Salı, Şubat 24, 2009

Dinazor

 
Posted by Picasa

Geçen hafta yakınımızdaki alışveriş merkezinde sergilenen dinazorları görmeye gittik.
Neva çok istiyordu.
Heyecanla hazırlandı, fotograf makinasını hazırladı.
Aslında çok çekinir, korkar böyle büyük şeylerden hele de dinazorlardan :)
Ama o gün etrafta çok çocuk olmasının da etkisiyle bol bol fotograf çekti.
Baktım aynen beni taklit ediyor:)
Yok olmadı, bir daha çekeyim, anne dur bakayım nasıl çıkmış diyerek koşturdu durdu.

Daha önce de zaten fotograf merakından bahsetmiştim. Nezaman benim elimde makinayı görse hemen ister.
Çok da güzel fotograf çeker.
Tabii boyunun ufaklığı ve çektiği açılara göre oldukça ilginç fotograflar ortaya çıkar.








Fotograf çekeceğim zaman kendine göre poz veriyor.
Genelde nedense boyun hep sağ tarafa doğru hafif eğilmiş oluyor:)
Bazen de '' anne gamzem çıksın mı'' diyerek gülümser:)
Biz fotograf çekmeyi çok seviyoruz yani.
Şimdi ben senin her anını kaydetmeye çalışıyorum, habire fotograf çekiyorum ya!
Eminim ilerde de sen bizim fotograflarımızı çekeceksin hem de çok daha güzellerini.
Fotograf çekmeyi benim gibi çok seveceğini düşünüyorum.
Dinazorlar ise ayrı konu.
Hem merak ediyor hem seviyorsun.
Sabahları beni koccaaaman bir dinazor öpücüğüyle işe yolluyorsun.
Yorulmuşsam ya da keyifsizsem hemen '' anne sana enerji vereyim '' diyerek
dinazor öpücüğünü kondurursun yanağıma.
Yemek yiyince gözlerin '' dinazor gözü '' gibi açılır.
Bazen de sımsıkı '' dinazor '' gibi sarılırız biz.
Kısaca dinazor bizim her anımızda.
Dinazor demek büyük demek aslında,
Bir de ağzını kocaman açmasa!

Pazartesi, Şubat 23, 2009

Haftasonu

 
Posted by Picasa

Kısaca;
Cumartesi sabahı bembeyaz bir güne uyandık.
Tüm gün dışarı çıkmadan evde vakit geçirdik.
Yağan karı izledik.
Pencereden içeri bardakla kar aldık.
''IL POSTINO / POSTACI '' harika bir filmdi.
Manzaraları, sakinliği, şiir aşkı, Pablo Neruda,
hepsi çok güzeldi.
Bisikletle postacının çıktığı o tepeye çıkmak ve
uçsuz bucaksız maviliğiyle denizi seyretmek...
Güzel müzikler, şiir, duygular...
Tatlı olarak muzlu waffle,
müzik olarak '' vicky christina barcelona ''
Biraz Yeni Türkü biraz Nil Karaibrahimgil.
Pazar günü harika bir güneş.
Işıl ışıl karlar, mavi bir gökyüzü.
Kahvaltı sonrası hemen kendimizi dışarı atma.
Kuğulu Park,
güneşlenen ördekler, yüzen kuğular.
Biraz kitap alışverişi, biraz kaydırak.
Amcanın küçükken giydiği mavi kar tulumu.
Biraz duygusallık, bolca sarılma.
En güzeli aşk, aşk...
Karlarda ayak izi bırakmaca,
plastik bardakta elde kar taşımaca,
Minik ellere minik eldivenler,
boyama, çıkartma,
bebeğe şapka örme,
''bizim takımın '' toplu resmi.
Yeni gelen iki miniş kedi.
Cama konan güvercinler,
kayan arabalar.
Bol bol sevgi,
İşte bizim haftasonumuz.
Not: Fotografın büyük hali için üzerine tıklayınız.

Cuma, Şubat 20, 2009

Umut




Bugünler de;
içimdeki çekmeceleri bir bir açtığım,
sorgulamalar,
hayaller,
hep daima var olan umut,
bahar kokusu,
ilk cemre,
agaçlarda eriyen kar taneleri,
ıslak sokaklar,
yığılı kitaplar,
mis kokulu bir can,
küçük ayaklar,
esen rüzgarın uğultusu,
cıvıldaşan kuşlar,
uzaklar,
hayaller,
dergiler,
yeşil kırlar,
birden gökten dökülen kar taneleri,
birden pencereye bakınca kaybolan yağmur,
ağaçlarda takılı kalan poşetler,
mandalina,
mis kokulu banyolar,
temiz çarşaflar,
banyo sonrası yenen tarçınlı yeşil elma,
bol bol hayaller,
istekler,
yeni heyecanlar,
içimde bitmeyen kıpırtı,
beklemek,
en çok da umut, umut, umut etmek var benim cephemde...

