Pazartesi, Şubat 27, 2006

Sudoku


Sudoku kitabını uzun zaman önce aldım. Özellikle son günlerde de adını sıkça duyar oldum. İnsanda tutku derecesinde bağımlılık yaratan bir oyun. Haftasonları gazetelerin eklerinde bulabilirsiniz. Pek çok çeşidi çıkmış. Ama siz yine de basit olandan başlayın. Yaptıkça keyiflenin ,bir sonra ki etaba geçin.
Nedir Sudoku derseniz:
21.yüzyılın zeka küpü olarak anılıyor kendisi. İlk bakışta matematik bulmacası gibi gözükse de aslında tamamen mantık yürütmeye dayalı, matematik bilgisi gerektirmeyen ve zevkle çözülen bir tür bulmaca.
Yapılan araştırmalar Sudokunun Alzheimer gibi beyinle ilgili birçok hastalığın ilerlemesini yavaşlattığı, zekayı geliştiren en etkili çalışmalardan biri olduğunu göstermektedir.
Sudoku ilk defa emekli bir mimar olan Howard Garns tarafından 1979 ' da tasarlanmış. Gans bulmacayı tasarlarken Leonhard Euler 'in Latin Kareleri adlı bulmacasından etkilenmiş. 1979 'da Rakam Yerleştirme adıyla yayınlanmış.
Bulmaca Japonya 'ya ilk defa Nicolist dergisinde tanılmış. Rakamların tek başına olması gerektiği anlamına gelen ilk adı daha sonra ' Sudoku ' ( su:sayı doku:tek ) olarak değiştirilmiş.
Japonya 'da yaygınlaşan Sudoku dünya çapındaki patlamasını 2004 'de İngiltere 'de ilk defa The Times 'da yayınlanmasıyla gerçekleştirir. Derken İngiltere 'den Amerika 'ya sıçrar. Gazetelerin Sudoku çılgınlığı ve hayranlarını ön sayfalara taşımasıyla Sudoku kitapları raflara yerleşmeye başlar.
Ben Asım Şengül ' ün Sudoku kitabını aldım. Üstelik D & R kitap listesinde de Sudoku kitapları hızla yükseliyor.
Aslında en önemlisi de hafızayıı geliştirmesi. Doğrusu artık öyle tembel olduk ki ! Eskiden tüm telefonları ezbere bilirken şimdi tek bir tuşla cep telefonumuz istediğimiz kişiyi arıyor.
Neredeyse kendi numaramızı bilemez olduk. Nasılsa otomatik arıyoruz heryeri. Hesaplarımızı makinayla kolayca hallediyoruz. Sonra da yolda gördüğümüz bir tanıdığımızı, ben bunu nereden tanıyorum deyip hatılayamıyoruz bile.
Tüm bu sebepler ve tembelliğe yeter deyip sizde hiç olmazsa bu haftasonu gazete eklerine bir göz atın. Bulmacalar arasında size göre de bir Sudoku vardır mutlaka ! Biraz zihin egzersizi zamanı :)

Yeni bir hafta


Bu haftasonu Neva ve benim için bol bol gezerek geçti. BaBa_HaKaN ne yazık ki hala teziyle uğraştığı için bizde kızımla beraber cumartesi babanneye , pazar günü de anneanneye giderek tatil günlerimizi geçirdik. Havalar soğuk olduğu için dışarı pek çıkamamıştık. Zaten BaBa_HaKaN ' da çok yoğun olduğu için hep evde vakit geçiriyorduk. Bu sefer yaptığımız ziyaretler biraz daha büyüyen Neva 'yı çok mutlu etti. Her gittiği yerde etrafı uzun uzun inceledi :) Artık kükremesi yavaş yavaş geçen Neva bu seferde aralıksız çığlık atarak bizleri güldürdü. Her gittiği yerde uyku düzenimiz tamanen değişerek hiç uyumadı. Sanki birşeyler kaçırırım diye uyumamak için direndi. Ben de fazla üstelemedim. Nasıl olsa her zaman dışarı çıkmıyoruz.
Cumartesi günü Neva 'nın arkadaşı Elif 'i de ziyeret ettik. Elif 20 aylık. Çok tatlı, yürümeye başlamış. Bizim prenses yerinde oturuyor. Uzağa koyduğumuz şeylere önce şöyle bir uzanıyor, sonra baktı olmadı, kendini arkaya bırakıveriyor. Sanki kumsalda güneşleniyor :) Bir daha da kalkmıyor. Beklemede. Nasıl olsa gelip kaldıracaklar diye :) Galiba biraz tembel olacak :))
Pazar günü üç kuşak biraradaydı. Anneannem, teyzem, annem, Neva, Neva 'nın babaannesi. Çok güzel vakit geçirdik. Doğrusu onların kucağında Neva ^yı görmek insana büyük mutluluk veriyor. Allah hepsine uzun ömürler versin !
Bu işten en karlı Neva çıktı. Akşam artık yorgunluktan baygın şekilde uykuya daldı :)
Böylece şimdiden bir sonraki haftasonu için planlar yapılmaya başlandı. Çoğunlukla evdeki hesap çarşıya uymayarak planlar suya düşse de yinede hayal kurmak, plan yapmak çok güzel !
Yeni bir hafta başladı. Yine çok yoğun olacağım. Ama mutlaka yeni bir-iki şey denemek istiyorum. Kitap, tarif ya da yeni bir film...
Şubat ayınında sonuna geldik. Bahara şurda ne kaldı ki! Zaten artık yağmur sonrası toprak kokusunu bile hisseder olduk. Penceremizin önündeki ağaç düne kadar tepesinde buz sarkıtları taşırken bu sabah tomurcuklanmış bile :)
Yeni umutlar, yeni hayaller, yeni bir hafta...

