Cuma, Mart 28, 2008

Gözlük


Gözlüğümüz kırık olabilir ya da henüz askılı elbise giyinilecek sıcak havalarda gelmemiş olabilir ama tüm bunlar bizim yazın sıcak havalarını evde yaşamamıza engel değil ki!
Sabah kalktığında ilk iş hemen şapkalarının olduğu çekmeceyi açar.
Artık o anki haline göre ( tabi ki havaya göre değil) yün bir şapkada takabilir yazlık çiçekli şapkasını da takabilir. Atkılarından birini dolanıp eldivenlerini de giyebilir. Kafasında yazlık şapka olması buna hiç engel değildir!
Sonra dolap açılır, acaba ne giysem anne!
Gözler yazlık elbiselerdedir hep. Bir askılı seçilir.
Zor ikna ederim, neyse ki çıplak giymekten vazgeçer, renkli bir elbise seçilir.
Duruma göre maalesef kırılmış olan gözlükte takılır.
Eğer kışlık şapka seçmişse o zaman da kalın bir mont bulur.
Ama tüm bunlar yapılırken ayaklar hep çıplaktır!
Zorla giyilen çorap bir süre sonra '' sıkıldım '' diye çıkarılır.
Ama ne hikmetse o atkı ve kulaklık takılıdır!
Günün ruh haline göre seçilen kombinasyon giyilir.
Koltuğa geçilir.
'' Elma kurdu '' nu izlemeye artık hazırız.
Hava güneşli olmuş ya da yağmurlu ya da soğuk!
Kimin umrunda.
Biz baharı ve kışı evimizde yaşarız.
Böylece sabahın ilk saatleri geçer bizim evde.

Çarşamba, Mart 26, 2008

Kumkurdu


'' Ben Kumkurdu' yum dedi. İyi günler, iyi günler!
Eşim benzerim yoktur benim, güzelliğimle de kimse yarışamaz, ne dersin?
Zackarina ne diyeceğini bilemedi. Daha önce hiç Kumkurdu görmemişti.''

''Ben daha çok güneş ve ayışığı yerim. Ayışığı süper akıllı yapar. Ben her şeyi bilirim.
Bu dünyadaki herşeyi mi? dedi Zackarina.
Bütün dünyalardaki herşeyi, bütün soruların cevapları dedi Kumkurdu ''

İnsanın hayal kurmasından daha güzel ne olabilir ki! Hayal dünyası zengin olan insanlar hem daha eğlencelidirler, hem de daha mutlu.
Yani en azından ben öyle düşünüyorum. Büyüdükçe hayatın koşturmasında yeni roller edindikçe bu yeteneğimizi de kaybediyoruz. Oysaki her çocuk doğuştan hayalperestir bana kalırsa. Kimisi yetişkin olduğunda da bu özelliğini kaybetmez aksine daha da geliştirir.
Hayaller kurmak, olsa da olmasa da biz düşündükçe onların var olduğunu hayal etmek çok güzel! Ve büyük bir lüks. Yetişkin olupta hala hayalleri olan, kendisiyle başbaşa kaldığı zamanlarda hayallere dalan bir insan ne mutludur!
Bu yetişkinlerden biri de İsveç' li yazar Asa Lind. Öyle bir kitap yazmış ki aslında çocuk kitabı olsa da ilk okumada sizi saran çok keyifli bir kitap. Hayal dünyasının zenginliğine, çocukların bakış açısına bir kez daha hayran kalıyorsunuz.
Seri üç kitaptan oluşmakta. Kitapçıda görünce hemen aldım.
İlk iş okumaya başladım. Herzaman ilk önce ben okurum Neva ' nın kitaplarını.
Ona Kumkurdu ve Zackarina' yı anlattım. Çok sevdi.
Hatta bir pazar günü ben Kumkurdu oldum o da Zackarina öyle konuşup durduk ve çok eğlendik.
Zackarina' nın her sorusuna Kumkurdu' nun bir cevabı var, ona hep yol gösteriyor.
Üstelik sadece güneş ve ayışığıyla beslenen harika bir dost!
Okuyunca eminim sizde seveceksiniz.
Kim sevmez ki Kumkurdu' nu ve onun dostluğunu!

Salı, Mart 25, 2008

Mutlu Posta Günü


Ben eve doğru koştururken onlar torunlarını okuldan almak için yine yola çıkmışlardı.
Köşede karşılaştık. Ben yolun karşısından onlara selam verdim onlarda bana.
Kadın ameliyat sonrası doktorunun tavsiyesi üzerine tam da bu saatlerde ben öğlen eve koştururken çıkardı yürüyüşe. Yanına hayat arkadaşı ki bu lafı çok hak eden bir eşti, kolkola yürüyorlardı. Çok çalışkanlardı, saygılıydılar, yüzlerinde hep bir gülümseme olurdu. 25 yıldır apartmanımızda çalışıyorlardı.
Hava öyle güzeldi ki, erken gelen baharın habercisi güneş gözlerimi kamaştırmıştı.
Koşarak merdivenlerden inip kapıya vardım. Postacı bir sürü mektup bırakmıştı kutuların altındaki rafa.
Bir sürü bankanın yolladıkları, hani içinden okunmadan çöpe giden kağıtlarla dolu olan faturalar, sonra telefon, elektrik faturaları.
En altta zarfının içinden çıkmış pembe bir kağıt.
Merakla açtım.
'' Merve' m ''
diye başlıyor.
Sanki bana yazılmış gibi içimde bir heyecan.
'' Sen benim en iyi arkadaşımsın, ama sen benim kötü arkadaş olduğumu düşünüyorsan öyle olsun, ama ben seni çok çok çoook seviyorum''
Altta bir kalp,
içinde harfler,
'' bu kalp hiç solmasın,
ben seni çoook seviyorum ''
Bir an durdum.
Önce bir aşk mektubu diye düşünürken okumaya devam edince iki iyi kız arkadaşın küsme sebebiyle diğerine yolladığı mektup olduğunu anladım.
Öyle hoşuma gitti ki!
Sadece arkadaşını çok sevdiği ve kaybetmek istemediği için bir kız arkadaşın diğeri için yazdığı bir özür mektubu.
Ve ne kadar değerli, özel.
O küçücük kalpten geçenler nasıl da kağıda yazılmış eğri büğrü.
Düşündüm en son nezaman mektup yazdım ya da mektup aldım,
faturalar dışında.
Posta kutuları artık sadece faturalar, yeni açılan kebapçılar, kuaförler, eve en hızlı servis yaptığını söyleyen pizzacıların broşürleriyle dolu.
Mektubu katladım, pembe zarfına dikkatlice koydum.
Diğer postaların en üstüne görünür bir şekilde yerleştirdim.
Yüzümde bir gülümsemeyle asansöre bindim.
Öğle tatilim bitip evden çıktığımda giderken zarfın olduğu rafa baktım.
Yoktu:)
Merve dedesi ve anneannesiyle okul dönüşü görmüştü mektubu ve almıştı:)

Perşembe, Şubat 07, 2008

En sevdiği!


