlar baş ucumuzdaydı.
Geceleri uzakta yanan ışıklar seyrettik, evin içinde gezdik. Köpeklerin sesini dinledik.
Sabaha karşı daldık uykuya. Neva tüm gün kolumda halsiz, birşey yemeden öylece yattı. Doktora gitmeler, kan almalar... Nasıl olduysa üşütmüş işte. Üstelik bu ara dışarı da çıkmamıştı. Sonuçta bizim için oldukça yorucu günlerdi. Ama hepsi geçti çok şükür ki. Onun gülen yüzünü görmek herşeye değer.
Kollarımda ateş içinde yanarken bir an önce eski neşesine kavuşsun diye dualar ettim. Sonra hastanedeki daha nice hastalıkla uğraşan, onların başında bekleyen anneleri düşündüm. Halimize şükrettim. Ne zor insanın yavrusu ona muhtaçsa fakat elinden de birşey gelmiyorsa.
Evimiz bolca ıhlamur koktu. Neva ' nın tek içtiği ( dahası yemek de yemedi ) şey ballı ıhlamur oldu.
Kendime kızdım o kadar bitki karışımları olur soğuk algınlığı için hep okumuşum, bir yere yazmamışım diye. Oysa ben çok severim bitki karışımlarından çay yapıp içmeyi.
Hatırlamaya çalıştım. ANKAN ' da anneler hep yazar, liste uzar giderdi. Lazım olunca hiçbiri aklıma gelmedi. Sardunya imdadıma yetişti sağolsun, mailleri buldu.
Bizim formülümüz bal+zencefil+ılık su+limon suyu oldu. Kesinlikle çok iyi geldi. İçtikten sonra Neva çok kısa sürede canlandı, ateşi düştü. Arkasından da ben, artık uykusuzluğa ve yorgunluğa dayanamayıp yataklık oldum. Yine aynı formül iki günde ayağa kaldırdı beni de. Bundan sonra mutlaka defterime yazacağım, yoksa aklımdan çıkıp gidiyor. Sizlerin formülleri var mı soğuk günler için, paylaşır mısınız?