Perşembe, Şubat 23, 2006

Bizden haberler


Uzun zamandır yazamadım. Geçen haftadan beri Neva 'nın ateşi vardı. Bi türlü geçmedi.
Önce diş çıkacak galiba dedik. Ama yok ! Derken haftasonu ateşi gün içerisinde de devam etti. Pazartesi günü doktora gittik. Kan alındı. Tahliller derken neyseki mikrobik birşey çıkmadı. Eve döndük. Bu arada miniğimin ateşi düşmedi. Bizde başında sabaha kadar kontrol ettik. Sonunda salı günü sabah ateşi düştü. Şimdide daha iyi. Yeniden gülmeye kükremeye başladı, bizimde yüzümüz gülmeye :) Her gün bizde onunla beraber yeni şeyler öğreniyoruz, hergün yeni bir macera. Sonunda atlattık ve tekrar yaşama döndük. İnsanın elinden birşey gelmeden onu öyle görmesi çok zor doğrusu. Neyse, bu bizim ilk hastalık deneyimimiz oldu ve bizi de çok üzdü.
Tabi bu arada blogla da ilgilenmek içimden gelmedi. Daha önceden pekçok konu belirlemiştim. Bunlardan biri de okumaktan çok zevk aldığım bebek ve annelik kitaplarımdı.
İlk kitabı hamileliğim ilk aylarında almış, gece yatmadan önce merakla okumuştum. ''Karnımda biri var '' . Yazarı Demet Stigner.
Bu kitapta hem başından sonuna kadar olabildiğince normal seyreden bir hamileliğin hikayesini hem de pek çok konuyla ilgili faydalı bilgiler, internet site adresleri var. Tabi şu da bir gerçek ki her hamilelik özel bir deneyim ve oldukça zahmetli bir yol. Ama sonuç herşeye değer :) Kitabı çok keyifle okumuş, arada açıp bir sonraki ay neler olmuş diye kıyaslamalar yapmıştım.
Bir diğer kitap Nora Romi Özkılıç 'ın '' Annelik Günlüğü- 9 ay 3 yıl ''. O da hem hamilelik günlüğü hem de oğlunun doğumdan sonra ki üç yılı yazmış.
'' Sinan doğdu ve danışabileceğim , konuşabileceğim kimse yoktu. O yüzden kafamda bir kitap fikri belirdi'' diyor. Kitapta diğer bebek kitaplarında ki gibi sağlık üzerine bilgiler yok. Burada hamileyken , yeni anneyken, tecrübeli bir anne iken neler hissettiklerini görmek, yalnız olmadığınızı hatırlatıyor. Her çocuk farklıdır. Her annede. Ve bunun doğrusu yanlışı yoktur. Herkes kendine göre bir tecrübe ediniyor yaşadıklarından.
'' Annelik halleri '' kitabı ise Nilüfer Kas ' a ait. Nora Romi 'de Nilüfer Kas ' da Hürriyet gazetesi yazarlarından. Hala her cuma ve cumartesi günü yazıları yayımlanıyor.
'' Annelik halleri'' nde yazar annelerin derdinden yine anneler anlar diyerek ortak sorunlar, mutluluklar, heyecanları paylaşmış. Tüm yaşanan endişe ve sıkıntıların yanısıra anneliğn keyfini de tüm içtenliğiyle okuyucuya yansıtmış. Annelik için '' çoğu zaman düşün gerçeğe dönüştüğü milat '' olarak bahsetmiş. Kitapta çok hoş örneklerde var.
'' Mümkün olduğu kadar bebeğinizi güldürün. Mümkün olduğu kadar fazla nesneye dokundurun.Dokunurken isimlerini söyleyin. Bu kadife gibi yumuşak, bu demir gibi sert gibi sözlerle dokunma duyusunu sözlerinizle pekiştirin.''
''İlk günden itibaren dışarı çıkarın.Resim sergilerine götürün, vitrinleri gezdirin ( işte bunu Neva ' yla çok yapıyoruz. Vitrin vitrin dolaşıyoruz :)).
''Annelik ve bebek bakımı- Elizabeth Fenwick '' Gebelikten 3 yaşına kadar anne babanın bilmesi gereken herşey var kitapta.
Gerçi annelerimiz biz kitaplamı çocuk büyüttük dese de , şimdilerde hem tüm anne babalar daha bilinçli , hemde yaşadıklarınızın başkaları tarafından da yaşandığını bilmek insanı biraz olsun rahatlatıyor.

No t: Bugün 23 şubat ! Yani Neva 'm şu hayatta 10. ayını tamamladı. Gülen yüzün hiç solmasın meleğim :)

Salı, Şubat 14, 2006

14 Şubat Sevgililer Günü

Bir Sevgililer Günü Yazısı;
Sevgi,
Sevgili…
Sevgilim…
Eşim…
YEŞİM…

Bugün;
Bugün tüm dünya için özel bir gün; “Sevgililer Günü”
Aslında “Özel günler” bizim hep hayatımızda…
Nişanımız… ; 5 Nisan,

Evliliğimiz… ; 12 Eylül,
Kızımız NEVA’nın doğumu ; 23 Nisan,

Ve birlikte paylaşarak geçen sayısız; özel ve güzel günler,
Ve bizim sevgimiz,
Daha çok artarak ve çoğalarak büyüsün,

“Neva” dolu günlerde…
Sağlık,
Saygı,
veee Sevgiyle.

HuSBaND_HaKaN

Cuma, Şubat 10, 2006

Haftasonu geldi !