En Sevdiği renk: Pembe
Winnie The Pooh' da en sevdiği karekter : Piglet :)Hem pembe hem de küçük olduğu için :)
Elmo ' da en sevdiği karekter: Bay Saftirik :)) Gece yatarken kaç kere anlatıyorum yaptıklarını bilseniz:)
En sevdiği kıyafeti : Etek, özellikle dans edecekse
En sevdiği yemek: Şu aralar sürekli tok olsa da genelde pilav ve makarna !
En sevdiği şarkı: Sürekli değişse de bugünlerde '' olmazzz olmazzz sevgilim '' ve Nazan Öncel şarkıları
En sevdiği çizgifilm: Aslında ben daha çok seviyorum :) Dora
En sevmediği ve hep ağladığı : Ayak tırnaklarının kesilmesi
En sevdiği saç modeli : Eskiden sürekli toplardık şimdi saçaklı olmayı seviyor. Saçlara hiç toka takılmayacak en fazla '' peri '' tacı takılacak.
Sabah ilk iş : '' günaydınnnn'' der yataktan fırlar. O an ki duruma göre kafasına yazlık şapkayı takıp tüm güm gezebilir ya da dışarı çıkarken taktığı kulaklıklarını takar. Bu arada henüz çorap bile giymemiştir. Ama olsun sabah nasıl başlarsa öyle gider değil mi! Yazlık elbiselerini bulursa hemen kıyafetlerinin üzerine giyer gezer.
En sevmediği: Çorap giymek
Dışarı çıkarken : Hemen hazırlanır, şapkasını takar bekler. Yanıma gelip hani'' yujj '' sürecektik çüçük ama der, sonrada dudaklar 333 olarak gezer atkı takmaz ki '' yuju '' bozulmasın.
En sevdiği oyun : Çadır yapmak, bayılır. Evde Kübra ablasının aldığı kocaman bir çadırımız var. Yatarken de mutlaka yorganla çadır yaparız, olmadı bir örtüyü kafamıza geçirir sözde küçük çadır yaparız :)
Boyama yapmak, en sevdiklerinden. Her türlü boyama, tırnaklarının boyanmasından, koltuklara ''şakadan'' yapılan boyamalara, her türlü kağıda yapılan denemelere kadar.
Şarkı söylemek evet artık şarkı söylüyoruz ; oyun oynarken, banyo yaparken, kendi kendine büyük adam gibi yani,
Dans etmek ille de babasıyla olacak ama.
Sırta çıkıp atçılık oynamak, kimi bulursa artık:)
Parmakları konuşturmak, buna bayılıyor işte.
Oyuncaklarının yerine geçip sesini değiştirerek onları konuşturuyor. Kitap okurken de öyle yapılmasını seviyor.
En bayıldığı : Bana bebekliğimi anlatın :) Çok büyük ya hep geçmişi merak ediyor. Biz de sen şöyle yapardın yok şöyle yerdin diye ballandırarak anlatıyoruz, o da hayranlıkla dinliyor.
Son günler de: Fotograf çekilirken suratını şekilden şekile sokuyor bana poz veriyor.
En şaşırdığım lafları : Anne telaşlanmana gerek yok, sakin ol !!!!
Miniğimiz günden güne büyüyor ne mutlu ki biz de bunları paylaşabiliyoruz.

Salı, Ocak 29, 2008

Merak etme!




İki gecedir uyuyamıyoruz.
Sebep gece vardiyasında çalışan, bir an önce inşaatları bitirmek için uğraşan işçiler.
Gece saat 11 olduğu zaman başlıyorlar ve sabah 7 olana kadar bir yandan kepçeyle kocaman taşları üst üste yığıyorlar, bir yandan da gelen kamyonlara bunları yüklüyorlar. Tüm bunlar neden gece yapılıyor ya da neden kimse ses çıkarmıyor anlamadım. Sonuç uykusuz geçen iki gece.
Her seste Neva beni çağırıyor tabii, ben kalkıp yanına gidiyorum.
İlk geceyi geçirdik, ikinci gece sesler yine gelmeye başlayınca ben söylenmeye başladım.
Neva yanıma gelip:
- Anne merak etme, korkmana geeek yok, onlar taş topluyo ev yapacaklar dedi!
Öylece kaldım, ne desem boş artık, o da gözlerini kısıp sarıldı bana kıkırdamaya başladı. Sanki tüm gece beni yanına çağıran O değildi:))
Bu çocuklar herşeyin farkında ve ne çabuk büyüyorlar!

Çarşamba, Ocak 23, 2008

Bebek kokusu


Neva sanki hep bizimle beraberdi. Yani o yokken henüz ailemize katılmadan önce biz ne yapardık ki ! Annelik biraz da telaş, paranoya ve hep merak demek aslında. O yanımda olmadığında sürekli bir merak hali var ben de. Ayrı gittiğimiz her yer, geçirilen her dakika aklımın bir köşesinde hep O var.
Günlüğümüze yazmayalı çok zaman oldu. Aslında yaşanan öyle çok şey, kayıtlara geçmesi gereken öyle güzel anılar oldu ki!
İlk ve bizim için en büyük tecrübeyi yılbaşından önce yaptığım iş gezisi ile yaşadık. Neva ' dan şu ana kadar hiç ayrılmamış, gündüz birlikte olamasakta gece mutlaka bir arada olduğumuz bir 2,5 yıl geçirmiştik. Arkadaşlarımdan da çok duyuyorum, çocuklarını bırakıp kendilerine vakit yaratıyorlar, ya da başbaşa kısa tatillere çıkıyorlar.
Biz bunu hiç yapmadık. Sanırım istemedikte. Birlikte olduğumuz kısa haftasonlarını doyasıya yaşamayı tercih ettik. Biz Neva ile birlikte çok eğleniyoruz çünkü, o bizim küçük arkadaşımız neredeyse.
İş gezisi benim için mecburi olunca 3 günlük bir ayrılık yaşamak zorunda kaldık !
Benim asıl korkutuğum gece kalkarda beni ararsa oldu. Korktuğum nisbeten başıma gelse de, zaman hiç geçmeyecek gibi olsa da o günleri atlattık ve unutamayacağım bir karşılaşma yaşadık. Beni görünce ne yapacağını şaşırdı boynuma atladı, ''ben seni çok özledim anne'' dedi, '' sen nerdeydin ben seni çok merak ettim '' dedi, bir garip oldu, sonra arkasını döndü ve sek sek oynarak, lay lay lay diye bir şarkı tutturdu, beraber yaptığımız dansı yaptı:) Sarılıp sarılıp öptü. '' Anne mizzz gibi kokuyorsun '' dedi. Bense ne yapacağımı şaşırdım, kucağımdan indirmedim. Bol bol öptüm kokladım. O an farkettim ki asıl meleğim '' misss'' gibi kokuyor. O nasıl güzel bir bebek kokusu. Alışmışım ya kokusuna ayrı kalınca burnumda tüten, özlemime özlem katan o bebek kokusuymuş.
O gece ve daha sonraki gece de beraber sarılarak yattık. Sonra durup durup ben de işe gelicem diye tutturdu. Oysa ki iş yerimi hiç sevmiyor, kapısından bile içeri girmez!
Şimdi onu her gördüğümde, işten her dönüşümde sarıldığımız her an şükrediyorum. Annesine sarılamayan, çocuğunu göremiyen, çocuğu ona gösterilmiyen her anne, her çocuk için de dua ediyorum...

Cuma, Aralık 07, 2007

Haftasonu ne yapalım?


Henüz ağaçlar yapraksız kalmadan,
rüzgarla savrulan sarı, yeşil yaprakları toplasak,
kapımızın önüne yığılan, çöpçülerin topladığı,
köşe başlarına yığılan, yağmurla ıslanan
o güzel renkleri iş dönüşü çantamıza atsak,
evde bizi bekleyen miniklerimize sürpriz yapsak,
sabah kahvaltı sonrası boyaları çıkarsak,
hep beraber yaprak boyasak güzel olmaz mı?

Salı, Aralık 04, 2007

Sevmek


Gece birden uyanıyor,
- Anne
-Efendim diyerek kalkıyorum yattığım yerden.
Suratında bir tebessüm.
-Anne ben seni çok seviy. ( artık öğrendi ama se-vi-yo-rum demeyi)
O anda içim ısındı. Sarıldım sıkıca.
-Ben de seni çok seviyorum canımın içi.
Gecenin bir vakti hiç sebepsiz bir anda söyledi sevdiğini ve tekrar başını yastığa koydu.
Bense küçük ayakları ellerimde, yorganı çektim üzerimize öylece kalakaldım yüzümde bir tebessümle.
Kokladım onu. Sonra da şükrettim çok.
Bir anda hiç sebepsiz, sevdiğini söylemek insanı bu kadar mı mutlu edermiş!

Cuma, Kasım 30, 2007

Kışla birlikte


Ankara' ya kış geldi diyebiliriz artık. Henüz kar yağmadı, ağaçlar beyazla kaplanmadı.
Ancak o dondurucu soğuk çoktan çıkarttı dolaplardaki atkıları, eldivenleri.
Sabah bir bakıyorum yerdeki su birikintileri donmuş, ağzımdan buhar çıka çıka yürüyorum yolda.
Eldiven, atkı, şapka her an yanımda.
Böyle korunsakta işte kışla birlikte hastalıklarda gelip kapımızı çalıyor maalesef.
Geçen haftasonundan başlayarak neredeyse beş gün Neva çok ateşliydi. Geceleri ateş içinde yanarken
ferah bir yer aradı yatakta, yastıklar değiştirildi, ıslak mendiller başa konuldu, ilaçlar baş ucumuzdaydı.
Geceleri uzakta yanan ışıklar seyrettik, evin içinde gezdik. Köpeklerin sesini dinledik.
Sabaha karşı daldık uykuya. Neva tüm gün kolumda halsiz, birşey yemeden öylece yattı. Doktora gitmeler, kan almalar... Nasıl olduysa üşütmüş işte. Üstelik bu ara dışarı da çıkmamıştı. Sonuçta bizim için oldukça yorucu günlerdi. Ama hepsi geçti çok şükür ki. Onun gülen yüzünü görmek herşeye değer.
Kollarımda ateş içinde yanarken bir an önce eski neşesine kavuşsun diye dualar ettim. Sonra hastanedeki daha nice hastalıkla uğraşan, onların başında bekleyen anneleri düşündüm. Halimize şükrettim. Ne zor insanın yavrusu ona muhtaçsa fakat elinden de birşey gelmiyorsa.
Evimiz bolca ıhlamur koktu. Neva ' nın tek içtiği ( dahası yemek de yemedi ) şey ballı ıhlamur oldu.
Kendime kızdım o kadar bitki karışımları olur soğuk algınlığı için hep okumuşum, bir yere yazmamışım diye. Oysa ben çok severim bitki karışımlarından çay yapıp içmeyi.
Hatırlamaya çalıştım. ANKAN ' da anneler hep yazar, liste uzar giderdi. Lazım olunca hiçbiri aklıma gelmedi. Sardunya imdadıma yetişti sağolsun, mailleri buldu.
Bizim formülümüz bal+zencefil+ılık su+limon suyu oldu. Kesinlikle çok iyi geldi. İçtikten sonra Neva çok kısa sürede canlandı, ateşi düştü. Arkasından da ben, artık uykusuzluğa ve yorgunluğa dayanamayıp yataklık oldum. Yine aynı formül iki günde ayağa kaldırdı beni de. Bundan sonra mutlaka defterime yazacağım, yoksa aklımdan çıkıp gidiyor. Sizlerin formülleri var mı soğuk günler için, paylaşır mısınız?

Pazartesi, Kasım 19, 2007

Minik

Sabah kucağımda, oturuyoruz.
-Anne sen işe gitme.
-Ama olurmu bak hem sana el sallayacağım, pencereden bak tamam mı
-Hayır sen işe gitme, ben seni çok özlüyorum
-Ben de özlüyorum, ama hem artık sen büyüdün
-Hayır ben büyümedim, küçüküm.
Sarılıp öptüm sıkıca. Haklısın canım sen daha çok ama çok küçüksün, zaten sen hep benim
küçüğüm olarak kalacaksın dedim kulağına sessizce.

Çarşamba, Kasım 14, 2007

Yeni ev


İnsan ipin ucunu bırakınca bir daha toparlıyamıyor. Şöyle bir baktım da neredeyse 2 ay olmuş buraya yazı yazmayalı. Ama hergün gelip tıpkı yeni bir ziyaretçi gibi sessizce yokladım sayfamı. Sizler de beni yalnız bırakmadınız, çok teşekkürler!
Yazmayınca bir süre sonra da yazamaz oluyor insan. Oysa yaşanan pekçok şey, biriken yeni anılar oldu bu sürede. Genelde bloglarda da var bu durum. Herkes daha az yazar ve ses verir oldu sanki.
Benim sessizliğim biraz tembellik biraz da taşınma durumundan oldu.
Artık yeni evimizdeyiz.
Herşey bir anda sanki sihirli değnek dokunmuşcasına gelişti.
Bir anda ev alındı, bir baktık ki biz tadilat için yeni seramikler, dolaplar seçiyoruz.
Her haftasonumuz bir koşturmayla geçti.
Neredeyse mevsimler bile değişti bu kısa sürede. Güneşin yakıcı etkisi yerini soğuk ve beklenen yağmura bıraktı.
Şimdi çokta yabancısı olmadığımız yeni bir apartmanda, farklı bir yerden bakıyoruz dünyaya. Oturduğumuz koltuk aynı, fakat pencereden görülenler farklı.
Tadilat işleri boyunca bir anneannede bir babaannede kaldık. Elde çantalar, farklı yataklar, farklı pencereler gördük.
Herşey gibi bu durumda değişti, artık eski eşyalarımızla yeni bir evde yaşama devam ediyoruz.
İçeri girince yeni boyanmış duvarlarla karşılaşıyoruz. Herşey bir başka görünüyor gözümüze.
En zor kısmı da Neva ' nın alışma süreci. Evinden başka yerde pek uyumayan, sıkılınca hemen eve gidelim diye tutturan Neva yine başladı '' anne artık evimize gidelim''. Ben artık evimiz burası dedikçe o kabüllenmedi. Bu durum tam olarak geçmiş sayılmaz aslında.
Bir orada bir burada kaldığımız zamanların birinde '' anne bizim evimiz yeresi '' diye sorunca içim sızladı.
O bile küçücük haliyle alışkanlıkları devam etsin, hep aynı odada oynasın istiyor. Neyse ki yeni evimiz de ona çok daha güzel bir oda hazırladık. Hem artık büyüdü ya yatağını da büyüttük, bebek yatağından kurtulduk. Şimdilerde etrafı keşfetmekle ve tüm çekmeceleri karıştırmakla meşgul:)
Neva bu arada büyüdü, hatta kendisi bile işine gelen konularda '' ben artık büyüdüm '' deyip çıkıyor işin içinden. En büyük sorunumuz ise yemek tabii ki! İşine geldiği gibi yemek tek tercihi!
Geçen zamanla beraber daha bir yakın arkadaş olduk birbirimizle.
Akşamları kapı da bekliyor beni, sarılıp öpüyoruz birbirimizi. Arada işe gitme diye tuttursa da atlatıyoruz bu durumu da...
Bir evi yuva yapan şeyin ocakta kaynayan çay, içilen sıcacık bir çorba ve kapıyı açan güler yüzler olduğunu bir kez daha anladım. Gezgin günlerimizden sonra artık kendi ocağımızda da dumanı tüten sıcak bir yemek yemenin, buharlanmış mutfak camından dışarıyı seyretmenin hazzını yaşıyorum şu günlerde.