Sonunda haftasonu geldi. Bu hafta ofiste işlerim çok yoğundu. Yetiştirmem gereken projeler vardı. Ama nihayet haftasonuna ulaştık. Her hafta olduğu gibi yine bir sürü plan yapıyorum. Bu aralar ( aslında uzun zamandır ) BaBa_HaKaN 'ın yoğun tez çalışmasından dolayı pek birşey yapamadık. Havalar soğuktu. Kar, kış derken uzun zamandır bir monotonluk içindeyiz.
Bu hafta 14 Şubat etkinliği için bir kaç tarif denemek istiyorum. Sabah kahvaltısı için tahıllı ekmek yapmayı düşünüyorum. Şöyle uzun uzun, keyfini çıkarak kahvaltı etmeyeli çok oldu. DaYı_YüCeL geldiğinde toplanmıştık en son. En sevdiğim şeydir tüm aile toplanıp kahvaltı etmek, dahası bir pazar gününü geçirmek.
''Babam ve Oğlum '' filmini izlemeyen son iki kişi olarak bu haftasonu şeytanın bacağını kırıp sinemaya gitmeyi düşünüyoruz. Bakalım zaten düşünüyoruz dedim. Genelde heveslenip son dakika çıkan bir sebep yüzünden gidemiyoruz da sinemaya...
Bu akşam yemeğin yanına şöyle haftasonunu karşılamaya yakışır, bol renkli, sofraya neşe katacak bir salata yapmayı düşünüyorum. Geçen hafta yaptım. Abartıp üst üste birkaç kez yedik :) Karnıbahar salatası:)) Bu kadar methettiğim aslında çoğu kişinin adını duyunca burun kıvırdığı karnıbahar. Özellikle erkekler pek sevmez. Ama bir kişi var ki adını anmadan geçemem. AmCa_SeRkAn bayılır :)Hele de fırında beşemal sos ile hazırlanmışsa:) '' Süpersiniz, harika olmuş der. ''. O yüzden de bu salata, evdekilere yedirmek için yeni ve güzel bir seçenek. Ne koku var, ne de sadece karnıbahar tadı..
Gelelim yapılışına :
Orta boy haşlanmış karnıbahar
Bol dereotu
Bol yeşil soğan
Maydonoz
Kırmızı biber
mısır
Salatalık
limon
Zeytinyağı
Kısaca evdeki tüm malzemeleri karıştırıp bir renk şöleni yapıyoruz. Haşlanmış karnıbaharı küçük küçük doğrayıp tüm doğradığımız yeşillikle karıştırıyoruz. Üzerine süslemek için mısır ve salatalık katıyoruz. Afiyet olsun !

Perşembe, Şubat 09, 2006

Bir kitap ve yine kurabiye :)


Bu aralar havalardan sanırım pek keyfim yok. Grip olmuşum. Her tarafım ağrıyor. Yataktan kalkmak, sabahları uyanmak çok zor oluyor. Bu durum benden Neva 'ya da geçti. Onun da burnu akıyor. Canım benim, burnunu çekemediği için bir süre sonra sıvı akıp dudaklarına kadar geliyor:)
Haftasonları, genelde benim yeni bir yemek çeşidi denediğim günler olur. Cuma gününden başlarım. Aklımda olan ' yapılacaklar listesi ' ne eklediklerimden başlarım. Bazen de yeni öğrendiğim bir tarife öncelik veririm. Yukarıda ki ' Lorlu kurabiye' ler çook uzun zamandır yapılmayı bekliyordu. Birkaç tarif almıştım. En önemlisi de tatlı loru almaktı. Derken hiç beklemediğim bir anda kolayca markette ki peynir reyonunda buldum :) Sonuç süper ! Ağızda dağılan, yumuşacık, hoş kokulu kurabiyeler oldu. Pazar günü yapıldı, tüm hafta ofiste sabahları bir fincan çayıma eşlik etti.
Gelelim yapılışına. Aslında bunu yapmaya geç kalmış olsamda beni harekete geçiren Tijen İnaltong 'un yeni çıkan '' Her Güne Bir Yemek '' kitabında ki tarifi görünce ilk iş gidip loru almak oldu :)

Aslında kitabı yılbaşından önce, ilk çıktığında almıştım. Tam bir başucu kitabı ! İçinde ki fotograflardan, tariflere kadar herşey çok özenli. Üstelik pek çoğu geleneksel lezzetlerimiz. Her sayfada bir gün, yanında o güne ait özel bir açıklama. Kitaplardan alıntılar, şiirler, geleneksel bilgiler... Aldığımdan beri sayfalarını zevkle çeviriyorum. Bu tarif çok önceden Sevgili Sibel 'intarifi. Onun ve benim de üye olduğum Mutfaktazen grubunda da bahsi geçmişti. Zaten Tijen 'de Sibel 'in tarif ettiği şekliyle kaleme almış. Uzun lafı kısası kitap şahane, tarif çok güzel. Siz de durmayın bu haftasonu çayın yanına bu kurabiyelerden yapın, yerken de bizi anın :)

Malzemeler:
1/4 subardağı zeytinyağı
250 gr lor peyniri ( tatlı lor olacak )
1 subardağı şeker ( ben yarısına pudra şekeri koydum,biraz tatlı geldi bana)
2 yumurta ( 1 'inin beyazı ayrılacak )
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
2 subardağı un ( siz yine de yoğururken kıvamını kendiniz ayarlayın. Yumuşak bir hamur oluyor )
Susam
Yapılışı:
Tüm malzemeyi karıştırıp yumuşak bir hamur yapalım. Sonra parçalar koparıp yuvarlaklar yapalım. Ben büyük kurabiye sevdiğim içim biraz büyük parçalar kopardım. Önce yumurta akına sonra da susama batırıp 180 derecede yaklaşık 30-35 dakika pişirelim. Sıcak sıcak bile olsa ,hemen tadına bakıp afiyetle yiyelim.
NOT: '' Her güne bir yemek '' kitabını www.dharma.com.tr adresinden indirimli alabilirsiniz.

Pazartesi, Şubat 06, 2006

Şu yemek meselesi !