Çarşamba, Eylül 19, 2007

Bir fikrim var!


-Anneciiimmm bi fikrim var!
-Hadi tatlım artık uyuyalım, bak çok geç oldu
-Annecimm bi fikrim varr!
-Söyle bakalım
-Hadiiii yatakta zıp zıp ( yatakta zıplayalım)
Çok geçmeden
-Anneciimmm ben bişey unuttum
der ve içeri koşar bana da sen bekle der.
Ben yatakta bir süre beklerim artık seslenince koşarak gelir, yatağa tırmanır. Bu arada çoğu kez elimde onun pijamaları yatakta bekler olurum. O ise giymemek için bin dereden su getirir sürekli '' fikir '' üretir.
Ben üşeteceksin hadi gel dedikçe o çıplak ayakla sadece atletle koşarak içeri kaçar bi yandan da kıkırdar.
İçeride bişey düşürürüm ses gelir. Hemen koşarak yanıma gelip
-Anneciiim sen yanlış yaptın der ben kalakalırım.
Sabahları telaşla hazırlanırken üzerimi giymiş tam makyaj yaparken yanımda bitiverir. Küçük boyuyla yetişemeyeceğini anlayınca bacaklarıma yapışır.
-Anneciim bana ruj ver.
Ardından ben daha bişey söylemeden eğilip kulağıma sessizce
-Çocuklar ruj sürmez. Babacıım öyle dedi. Hadi!
Ben ne hadisi diye düşünürken o lafı yapıştırır.
-Ben büyüdüm kocaman oldum.
Hadi bir kerelik sürelim diye uzattığım ruju kaptığı gibi içeri koşar. Döndüğündeyse dudaklarının üzeri boyanmıştır:)) Evet kızım dudaklarının üzerini boyar:))
Ben yemek yemesi için gönlünü etmeye çalışıp fırsat kollarken o oturduğu yerden kalkmadan '' ben tokum '' der işin içinden çıkar.
Son günlerde Neva ' yla vaktimiz böyle geçiyor. Yemek yemesi için bin numara yapıyoruz. Canı isteyince yiyiyor ama biz biraz sabırsız davranıyoruz. Eski yeme düzeni kalmadı, tabii uyku düzeni de.
Artık kendine göre sevdikleri ve sevmedikleri var. Bir şeyi isterse hemen '' beğendim '' diyor.
İsteklerini dile getiriyor.
Aslında kızım büyüyor. Çoğu kez kızmış gibi yaparak, gülmemek için dudağımızı ısırıken yakalıyoruz BaBa_HaKaN' la birbirimizi. Öyle komik şeyler yapıyor, kendini ifade etmeye çalışıyor ki. Kızdığımız bir şey içinse izin almaya çalışıp
-Annecim kibar kız oldum. Yapabilir miyimmmm?
diye gönlümüzü yapmaya çalışıyor.
Daha şimdiden o da anlamış bizi nasıl yola getirir, ne yaparsa izin veririz hepsinin farkında.
Son günlerde Anne-Baba kelimesini bir de Anneciiiimm-Babacııımm diye söylemeye başladı ki içimiz eriyor resmen:)
Tam da 2 yaş sendromu denen dönemdeyiz. Herşey benim istediğim gibi olsun, kendim yaparım ve mümkünse bolca
'' hayır ''. Bazen ne yapacağımı şaşırsam da bu dönemin en güzel tarafı artık Neva herbirimizle ayrı ayrı şeyler paylaşmaya başladı. Büyüyor hem de hızla, ne mutlu ki beraber paylaşabiliyoruz bunları!

Pazartesi, Eylül 03, 2007

Tatil bitti!


Tatil bitti...
Ancak bizim tatilimiz bu yıl deniz-kum-güneş üçlemesinden oluşmadı.
Zaten tatil demek aslında dinlenmek kendine ve ailene vakit ayırmak demek değil mi!
İşte biz de bu yıl aynen öyle yapıp denize gitmedik.
Çok da iyi yaptık:) Evde harika zaman geçirdik.
Sabah kahvaltıya yetişme telaşı olmadan, açık büfede uzun yemek kuyrukları beklemeden,
güneşin altında saatlerce öylece uzanmadan, Neva ' ya yemek yedirme telaşı yaşamadan
çok ama çok güzel, dinlendirici bir tatil oldu bizim için.
Neva bu arada inanılmaz hızla büyüyor. Her sabah yeni bir cümle, yeni bir kelime söylüyor ve biz şaşkınlıkla bakakalıyoruz. Artık çok tatlı, hani çocukların kelimeleri kendine göre söylediği bir dilde konuşup duruyor. Bu bizi çok keyiflendiriyor.
Tatil dahası bir arada olmamız hepimize çok yaradı.
Tam da son yazımda istediğim gibi bir yavaşlığa girdik.
Hiç acelemiz yoktu nasılsa:)
Sabahları sarmaş dolaş uyuduk, Neva çoğu zaman bizden önce kalkıp '' Winnie the Pooh '' izlemeye başlıyordu. Uzun sabah kahvaltıları yaptık. Gönlümüzce uyuduk. Hiçbir şey için telaşlanmadım:)
Günümüz genelde uzun kahvaltılar, gazete keyfi, yemek yapmak, uyku, akşam saatlerinde dışarı çıkma, gece sinema keyfi ve bol bol dondurma yiyerek geçti.
Arkadaşlarımızla buluştuk. Dışarıda kahvaltıya gittik. Hamakta sallandık tıpkı şarkıdaki gibi:)
Sıcak öğleden sonraları Neva uyurken kitap okuma keyfi yaptım, çok eğlenceli bir kitap okudum tanıtımı sonra:)
Bugün ne pişirsem diyerek değişik yemekler, aslında çocuk yemekleri kitabımdan tarifler denedim. Ama o kadar çabuk tükettik ki fotograf çekmeyi aklıma getirmedim bile. Mutlaka bir başka sefer yapıp çocuk menüleri hakkında yazmak istiyorum.
Neva bir ara tam anlamıyla '' hayır '' cı olmuştu. Herşeye '' hayır '' diyordu. Neyse ki bu durumu atlattık sayılır.
Şimdi sadece '' ben tokum '' ya da '' ben sevmem '' deyip işin içinden çıkıyor. Bu aralar tek aşkı '' Winnie '' ayısı:) Her yere beraber gidiyoruz:)
Günler tam da hayal ettiğim gibi rahat ve en önemlisi de telaşsız geçti. Asıl yapmak istediğim şeyler vardı el işlerine dair ancak onlara vakit kalmadı. Uzun zamandır sinemaya gitmeyişimiz, aldığımız onca dvd derken hadi sinema geceleri yapalım dedik. Çok güzel, geçen vizyonda olan filmlerden izledik.
Carte D' or ' un bitter çikolatalı dondurmasına bayıldık.
Mutfakta radyomu açıp bulaşık yıkadım, salata yaptım.
Balkon yıkayıp, yeni yıkanmış çamaşırları Neva ' yla astık.
Bol bol ütü yaptım ama ütü yapmak hiç bu kadar kolay gelmemişti bana:)
Müzik eşliğinde bol bol dans ettik. Neva ille de etek giyiyor ve eteklerini sallayarak dans ediyor:)
En önemlisi beraber geçen güzel zamanlar...
Tatilimizin son günlerini Eskişehir ' de arkadaşlarımızla geçirdik. 4 aile, 2 çift ikiz, toplam 6 çocuk harika vakit geçirdik. Artık abi ve abla olanlar hemen ayrı bir grup oluşturdu.Neva gibi ufak olanlar daha çok yalnız oynamayı seçti:) Anneler bir araya gelince konu hep çocuklar ve yemek oldu:) Anladık ki en önemli ortak konumuz yemek:) Laf her seferinde dönüp dolaşıp ya yeni açılan bir lokantaya ya da daha önce gidilen bir yerde yenilen lezzetlere geldi:) Bir arada olmaktan çok keyif aldık. Artık Neva ' ya arkadaşlarını sorunca hemen Damla-Çağla, Barış, Ayça-Murat diyor :)
Ve ağustos ayını da böylece geride bıraktık.
Doğrusu ben çok memnunum.
Yaşadığımız su sıkıntıları, havaların sıcaklığı derken neyse ki en sevdiğim ay olan '' Eylül '' e kavuştuk sonunda.
Eylül demek başlangıçlar demek.
Okullar açılacak ki her zaman bana çok heyecan verir.
Yazın artık bittiğini düşünmek, sonbaharın gelmesi, havaların serinlemesi, sıcak kahveler içmek,
sararan yapraklar hepsi beni çok mutlu ediyor.
Artık hazırım '' eylül '' e ve tatil sonrası işe başlamaya.
Neyse ki:
Tüm çekmeceler elden geçti,
Erzak dolabı temizlendi,
Kışlık kurubaklagiller kavanozlara konuldu, etiketlendi,
Tarihi geçmiş pekçok şey atıldı,
Küçülen kıyafetler elden geçti,
Mutfak dolapları temizlendi,
Yeni tava ve tencereler alındı,
Banyo takımı yenilendi,
Daha ne olsun değil mi hem evimiz hem de ben artık sonbahara hazırız, hadi bekliyorum gel!

Pazartesi, Temmuz 23, 2007

Yavaşlık


Havalar sıcak hem de çok sıcak! Bu sıcak havalar beni hasta ediyor, sürekli başım ağrıyor, yavaşlıyorum.
İstiyorum ki herşey de benimle beraber ağır çekime geçsin.
Günler daha yavaş aksın.
Kahvaltı sofralarında daha uzun süre oturulsun.
Okuduğum kitap bitmesin.
Erken kalkıp geç yatayım.
Sonra buz gibi limonata içerken, ayaklarım da yeni yıkanmış balkonda ki suların içinde olsun.
Tatill günleri biran önce gelsin.
Kızartma kokuları evden bahçeye taşsın,
Hep yapmak istediğim el işlerine vakit ayırabileyim.
Bu arada ufak tefek malzemelerimi almaya, biriktirmeye başladım.
Kafamda ki fikirleri gerçekleştirebileceğim.
Tatilde tek yapmak istediğim evde olmak.
Neva ' ya daha uzun sarılıp tatlı öğle uykularına dalmak,
akşam üzeri taze demlenmiş çayın yanında yeni pişmiş kurabiyeler yemek,
ayağımı altıma alıp koltukta otururken bir yandan dikiş yapmak,
okuduğum kitabı uykum gelince ters çevirip koltuğun yanına koymak,
gecenin hafif esen rüzgarında güzel filmler izlemek,
tüm çekmeceleri döküp, takılarımı düzenlemek,
ortalığa kendime göre çeki düzen vermek,
birden kağıtlarımın arasından çıkan yemek tarifini halıya oturup okumak,
yavaş yavaş ayaklarıma kırmızı oje sürmek,
sonra acele etmeden onların kurumasını beklemek,
Neva ile kitap okumak,
bir masalı en az beş kere '' bidaha '' anlatmak,
akşam üzeri gidilecek olan park saatini heyecanla beklemek,
fırında pişen hep bişeyler varken,
yeni tarifler aramak,
boyamalar yapmak,
yeni çizimlerle karakterler yaratmak,
kendime bir atölye yapmak
istiyorum!
Tüm bunları yaparken de zaman öyle yavaş aksın istiyorum ki,
başımı bir kaldırdığım da karşıda ki duvar saatinde zaman bir arpa boyu yol almış olsun istiyorum.
Yaşam bize bir kere verilmişse neden bitirmek için acele edeyim ki!
Yapmak istediğim bunca şey varken !

Çarşamba, Temmuz 11, 2007

Dolu dolu bir hayat için aksiyon planı


Yeni bir kitap aldım. Kitap '' bütün işi gücü yaşamak '' olsun isteyenler için yazılmış, yazarı öyle söylüyor.
'' Türkiye ' de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 şey '' kitabın adı. Yazarı Akdoğan Özkan. Başlıkta
'' Türkiye ' de Dolu Dolu Bir Hayat İçin Aksiyon Planı '' yazılı. Bu bile almak için harika bir sebep:)
Hayatın koşturması içinde ömür denen süre çabucak geçiyor. Hele de günümüzde hiçbirşeye vakit ayıramayan insanların sayısı öyle çok ki ! Sabah kalkıp işe yetişme telaşı, akşam olunca çocuğu kreşten alma, markete uğrayıp alışveriş yapma, eve gelip yemek yapma, çocuklarla geçirilen kısa vakitler, uyku saati derken bir gün inanılmaz bir hızla geçiyor. Ben her haftasonu için başka planlar yapıyorum. Bunların pek azı gerçekleşebiliyor. Bazen hiçbir şey yapmadan öylece durmak ve zamanın ağır ağır geçmesini izlemek istiyorum. Hep yapacaklarım var ama nedense buna zamanım yok.
Bu kitap beni hem motive etti hem de çok umutlandırdı. Bir kere insan ne istediğini bilerek başlamalı yola diyor. Kendine bir hedef koymalı sonra o hedefe ulaşmak için küçük hedeflerle yola çıkmalı. Aslolan hayal kurma becerisine sahip olmak. Hepimizin bir hayali olmalı, bir hedefi olmalı. Arzuladığımız noktaya ulaşmanın verdiği mutluluk hiçbirşeyle değişilmez herhalde!
Kitapta çok güzel maddeler var. Her madde ilgili fotoğraflar ve bilgilerle bezenmiş. İnternet adresleri, kalınacak yerler, telefon numaları. En güzeli de her sayfada konuya ilşkin olarak yapılmış olan semboller. Hangi mevsimde yapılmalı ya da '' dikkat kilo yapabilir '' gibi esprili semboller var.
Okuması çok keyifli.Şu tatil günlerinde de size fikir verebilir, yeni maceralara çıkmanıza sebep olabilir.
Benim en çok beğendiğim maddeler şöyle, aslında hepsi çok güzel ve fikir verici ama onun için lütfen kitabı alın:)