Cuma günü Neva 'nın 9.ay kontrolü vardı. Bir de aşı olduk. Kızımız büyümüş :) Güzel kilo almış, boyu uzamış. Doktorumuz 1 yaşına kadar kontrole gerek olmadığını söyledi. Sonra diyetisyenimizle görüştük. Yeni menüler aldık :) Artık bazı yasaklı şeyler dışında herşeyi verebilirsiniz dedi. Tuz, yumurta beyazı, bal yasak. Artık ufak ufak yemeklerine salça da koymaya başladık. Bebek deyip geçmemek lazım. Onların da damak tadı var. Ben zaten kendi yiyemediğim hiç bir şeyi vermedim Neva 'ya. Hele herşeyi karıştırp yapılan bulamaçlardan hiç! Böylece kızım hem herşeyin tadını alabilecek, kendine göre sevdiği ve sevmedikleri olabilecek. Sabahları bazen onu şaşırtmak adına kahvaltı yerine tarhana çorbası veriyorum. Çok seviyor :) Bazen de minik omletler yapıyorum. İçine maydonoz ve tuzsuz peynir katıp yaptığım omletleri çok severek yiyiyor. Alternatif üretmek çok tabiki. Aslında bazen bizim de canımız hiçbirşey yemek istemez. Onun da bazen öyle oluyor. Hep aynı şeylerden sıkılıyor. İşte böyle zamanlarda küçük süprizlerle herzaman yediği şeyleri faklı şekillerde pişirerek hazırlıyorum. Mesela elmanın üzerine az su, tarçın katıp pişiriyorum. Değişiklik oluyor :)
Kızım herzaman için ben mutfakta çalışırken hep yanımda oldu. Pişen yemek kokularının arasında , hem koku duygusu daha fazla gelişecek hem de lezzetleri ayırt edebilecek diye düşünüyorum. Mama sandalyesine yerleşir, ben de anlatırım. '' Bak kızım domates. Önce yıkayalım. Şimdi de doğrayalım. '' Zaten bizim ki, sürekli onunla konuşmamıza alıştığı için de devamlı ona laf yetiştirmeye çalışıyoruz :)
Bebekler ve çocuklar için hazırlanmış çok güzel menüleri içeren, vitaminleri tanıtan kitaplar var. Ben Sahrap Soysal 'ın '' Anne ben acıktım '' kitabını almıştım. İçinde, aslında bizim de yiyebileceğimiz çok pratik tarifler var. '' Miniklerin yemek keyfi '' kitabını da Nathalie Tunçer ve Dr.Ozan Tunçer yazmış. Üstelik resimleri de çok hoş. İçinde hem beslenme ile ilgili bilgiler hem de çok değişik tarifler var . Aslında kitaplar bir yere kadar yardımcı oluyor. Yine herkes, kendi çocuğuna özel bir beslenme ve yemek düzeni oluşturuyor.
Yemek her dönem ,çocuk için bir problem. Hele de bu uğraşlarınızın karşılığını aldığı kilolarla size veriyorsa çok mutlu oluyorsunuz. Amaç kilo değil tabiki, ancak sağlıklı beslenmek, damak tadının faklılığına varmak... Benim kızım da bir boğa burcu olarak tüm bunlarında hakkını verecek diye düşünüyorum :))

Çarşamba, Şubat 01, 2006

Bol güneşli günlere !


Bugün 1 Şubat !! Yavaş yavaş kış günlerini geride bırakıp baharın güneşli günlerine doğru yaklaşıyoruz :) Şimdilerde karın yağışı durdu. Fakat hava öyle soğuk ki !! Ben şimdiye kadar böyle bir soğuk hatırlamıyorum. Gece ısı -20 ' lere kadar düşebiliyor. İnsan, doğrusu dışarı bile çıkmak istemiyor. Çıktığında da en kısa mesafeye zor ulaşabiliyor. Soğuk etkisiyle sabahları her yer buz oluyor. Düşe kalka zor yürüyoruz işte..
Ana caddeler açık olsa da ara sokaklar da küçük kar tepecikleri oluşmuş durumda. Kimse temizlemiyor. Yığıldıkça yığılıyor bu tepeler !
Böyle soğuk kış günlerin de insan evde olunca çayın yanına atıştırmalık bir şeyler istiyor canı. Ben de geçen hafta bu tuzlu kurabiyeleri yaptım. Ağız da dağılan, yapımı kolay kurabiyelerim oldu. Pastane yapımı tuzlu kurabiyeleri de aratmadı doğrusu. Tarifi Lezzet dergisinin kasım sayında Hatice 'nin tarifi olarak almıştım.

Malzemeler:
2 yumurta
1 çay bardağı rendelenmiş beyaz peynir
1 su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri
100 gr tereyağ
1 çorba kaşığı yoğurt
1,5 çay kaşığı tuz
2,5 su bardağı un
Yarım paket kabartma tozu
4 çorba kaşığı susam
Yapılışı:
Yumurtanın sarıları, tereyağ, yoğurt ve peynirleri önce karıştırdım. Unu eleyerek tuz ve kabartma tozunu da ekleyip karışıma ilave ettim. Daha sonra merdane ile çok ince olmayacak şekilde açıp kalıplarla şekil verdim.Önce yumurta akına sonra da susamlara batırıp 175 derecede üzeri kızarana kadar pişirdim.Afiyet olsun !
Şimdi soğuklardan şikayetçiyiz. Yazın sıcaklardan. Doğrusu insanoğlu bitürlü memnun olmuyor. Ama şöyle güzel, güneşli bir güne uyanmaya kimsenin itirazı olmaz galiba :) Yakında o günler de gelecek!

Pazartesi, Ocak 30, 2006

Haftasonu


Haftasonu hava çoook soğuk olduğu için evden dışarı çıkamadık. Ben de Neva ' yla birlikte olmanın tadını çıkardım. Beraber oynadık. Şu aralar en çok düğme , fermuar, iplik ,küpe, kolye ilgisini çekiyor. Eğer üzerinizde bu saydıklarımdan biri varsa kucağınızda oturabilir. Bir de soğuk dolayısıyla hepimizin taktığı şapkalar. Önceleri bizleri öyle değişik görünce ağlamaya başlardı. Şimdiyse bizi öyle görünce sanki çok komik birşey var gibi gülmeye başlıyor. Atlayıp çekmek istiyor :) Gözlük ! Evet bir gözlüğünüz varsa önce hafif çıkarın , üzerinden şöyle bir bakıp tekrar takın! İşte buna da bayılıyor :) E o gülünce biz daha da çok gülüyoruz !!
BaBa_HaKaN tez yüzünden neredeyse gece yaşar hale geldi. 14 şubat ' ı merakla bekliyoruz. Tabi ki tezin teslim tarihi olduğu için :) Haftasonu da çok fazla çalıştı. Bize pek katılamadı ama akşam ki müzik eşliğinde dansımızı mutlaka gerçekleştirdik.
Ben de boş durmadım. Değişik birşeyler denedim yemek için. Ne zamandır yapmak istediğim kremalı muffinlerden yaptım. Tarifini Pastacı Burcu ' dan almıştım. Ben yarım ölçek yaptım. 9 adet kocaman muffinim oldu.
2 yumurta
2,5 kahve fincanı tozşeker
2 kahve fincanı zeytinyağı
2 kahve fincanı yoğurt
4,5 kahve fincanı un
1 paket kabartma tozu
1 büyük havuç rendesi
1 çaybardağı ceviz
1 çay kaşığı tarçın
Tüm malzemeyi kek yapar gibi karıştırdım. Önce şeker ve yumurtayı iyice çırptım. Yoğurt ve sıvıyağı ekleyip karıştırdım.Un ve kabartma tozunu karıştırıp eledim. Onları da karışıma ekleyip, en son havuç rendesi ve tarçını ekleyip şöyle bir karıştırım. Muffin kalıplarıma paylaştırıp pişirdim.Kreması içinde 1 kutu sıvı kremayı 1 çay bardağı pudra şekeriyle katılaşana kadar çırptım. 1 paket krema sertleştiricisini de ekleyip iyice tekrar çırptım. Dolapta beklettim. Soğuyan muffinlerin üzerini süsledim.

Çayın yanında yedik keklerimizi. Akşamda Neva 'nın banyosunu yaptırdık. Artık eskisi gibi korkmuyor yıkanmaktan. Tabii küvetinin içinde, Gülümden teyzesininin getirdiği sevimli kurbağalarla , etrafı ıslata ıslata misler gibi yıkanıyor. Böylece dışarı çıkmadan geçen iki günün ardından yeni bir haftaya, koşturmacaya başladık..

NOT: Resimde , Neva 'nın dışarıda ki şapkalı hali cuma günü öğlen güneşin yüzünü gösterdiği saatlere ait. İşten eve gelince,kızım uslu dumuş diye babaannesi kırmızı kurdele takmış :)) Ben de ödül olarak biraz dışarı çıkardım. Karı görünce çok şaşırdı:) Fakat atkı taktığımız için, fazla sıkıntıya gelemedi , biraz dışarıda kalıp eve döndü:)
NOT : Burcu 'nun sitesini ekleyemedim. Adresi http://pastaci.blogspot.com

Cuma, Ocak 27, 2006

90 ' lı yıllar


Hava iyice soğudu. Dün yollar iyi olduğundan erken çıkamadık. Akşam eve gittikten sonra biraz Neva' yla oynadık. Bu aralar sallanan herşeye çığlıklarla ellemek istiyor. Saati yeni keşfetti. Kapının üzerinde asılan bebekler için çıldırıyor:) BaBa_HaKaN gelince ilk iş müzik setinin başına geçer ve yemek saatine kadar Neva ' yla dans ederler:) Bizim kız buna alışkın olduğu için hemen sevinç çığlıkları atar,gülmeye başlar. Dün akşam DJ_BaBa bize 90 'lı yıllardan şarkılar çaldı. Üniversite yıllarımıza döndük. Meğer yıllar önce bir Nilüfer konserinde birlikteymişiz. Aaa sen de mi o konserdeydin,diyerek yaşadıklarımızı anlatıp güldük. Tanıyanlar bilir BaBa_HaKaN 'ın nasıl bir Nilüfer fanatiği olduğunu :) Neyse ki ben de çok severim. Şimdilerde sürekli yeni albümü dinleniyor bizim evde!
Ben Neva 'nın akşam yemeğini yedirirken Hakan bir albüm koydu müzik setine. Bakalım sen bu şarkıyı biliyor musun diye. AmCa_ SeRkAn ' da ''aaaa süperdir o yaz tatilde ne çok dinlemiştik '' dedi. Efendim parçamız Candan Erçetin 'den ' Geri dönemem', yıl '97...
'' Kırilır elbet gururun
Kibirin yersiz
Unutur gider yarım aklın
Dikkatin aciz
Okunur yüzünden herşey
Niyetin bariz
Böyle yavrum aniden
Kalınır bensiz ''
Tabi ki biliyorum. O sene ofiste sürekli bu albümü dinlemiştik :) Her öğleden sonra takıntılı bir şekilde bir albüm seçilir ve bıkana kadar dinlerdik. ( Tahsin ve Engin o yıllar müzik seçiminden sorumluydu, bize az acayip albüm dinletmediler hani :))

''Acı sözler sarfettik biz
Çok acı sözler sarfettik biz
Nerden baksan kaybettik biz
Kaybettik biz '''

Derken Nazan Öncel ' den '' Ben böyle aşk görmedim '' albümü, yıl '94.
' Aşk beklemez
Ertelenmez
Dar vakitlerde
Ölür büyümez
Alışmak yok
Karışmak yok
Kavga edersek
Darılmak yok ''
diyerek 'Aşk beklemez ' de dedik. O yıllar şimdi ki gibi herkes dinlemezdi Nazan Öncel 'i. Farklıydı.