Bir büyük hayaliniz olsun
Her yıl 7 ağaç dik
Son günlerde yanan ormanlarımız düşünülünce 7 değil çok daha fazla ağaç dikmeliyiz. Giderek bir çöl olma yolunda ilerleyen ülkemiz için çok önemli ormanlarımız. Doğaya bir borcumuz onları korumak. Her yıl bir bireyin kullandığı ağaç miktarı 7 adet. Ama siz daha fazlasını dikin lütfen. Bu konuda Çekül vakfından ya da Tema vakfından ayrıntılı bilgileri alabilsiniz. Sizinde hayatta dikili 1 agacınız olsun, benim var!


Dede topraklarını ziyaret et
Artık herbirimiz birer kentli olarak yaşamımızı sürdürsek hatta doğduğun değil doyduğun yerdir memleketin desekte ata yadigarı toprakları bulup oraya mutlaka gitmeliyiz. Geçmişimizi öğrenmek, oralarda olmak insana inanılmaz huzur verecektir. Ben henüz döndüm oralardan:)


Gönlünü sarhoş et, yıldızların altında
İnsan ömründe bir kere de olsa şöyle uzanıp yıldızları izlemeli, kayan yıldızlardan dilek tutmalı. Ben en yakın zamanda gökyüzünde ki harika yıldızları henüz döndüğümüz Malatya - Elazığ gezimizde izledim. Tabii geçen yaz gittiğimiz Karaburun ' da izlenenler bir başkaydı:)


Kızılçukur vadisinde günbatımını izle
Ben buna Karaburun ' da gün batımı ve güneşin doğuşunu da eklemek istiyorum. İnanılmaz güzel oluyor. Bakınız:)

En yaşlı Anadoluluya sarıl
Antalya' nın Elmalı ilçesinde ki Koca Katran Sediri. Tam 2010 yaşında. 25 m yüksekliğinde.
Ben Güre ' ye gittiğimizde çevreyi dolaşırken hocamız Cengiz Bektaş ' ın gösterdiği ve 12 kişi el ele etrafını sardığımız koca agacı hatırladım.


Bir yurt köşesinin kaşifi ol
Bana en ilginç gelen maddelerden biri. www. confluence.org adresinden Türkiye ' ye girip henüz keşfedilmemiş enlem ve boylam kesişim noktalarını tespit ediyoruz. Sonra da bu kesişim noktasında GPS cihazıyla bir fotograf çekip tüm yönlerden çektiklerimizle siteye ekliyoruz. Şimdiye kadar 5500 civarında noktanın keşfi yapılmış. 11000 civarında ki nokta ise keşfedilmeyi bekliyor, harika bir fikir!


Vefa bozacısında mola ver
Henüz orada içemesemde bizim de Akman Pastanemiz vardır. Orada içilen bir sıcak salep, üşümüş bedeninizi bir anda ısıtır.


Dağbaşında akan yıldızları gözle
Dağbaşında olmasa da Ankara Üniversitesi ' nin Rasthanesinde yüzyılda bir gelen kuyruklu yıldızı izlemeye gitmiştim.


Hıdırellez' de Tahtakuşlar ' a git
Hıdırellezde olmasa da yörenin şenliklerinin olduğu bir zamanda gittim. Sarıkız efsanesinin yaşandığı, hatta mezarının olduğu varsayılan yere kadar çıktık. Kazdağlarında olmak çok keyifliydi. Geleneksel çadırlar kurulmuş ateşler yakılmıştı. Ve gece, ay elini uzatsan tutacak kadar yakınımızdaydı.


Pontus Alpleri ' nde yayladan yaylaya gez
Karadeniz ve yaylaları mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Ayder yaylasına çıktım. Harikaydı. İnsan bir ay kalırsa ömrü uzar diye düşünüyorum o kadar güzeldi.

Kitap çok keyifle okunan bir kitap. Bence mutlaka almalısınız. Arka sayfalarda size ayrılmış boş sayfalara siz de kendi yapmanız gerekenleri listeleyebilsiniz. Elimizde yapılacaklar listesi olunca sanki herşey biraz daha kolaylaşır gibi, ne dersiniz?

Perşembe, Temmuz 05, 2007

Çiçek alır mısınız?


Sabahları böyle bir güzellikten alınan çiçeklerle güne başlamak kadar keyifli ne olabilir ki!
Ayaklarıma dolanan ve '' anne '' diyen tatlı sesin sahibine sarılmak, hadi bir fotograf çekelim demek,
sıcakta olsa parka gitmek, çimenlerde koşmak, dostlarla yapılan uzun kahvaltı sohbetleri...
Hepsi Elazığ ' da geçen kısa günlerde yaşandı.
Neva bir sürü arkadaş edindi, onlarla odalarında evcilik oynadı, ben yemek için peşinde koştururken o kesin bir dille '' hayııırrrr'' dedi, limonata içildi, kahvaltı da ceviz yenildi, Elazığ' ın çok sevdiğim tulum peynirinden tadıldı, kampüs içerisinde Neva dedesinin odasını ziyaret etti, orada olanların gözleri doldu, emektar Ramazan efendi gözleri dolarak karşıladı bizi ve Neva' yı , keşke dedesi de görseydi dedi, onun odasına elinden tuttuğu Neva' yla birlikte gitti, eski dostlar tekrar görüldü ve zaman çabucak geçti...
Şimdiyse yaz sıcağında ofiste çalışmaktayım. Bu sıcaklarda yapmayı en çok istediğim şey, güneşin girdiği odalarda güneşlikleri çekip, açık duran pencereden gelen serinlikle ayaklarımı uzatmak ve güzel bir film izlemek. Zaman akşam saatlerini gösterdiğinde yıkanmış balkonda çay içmek, dondurma yemek. Hiç acele etmeden günü yaşamak, kitaplara dalmak, boyama yapmak...
Yaz demek yavaşlık, rehavet demek sanki...Oysa daha çok var o günlere...