Vee derken peşinden herkesi koşturan, okul partilerinde bile herkesin hemen koşmaya başladığı Mirkelam ve albümü geldi. Yıl '94. Sanki daha uzun zaman geçmiş gibi. ' Her gece' ile o dönem herkes koşmuştu :) Ama biz,
'' Eğlenmeye bak şu sevgili dünyada
Zevk almaya bak
Özverili dünyada
İstanbul' da İstanbul' da...''
diyerek İstanbul'a kadar gittik.
O yılın yaz tatilinde yeni gelen yazlık komşularımızla öyle güzel gezmiş ve eğlenmiştik ki her sene yazın biraraya gelince mutlaka o yazı bir kere daha hatırlar konuşuruz. Altınoluk, Ayvalık, Ören... ne çok gezmiştik!

İşte! onun çıktığı zamanı hiç unutamam. Çünkü proje teslimim vardı ve ben bir yandan çizim yaparken bir yandan da sabahlara kadar radyo dinlerdim. Günde belki 20 defa çalınırdı. İstek üzerine istek. Bunu kim söylüyor acaba, yakında açıklanacak derken o buğulu sesiyle Yıldız Tilbe ' Delikanlım ' derdi.
90 ' lı yıllar pop müziğin patladığı yıllar oldu. Gerçi müzik konusunda bizde otorite BaBa_HaKan ' dır. Ben de sadece o yıllarla birlikte anılar vardır.
Yonca Evcimek 'in '' Abone '' si ile başlayan akım Mustafa Sandal 'la devam etmişti. Yıl '93.
''Tövbeler etmiştim
Yer oynadı yerinden
Karşıdan gelirken
Gülümsedi aniden
Tatildeyim derken
Aklım gitti başımdan ''
Dokunsana diyerek Musti ' yi dinledik.
Biz biryandan o yıllar neler yapmıştık diye konuşurken Neva 'nın yemeği de bitmiş oldu. Sıra uykuya geldi. Sanki eskiden hem bu kadar çok albüm yoktu, hemde sanki bu kadar çabuk yenisi çıkmazdı. E böyle olunca da her şarkıda yaşar ,yeni anılar biriktirebilirdik. İşte böyle. Dün akşam eskilere gittik, o yıllardan konuştuk. Zaman ne çabuk geçmiş. Şimdi bir eşim, evim ve dahası bir kızım var. O yıllarda güzeldi. Ama şimdi herşeyi insanın sevdiğiyle paylaşması gibisi yok. Galiba yaşlanıyoruz. Ne dersiniz ??

Çarşamba, Ocak 25, 2006

Her yerde kar var !


Her yerde kar var ! Uzun zamandır bu kadar çok kar yağdığını hatırlamıyorum. Her taraf beyaz bir örtüyle kaplandı. Meteoroloji günler öncesinden haber verse de bu kadar çok kar olacağını sanırım hiçkimse tahmin etmemişti. Neyse ki okullar tatil. Trafik biraz daha rahat. Dün sabah uyandığımızda yağan kar öğlene kadar devam etti. Hem de lapa lapa. Kar yağınca çoğu kişide olduğu gibi beni de bir heyecan ve mutluluk kaplar :) Sürekli dışarı bakıp yağan karın altında giderek görünmez olan yolları, arabaları seyrettik. Tüm şehir sanki terk edilmiş gibi. Sokaktan tek tük insan geçiyor. İşe bir şekilde ulaşabilmiştik. Ancak özellikle yüksek yerlerde ki kar yoğunluğu telaşa sebep oldu. Herkes nasıl eve gideceğini düşünürken gelen bir haberle sevindik. Evlere öğleden sonra gidilebilecek. Tatil olduk :) Herhalde karı bir de bu yüzden çok seviyoruz. Süpriz tatil !Okula giderken de haberlerde, tatil ile ilgili bir bilgi var mı diye heyecanla beklerdik. Sanki ertesi gün tekrar aynı yere gitmeyecekmişiz gibi...
Tatil haberiyle eve gittim. Böyle zamanlarda en sevdiğim şey sıcak bir çay, yanında bir dilim kek, battaniye ve güzel bir film. Ancak eve gittiğim de Neva henüz uyamak üzereydi. Beraber biraz oynayıp onu uyuttum. Kendime bir çay hazırlayıp biraz dergi karıştırdım. Neva 'nın uykusu gündüz neredeyse hiç yok. Böyle olunca kısa bir süre sonra tekrar uyandı. Biz de bu süpriz tatilin keyfini çıkarıp birlikte oynadık, müzik dinledik...
Soğuk havalarda eğer işyerindeysem vazgeçilmezlerim hazırladığım bitki çaylarım ve radyo.Uzun zamandır işyerinde çay içemiyorum. Ben de hamileliğimden beri evde ve işyerinde hazırladığım bitki karışımlarından içiyorum. İlk zamanlar fincanıma attığım otlar, onların yaprakları derken bu iş biraz zahmetli oluyordu. Derken benim için kurtarıcı olan , kim düşündüyse ne iyi etmiş dediğim fincanımı buldum :)) Evet bitki çayları için özel üretilmiş bu fincanın içinde ki süzgeç sayesinde karışımın yaprakları, taneler suya geçmiyor. Üstelik kapağı sayesinde de bir güzel demlenebiliyor. Sonra süzgeçi çıkarıp demlenmiş bitki karışımınızı keyifle içiyorsunuz. Şu aralar limonlu yeşil çay yapıyorum. Özellikle sabahları geldiğimde ilk iş çayımı demleyip radyomu açmak oluyor:)
İkinci bitki çayı olarak , tabi ki poşet karışımlardan da içiyorum. Yine bu aralar favorim Lipton zencefilli limonlu çay. Kim içtiyse çok beğendi. Denemenizi tavsiye ederim. Meyve çaylarını sevmesemde Liptonun çıkardığı yeni seride ki çayları sevdim. D-tx de içimi güzel bir çay.
Soğuk havalar, kar birazda olsa insanda sanki nostaljik duygular uyandırıyor. Eğer siz de benim gibi bu günlerde çalışmak zorundaysanız alın elinize çayınızı Erol Evgin 'den eski şarkıların yer aldığı yeni albümü eşliğinde,kafanızda geçmiş günlerden hatıralarla başlayın çalışmaya...