Salı, Haziran 26, 2007

Gezi


Kısa bir ara verdik. Tüm koşturmalara, hiçbir şeye yetişememe hallerine. Bu sefer Malatya-Elazığ taraflarındaydık. Tüm ailenin bir araya geldiği çok güzel bir düğündü sebep. Hep beraber yola çıktık.
Bu kısa mola öyle iyi geldi ki hepimize. Bir kere Neva biraz daha büyüdü. Gerçekten de sanki 2 yaş bir milat. İnanılmaz hızla büyüyor, hergün yüzü biraz daha değişiyor, elleri ayakları büyüyor. Artık derdini çok güzel anlatıyor. İnatçılık ve '' ben kendim yaparım '' halleri ise doruk noktasında. Çok güzel konuşuyor:) Bu bizi ayrıca keyiflendiriyor.
Yola çıkmanın en güzel tarafı önünüzde uzanan yolla beraber değişen doğaya tanık olmak, güzel müzik dinlemek. Sık sık mola vermek. Her gördüğümüz çeşmede durup soluklandık, sıcaktan bunalan bedenimizi soguk sularla yıkadık. Dağlardan gelen suların tadıda bambaşkaydı.
Neva için ilklerle dolu bir gezi oldu. Doğa çok güzeldi. Yer yer tek bir ağacın olmadığı sararmış tarlalar, yer yer renk renk çiçeklerle dolu bahçeler karşımıza çıktı.
Hava çok sıcaktı. Kimi zaman 43 dereceyi bile gördük termometrede. Sıcaktan bunalsakta serinlemek için içilen soğuk ayranlar vardı. Mis gibi kokulu çilekler, dallarda karadutlar. İşin en güzel tarafı bahçede o ağaçtan bu ağaca dolaşıp meyvaları dalından toplayıp yemekti. Mis kokulu henüz tam olgunlaşmamış kayısılar vardı. Uç uç böcekleri, cırcırböcekleri, karıncalar vardı. Neva' yla hepsini inceledik.
Yıldızlar daha bir parlak ay daha bir güzel gözüküyordu. Şehrin ışıklarından uzakta bir yerdeyseniz gökyüzü minik lambalarla doluydu. Biz her gece Neva' yla hem yıldızlara hem de aya iyi geceler demeden yatmadık. Sabah ezan sesleriyle uyandık, sabah güneşinin yüzümüze vuran ilk ışıklarıyla gölge yerlere kaçıp uyumaya devam ettik.
Kalabalık aile olmanın güzelliğini yaşadık. Eskiden gördüğüm minik çocuklar artık büyümüş birer delikanlı ve gençkız olmuşlar. Neva ise aralarında en miniği. Elden ele dolaştı. Bahçede çimlerin üzerinde yatıp uçak geçmesini bekledi. Sabahları bana mis kokulu güller topladı.
Uzun masaların etrafında toplanıp neşeyle yemekler yenildi. Karpuzun en güzeli tadıldı.
Sonra neredeyse bir senedir BaBa_HaKaN' ın görev yaptığı üniversiteye gidildi. Biz yokken neler yaparmış, nasıl yaşarmış tek tek denendi. İnsanların misafirperverliği ne güzel bir kez daha görüldü. Sabah kahvaltıya, öğlen göle yemeğe gidildi. Neredeyse '' aa burada da deniz var '' dercesine karşımıza çıkan Hazar Gölü etrafına yerleştirilmiş lokantalarda yemekler yenildi. Etrafındaki dağlar seyredildi. Harput' a çıkıldı. Şehre kuşbakışı bir de oradan bakıldı. Elimden geldiği kadar da fotograf çektim. Aşağıda şehirde sıcaktan kavrulan insanlar Harput' a çıkınca esen rüzgara kendini bırakıp şehri seyre dalıyor. Belki elde bir dondurma, belki de etrafta sayıları çok olan türbelerden birinin taşına yaslanıp bir türkü tutturuyor. Çocuklar heryerde aynı. Orada da koşuyorlar, köpek kovalıyorlar. Kimisi bizi görünce sakız satmak istiyor. Neva ' yla beraber taş topluyorlar.
Çok güzel bir düğün gördük bu sayede. Çayda çıralar oynandı, çok güzel halay çekenler seyredildi. Erkeklere halay çekmenin nasıl da yakıştığı görüldü. Gözler sıkça ıslandı. Gelin kızımıza kına yakıldı. Beyaz gelinliğin herkese yakıştığını düşündüm bir kez daha. Yelda'cım çok güzel bir gelin oldu. O giderken geri de kalan büyükler ağladı. Gelin almaya gelen damadın kapısı tutuldu. Kardeşlere kapı tutma parası veridi. Gelin arabasının yolu kesildi. Neşeyle arabalara dolup yola çıkıldı.
Biz hem düğüne katılıp hem de gezmeye çalışınca bir orada bir burada şeklinde sürekli gezer olduk. Son gün halamla Malatya ' da bakırcılar çarşısına gittim. Kayısı pazarını gezdim. Bulgur kaynatılan büyük kazanları tekrar görüp, çocukluğumun yazlara gittim. Yaz tatillerinde gittiğimiz Malatya' da büyük kazanlar kurulup bulgur kaynatılırdı. Sonra biz çocuklar onları sıcak sıcak yerdik. Kurumaya bırakılan bulgurlar tüm kadınlarca toplanıp ayıklanır, değirmene götürülürdü. Hala taze kaynayan ,sıcacık bugdayı yemeyi çok severim. Aklıma olgunlaşmış dutların serilen bir örtüye toplanması geldi. Henüz olgunlaşmamıştı dutlar ama biz yine de ellerimizi kırmızıya boyayan karadutlardan yemeden duramadık.
Herşey çok güzeldi. İnsan arada kendi topraklarına gitmeli, büyüklerini görmeli. Çocukluğuna dönmeli. Bu gezi çocukluğumun yaz tatillerinde Ankara' dan gittiğimiz Malatya' da geçirdiğimiz, henüz küçük birer çocuk olduğumuz günleri hatırlattı bana. Neva ile gitmek ise çok keyifliydi. Artık o da biliyor hangi ev bizim, Ankara neresi, halanın evi, babanın okulu nerede.
İşin güzel tarafı Neva ' ya bizim taktığımız adların yanına bir de '' pembe '' adı takıldı:) Orada sürekli herşeye pembe deyip durdu .
Artık '' pembe '' nasıl diye soruyorlar bize:)

Cuma, Haziran 08, 2007

Ben de !