Pazartesi, Ocak 23, 2006

Diş hediğimiz



Hafta sonu Neva 'nın çıkan dişi için diş hediği yaptık. Yılbaşından önce çıkmıştı. Ancak bir türlü araya giren tatillerden dolayı yapamamıştık. Daha fazla zaman geçirmeden yapmaya karar verdik. Pazar günü için hazırlıklara başladık.İlk iş buğdayı almak oldu. SSK işhanı içinde satılıyormuş. Oradan aldık. Akşamdan iyice ayıkladım , ıslattım ki kolay pişsin.
Diş hediği geleneği yörelere göre farklılık gösterse de genelde aynı şekilde hazırlanıp yeniliyor. Diş buğdayı kaynatmanın nedeni bebeğin dişlerinin buğday gibi düzgün olması için. Dişi ilk gören kişi bebeği baştan aşağı donatırmış, ama ben görür görmez erkenden herkese haber verdiğim için bu şansı kaçırdık :) Pişirilen buğdayın içine nohut, fasülye eklenebilir. Nar, ceviz serpiştirilebilir. Ben bir de leblebi şekerle süsledim. Eve eş dost yakın akraba çağrılır. Bebeğin önüne bir örtü içerinde çeşitli meslekleri temsilen eşyalar konurmuş. Biz makas, tarak, kitap, kalem, hesap makinası, ayna, telefon,para koyduk. Daha önce Tijen İnaltong 'un ' Her güne bir yemek ' kitabından okuduğum şekliyle bir ipe 32 adet buğday geçirip boynuna astım. 32 adet inci gibi dişi olsun diye :) Neva kolye küpe gibi ilgisini çeken ne varsa hemen atladığı için boynuna kolyeyi takar takmaz hemen çekiştirip yemeğe çalıştı. Aman koparmasın deyip yere oturttuk. Bir anda şaşırdı. Başından aşağı da buğday serpiştirdik. Ancak benim süslü kızım daha oturur oturmaz ilk önce uzakta ki aynayı aldı. Bizim gülüşmelerimiz arasında onu bırakıp parayı aldı. Ağzına götürmesin derken cetveli de alarak ilerde süslü bir mimar olacağının işaretlerini vermiş oldu :))
Böylece belki de günümüz de artık giderek unutulan geleneklerimizden birini daha gerçekleştirmenin keyfiyle bir pazar günü daha bitti.

Not : Diş buğdayı için ayrıntılı bilgi www.ankaradakianneler.com adresinden alınabilir.

Çarşamba, Ocak 18, 2006

Kitaplar


Son zamanlarda oldukça fazla kitap aldım. Uzun zamandır aklımda olan kitapları görünce dayanamayıp alıyorum. Sonra da hemen okuyamayınca yığılıp kalıyor. Eskiden daha fazla kitap okurdum. Ama Neva doğduğundan beri doğrusu fazla okuyamadım. Sadece aldığım aylık dergileri karıştırıyorum.
Haftasonları da mutlaka 3-4 gazete alirız. Vakitsizlikten okuyamamışsam eğer mutlaka saklar yatmadan bile olsa bir karıştırırım. Benim için büyük keyiftir okumak! Geceleri mutlaka okuru (du )m. Şimdilerde pek fırsat bulamıyorun. Ama yine de kitap almaktan hiç vazgeçemem.
Kitaplarımda kıymetlidir. Herkese veremem. Çünkü benim gösterdiğim ilgiyi herkes göstermiyor.
BaBa HaKaN 'da neyse ki benim gibi. O da bayılır kitap, dergi, cd almaya... İlerde güzel, kafamdaki gibi bir kütüphane çizip yaptırmak istiyorum. O zaman tüm kitaplarımızı güzelce sergileyebiliriz.Bazen sırf arşiv olsun diye ya da ' bunu kızım da okumalı, ona en iyi hediye bu kitap olur ' diye alıp kenara koyduğum o kadar çok kitap var ki !
Dergiler ah o kadar yığıldılar ki! Artık bir kısmı yayınlanmıyor. Ama ben onları yine de saklamaya ve tüm dergilerimi biriktirmeye devam ediyorum. Yıllardır tüm dekorasyon, yemek dergilerini alırım. Zaten aybaşı olupta dergim çıkmış ve ben ona kavuşmuşsam artık hiçbir yerde oyalanamam. Doğru eve. Bir an önce yeni sayfaları açıp şöyle bir göz gezdirmeli.
BaBa HaKaN' ın ve benim en büyük arzumuz kizımızın iyi bir okur olması. O da kitapları sevsin, kıymetini bilsin. Şimdiden kitaplar aldık bile. Henüz anlamasa da, sayfalarınını çevirmeye çalışıyor bir yandan da kenarlarını yiyor. Zaten en iyi diş kaşıyıcımız kitaplarının kenarları. Yani kızım gerçek bir kitap kurdu :)