'' Ben de ''
Artık Neva sevgisini çok güzel dile getirmeye başladı.
Aslında çocuklar bu işi biz büyüklerden daha sahici yapıyorlar. Mesela kendine yaklaşan bir kişinin sevgisini hemen hissedip ona göre yanıt veriyorlar. Bir bakmışız kucağına hemen gitmiş ya da '' hayırrr '' diye tutturmuş.
İşten dönüyorum. Neva kapıda karşılıyor beni. Kucaklaşıyoruz. Kulağına hemen '' seni çok özledim '' deyiveriyorum. Cevap hazır '' ben de ''. Bu cevapla yüzümde güller açıyor hemen.
Ya da yatakta oynuyoruz. Birden yine yaklaşıp kulağına '' seni çok seviyorum '' diyorum. Küçük gözlerini kapatıp kulağıma hınzırca yaklaşıp '' ben de '' deyiveriyor bir çırpıda. O zaman kucaklayıp öpmeye başlıyorum doyasıya.
Ya da evde oynarken birden dönüp '' Annemm, ben de '' diyor. Kendince '' seni seviyorum '' diyor.
Ya da başım ağrıyor. Yaklaşıp başımı küçük ellerinin arasına alıyor. Önce öpüyor sonra da sırtıma elini koyup
'' ay ay ay camımmm'' diyor.
Salı günü ilk kez eve geç geldim. İş için şehir dışına çıkmıştım. Dönüşüm gecikti haliyle. Yatma saatine yakın bir saatte kapıyı çaldım. Açılan kapıdan koşmaya başladı, iki yana açtığı kollarını boynuma doladı. Bir yandan da öyle bir '' anneemmm'' diyor ki. Gözlerim doldu hatta yaşlar aktı sessizce. Bana '' camım '' diyor. Üstümü değiştirirken, yanımda yaptıklarını anlatıp kollarımı öpüyor. Sonra birden '' ben de '' demeye başlıyor.
İşte o an aslında insanın sevgisini gösterme yollarının nekadar da basit olduğunu düşünüyorum.
Sadece '' seni seviyorum '' demek, sıkıca sarılmak, gözlerinin içine bakmak,
Ona içten bir '' camım '' demek.
Çocuklar sevgilerini o kadar basit ve sade bir dille anlatıyorlar ki!
Oysa biz içimizden gelse de şöyle doyasıya bir '' seni seviyorum '' diyemiyoruz,
Sıkıca sarılmıyoruz sevdiğimize şarkıdaki gibi '' ahtapot kolları '' ile.
Onların dünyası öyle güzel ve biz büyüklerin öğrenecek çok şeyi var küçüklerden.
Mesela ilk iş olarak, eve dönünce sarılalım sevdiklerimize sımısıkı ve onlara '' camımmm '' diyelim gözlerimiz kapalı:)
Ne dersiniz ?
Hiçbir karşılık beklemeden sadece öylesine içimizden geldiği gibi:)

Pazartesi, Mayıs 28, 2007

Haftasonu gezisi


Haftasonu Eskişehir ' deydik. BaBa_HaKaN' ın okulunun pilav günü vardı.
Biz de bunu bahane edip yola çıktık. Yemyeşil tarlalardan geçtik. Otlayan kuzular gördük.
Neva ' ya da anlatıyorum habire '' bak kuzular'', '' bak çimenler '' diye. O ise yanından hızla geçtiğimiz kuzular için '' anne bi daha '' diyor. Çalan şarkılara eşlik ediyoruz. Yol kısa sürede bitti. Güle oynaya vardık Eskişehir ' e.
Daha önce de gitmiş ve çok beğenmiştim. Şehrin ortasından geçen Porsuk çayı ayrı bir hava katıyor şehre. Üstelik yolda yürürken birden yanınızdan bir tramvay geçiyor. Çok modern ve çok güzeldi herşey. Şehir bir önceki gitmemize göre bayağı gelişmiş. Yapılaşma hızla artmış.
Benim dikkatimi çeken daha çok eski yapıların restore edilerek yeni işlevlerle yeniden kullanılmaya başlanması oldu. Eskiden hal olarak kullanılan yer bugün içinde şık kafelerin olduğu bir yere dönüşmüş mesela. Etrafta yeni yapılan, işlevleri yenilenen pekçok yapı vardı.
Anadolu Üniversitesi ise çok güzeldi. Önümüzdeki yıl 50. yılını kutlayacakmış.
Çekimlerin de yapıldığı Açıköğretim Fakültesinin önünden geçerken aklıma hani televizyonda siyah küt saçları, yuvarlak yüzü ve kravat yaka gömleğiyle ingilizce anlatan kadın geldi :) Uzun zaman özellikle de haftasonları erken kalkınca televizyonda hep karşımızda bulurdum onu:)
En güzeli ise oradaki arkadaşlarımızla buluşmamız oldu. Çocuklar büyümüş, en küçüğü ise Neva. Özellikle de ikizler Damla ve Çağla Neva ' ya çok güzel ablalık yaptılar. Pazar günü Barış' ta katıldı aralarına. Onların beraber oynamasını bizde keyifle izledik.
Bizim için dolu dolu ve çok keyifli bir haftasonu oldu. Üstelikte Ankara ' ya da çok yakın.
Tam bir üniversite şehri olan Eskişehir ' de herşey çok modern, öğrencilerle dolu dolu. Havanın da güzel olmasıyla herkes dışarıda, rengarenk, cıvıl cıvıldı.
Tadı damağımızda kaldı:)

Perşembe, Mayıs 24, 2007

Oyun


Sevgili Zeynep beni sobelemiş. Yeni oyuna beni de davet etmiş. İşte cevaplarım:

1- Daha önce yaşadığım 3 şehir?
Sadece ve sadece Ankara:) Burayı çok seviyorum.

2- Tatil için görüp önermek istediğim 3 yer?
Ben yıllardır Ayvalık, Akçay taraflarına giderim. Her yıl tatil için gitsem de benim için en unutulmaz olan Kaz Dağları ' na çıktığım günlerdi. Denizden daha çok yüksekler, yeşillikler ve temiz hava beni büyülemişti. Zeytin ağaçlarının gölgesinde oturmak çok güzeldi. O yüzden de ille de Kaz Dağları diyorum. Son yıllarda pek çok butik otel açıldı, hepsi de birbirinden güzel.
Sonra Doğu Kardeniz. O kadar sevmiştim ki oraları, insanını, yeşil rengini, yemeklerini. Hele de Ayder yaylasına çıkışımızı, her yerden akan şelaleleri, sisli havayı hiç unutamam. İnsan 1 ay kalsa yaylalarda kesin ömrü uzar diye düşünüyorum.

3- Görmek istediğim 3 yer?
Aslında biz BaBa_HaKaN' la beraber nereye gitsek mutlaka tadını çıkarır eğleniriz. O yüzden de yerin pek önemi yok benim için. Ama ille de İtalya ' yı görmeyi çok isterim. Hem mimarisi hem de yemekleri için:) Neva biraz büyüsün gezilerimiz başlayacak:)

4- Mesleğim?
Mimarım.

5-Dünyaya yeniden gelsem hangi mesleği yapmak isterdim?
Ben tasarım yapmak gereken her alanı çok seviyorum. Bu kumaş deseninden, el işlerine, yemek yapmaya kadar kapsar benim için. O yüzden de şimdi ki hayalim bir atölyemin olması ve orada kendime ait küçük şeyler tasarlamak, dikmek, çizimini yapmak, örgü örmek.. istiyorum.

6- Asla yapmazdım dediğim meslek?
İş başa düşünce mutlaka her mesleğin, işin üstesinden gelirim. Tabii mecbur kalmak istemem:)

7- Yaşam felsefemi oluşturan sözlerden biri?
Her işte bir hayır vardır ve iyi düşünelim ki iyi olsun:)

8- Bir kitaptan alıntı, sevdiğim söz:
'' Sonsuza dek yaşayacağımızı sanırız diyor yaşlı adam... Oysa dolunayı kaç kere daha göreceğimizi bilmiyoruz. Yirmi kez? Yirmibir kez ? Belki de daha az... Ama bizler bunu bilmez gibi davranırız. Sanki zamanımız ve yaşantımız sınırsızdır '' Buket Uzuner- Şehir Romantiğinin Günlüğü

9- Çok sevdiğim şiirden bir parça:
Bilerek mi yanına
almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı
çukuru

Güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar

Beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukur / Sunay AKIN

Oyuna beni de dahil ettiği için Zeynep ' e teşekkürler:) Ben de oyuna katılmak isteyen herkesi ebeliyorum:)