Pazartesi, Ocak 16, 2006

Tatil sonrası


Sonunda tatil bitti. Her tatil gibi kısa geldi. Doyamadık. Bu bayram Neva 'nın ikinci bayramı oldu. Geçen bayram daha küçük olduğu için pek bir yere gidememiştik. Ama bu sefer acısını çıkardık. Hergün bir yere, bayram ziyaretine gittik. Neva ilk önce kalabalıkta ağlarken sonra ki günler gülücükler saçarak elden ele dolaşıyordu :) Tüm numaralarımızı yaptık. Tükürükler saçtık, güldük, arada içine kedi kaçmış gibi hırladık. Bu da yeni çıktı :) Kızım sanki kedi yutmuş. Kendi kendine hırıltılar çıkarıp bizimle konuşuyor. Bunu gören hekes çok güldü. E o da bunca ilgiye karşılıksız kalmayıp daha da çok ses çıkardı.
Bayramlar, dahası böyle kısa tatiller uzun zamandır görmediğimiz yakınlarımızı görme fırsatı da çıkarıyor. Elimizden geldiği kadar büyükleri ziyaret ettik.Geç uyuduk erken kalktık. Çünkü Neva tüm gün uyumadan gezince erkenden uyudu. Biz de gazete okuduk, tv seyrettik, yorgunluktan bitap düşüp koltukta sızdık. Erken kalkınca keyifle çizgi film seyrettim. Üstelik hergün dizi şeklinde verdiler. Kaldığı yerden devam etti. Biz uykuyu tam alamamış, Neva enerjik bir şekilde güne başladık. Gün içinde kızım, sanki birşey kaçırırım korkusuyla hiçbir yerde uyumadı. Ne de olsa gezmeye çıkmış hiç uyunur mu! Kısacası tüm uyku düzenimiz bozuldu. Bu hafta anneanne ve babaannesinin işi var doğrusu.
Pazartesi günü uzun zamandır yapmak istediğim çarşı pazar dolaşmamı yaptım. Neva ile nekadar gezebilsekte havanın soğuk olması, benim bir sürü yere uğramak istememden dolayı onu evde bırakıp Kızılay'a gittim. Belki aylar oldu. Park yeri sorunundan herzaman gidemiyorum Kızılay 'a. Şöyle biraz, ne olduğunu şaşırmış bir şekilde dolaştım. Çıkmışken birşeyler almadan olmaz deyip bir iki şey alıp eve döndüm. Sonra ki günler kızımızla dolu dolu geçti.Bir sürü fotoğraf çektim. Her gittiğimiz yerde oraya gelenlerle pozlar verdi kızım :)
Bu arada boş durmadım fişlerimi yazdım. Tabi her seferinde geçmişe dönüp ' aa bak hatırladın mı şuraya gitmiştik, Bu da nerden çıktı, nezaman aldık bunu ' diyerek geçen yılda bir anılar gezintisine çıktım. Benim hafızam genellikle şöyle çalışır . Fonda bir müzik sesi işitince ben hemen hatırlarım: yıl şu, aaa şuradaydık, şunları yapmıştık:) Fişlerde de aynı şey oldu :)
Tabi her güzel şey gibi tatilde bitti. Ama olsun çalışmakta güzel. Yoksa tatilin ne anlamı kalırdı :) Yeni bir hafta başladı. İşler yoğunlaşacak. Olsun havada soğuyacakmış. Sibirya soğugu geliyormuş. Gelsin. Soğuk havalarda içerde sıcacık, elimizde bir fincan çay, radyomuz açık ,güzel müzik eşliğinde çalışmak gibisi yok, değil mi?



Salı, Ocak 03, 2006

Sabahları...

Sabahları güne Neva 'nın bizi uyandıran sesiyle kalkıyoruz. Akşam erken uyumuşsa sabahta erken kalkıyor. Biz tabi ki kalkmakta zorlanıyoruz. Önce sesi duymamazlığa getirip biraz daha uyumalıyız derken bir süre sonra kendi kendine oynayıp ' e hadi kalkın ' dercesine sesini yükseltip elleriyle örtüyü çekiştirmeye başlayınca dayanamıyorum. Görünce bir sevinç çığlığı atıyor. Hemen yatağından alıp bizimkine yatırıyorum. Bir süre beraber oynayıp koklaşıyoruz. Şu aralar artık kendi kendine oturabildiği için yatakta oturtup eline oyuncak veriyoruz.
Herhalde çocuk olmanın güzel taraflarından biri de uyanır uyanmaz anne babanın yatağına gözler ovalanarak gitmektir. Sıcacık yatakta hep beraber sarmaş dolaş bir süre daha yatılır. Sonra diğer kardeş de uyanır o da gelir. İşte belki de aile olmanın sıcaklığı o kısacık anda bir kez daha hissedilir.
E tabi anne baba olmanın tadını da bir kez daha, o miniği kollarına alıp mis gibi koklayınca insan bir kez daha hissediyor. Yatakta hep beraber sarmaş dolaş geçirilen o kısacık anlar gerçekten de en huzurlu, en mutlu olunan anlardır.

Cumartesi, Aralık 24, 2005

Ve işte süpriz.....

Dün akşam hem Neva'nın amcasının doğumgünüydü hem de Neva'nın 8.ayı doldu.
Gece Neva ateşlendi. 38,5 derece ateş. Çok telaşlandık çünkü daha önce böyle birşey hiç olmadı. Acaba üşüttük mü diye düşündük. Ama neredeyse evde küçük bir robot gibi geziyor. Tamam hava çok soğuk ancak üşüttüğümüzü sanmıyorum. Gece 3' e kadar ateş devam etti. İlk defa ateş düşürücü ilaç verdik. Biraz rahatlattı. Derken hepimiz öyle bir yorulmuşuz ki daha fazla dayanamayıp uyuyakalmışız. Sabah ateş biraz daha düşmüştü. Bir yandan da aklıma diş çıkarabileceği geliyordu. Elimle kontrol ettim veee evet iki küçük tırtık :)) Kızımın ilk dişi çıktı !!! Bütün gün biraz ateş biraz mızmızlık idare ettik. Yakında diş buğdayı var yani...