Çarşamba, Şubat 18, 2009

Buluşma




Dün nihayet benim için ilk olan blog toplantısını gerçekleştirdik.
Mehtap'a kitap etkinliğine göre kitap verecektim. O da Tabiat Ana' ya.
Böylece birbirini tanımayan üç bayan buluştuk.
Çok acayip tabii insanın tanımadığı bir kişiyle buluşması.
Buluşma yerine vardığımda telefonum çaldı.
Arayan Mehtap.
Konuşurken konuşurken bulduk birbirimizi :)
Sonra Tabiata Ana geldi.
Gittik oturduk.
Önce çocuklar derken işler, oturduğumuz yerler,
Tabiat Ana' yla bir el sallama mesafesindeymişiz meğer !
İkimiz de aynı manzaraya bakıyormuşuz :)
Mehtap ve Tabiat Ana, ikinizle de tanışmak çok keyifliydi.
Çok güzel vakit geçirdim.
Tekrar buluşalım konuşacak çok şey var çünkü:)

Perşembe, Şubat 12, 2009

Kitap etkinliği

Geçen haftadan beri kitap etkinliğini heyecanla bekliyorum. Benim kitap göndereceğim Mehtap ' la önce birbirimize mail gönderdik. Sonra da ikimizin de Ankara' da olmasından dolayı buluşmaya karar verdik. Bu sabahta telefonda konuştuk.
İlk kez sanal ortamdan tanıştığım bir blogcuyla konuşmuş oldum.
Haftaya görüşmeye karar verdik.
Dün de bana kitap gönderecek olan Gülçin mail yolladı. Kitabın postada diye.
Heyecanla ve merakla bekledim.
Bugün tam öğlen çıkacakken kargo paketi geldi.
İlk kez tanımadığım biri bana birşey yolladı.
Heyecanla açtım paketi.
Çok özenle seçildiği belli olan bir değil tam üç kitap vardı.
Sevgili Ece ' nin '' Çocuk sahibi olmak için 40 bahane '' adlı en son çıkan kitabı ve Emrah Serbes' in konusu Ankara' da geçen polisiye kitabı '' Her temas iz bırakır ''.
İkisi de çok keyifle okuyacağım kitaplar.
Bir de Gülçin ' in kendi el yazısıyla ve tüm içtenliğiyle yazdığı bir mektup vardı ki bu benim için gerçekten çok özel.
El yazısıyla yazılmış böyle gerçek bir mektup almayalı çok oldu çünkü!
'' Her temas iz bırakır '' ise Gülçin ' in kendi okuduğu kitap.
Henüz yeni bitirdiği.
Kitapları kendisi için çok özel olan birinin, okuduğu kitabı başkasına vermesinin ne demek olduğunu bilirim.
En son kitap özenle paketlenmiş ''Gecenin sürprizi'' ise Neva içindi.
Gülçin Neva ' yı da düşünerek çok güzel bir kitap almış.



Öğlen kitapları eve götürünce Neva ' nın elinden zor aldım kitabını.
Hemen okumaya ve boyamaya başlıyoruz Gülçin!



Kitap etkinliğini düzenleyen Serap ve Evvel zaman içinde' ye çok teşekkür ediyorum böyle güzel bir etkinliği düzenledikleri için.
Gülçin' sana da çok teşekkür ederim. Kitaplarının herzaman kütüphanemde ayrı bir yeri olacak.

Pazartesi, Şubat 09, 2009

Yağmur


Aralıksız yağmur yağıyor.
Açık pencereden serinlikle beraber toprak kokusu geliyor.
Gece, esen rüzgar pencerede uğuldarken,
Neva ' nın minik ayakları ellerimin arasındaydı.
Yağan yağmurla beraber ben de hafifliyorum.
Üzerimde ki ağırlık yavaş yavaş kaybolurken,
kafamın içinde ki sis perdesi de aralanmaya başladı.
Daha net görmeye ve düşünmeye başladım.
İnsanın evi ve ailesinden, sağlığından önemli hiçbir şey yok.
Uzun zamandır beni geren iş konusu netlik kazandı.
Tekrar hayaller kurmaya başladım.
Yapmak istediklerim bir bir aklıma doluşmaya başladı.
Artık hareket zamanı !

Salı, Şubat 03, 2009

Geçen hafta


Hastalık hepimizi esir aldı resmen. Birimiz iyileşir gibi olurken bu sefer evde bir başkası hastalanıyor.
Düğün için gelen misafirlerimizle beraber ev revir gibi oldu.
Sürekli kaynayan ıhlamur, nane limonlar,
sehpa üzerinde sıra sıra ilaçlar, şuruplar.
Neva ' da nasibini aldı ne yazık ki!
Geçen haftadan beri hasta, mızmız.
Küçük burnu tıkalı olduğu için de gece nefes alamıyor.
Hırıltılarla uyumaya çalışıyoruz.
Dün de ben kendimi eve zor attım.
Hemen yatak, nane limon.
Şehriye çorbası vazgeçilmez menü oldu.
Cumartesi günü olan nikahta da Neva hasta olduğu için sürekli kucak istedi, ağladı.
Hem uyumadığı için hem de hasta olduğu için amcasının en özel gününde
kabarık elbisesi ve yeşil ayakkabılarıyla dolaşamadı.
Oysa ne çok heveslenmişti.
Ayakkabısına uygun çorap için ne çok dolaşmıştık.
Kıyafetime uygun küpeyi son anda bulmuş,
kamera ve fotograf makinasını önceden hazırlamıştık.
Ama Neva hasta olunca ne konuklarla ilgilenebildim ne fotograf çektirebildim.
O güzelim elbisesinin üzerine giydiği pembe paltosuyla,
burnundan akan sümükler, gözünden akan yaşlarla , bir eliyle balonu tutmaya çalışırken,
kucağımda gelinle damatın yanında poz verdi.
Şu aralar tam iştahı açılmış derken,
mızmız halinden dolayı tek menüsü yeşil elma ve tarçın ikilisine geri döndü.
Bu arada kitap etkinliğine katıldım.
Kitabım hazır. Bakalım kitabımı göndereceğim blog arkadaşım Mehtap kitabımı beğenecek mi?

Çarşamba, Ocak 21, 2009

Bekleyiş


Geçen haftadan beri bir bekleyiş içindeyim.
İşyerinde işlerimiz bir süredir pek iç açıcı değil.
Konuyla ilgili bir açıklama bekliyoruz.
Geçen hafta o yüzden çok sıkıntılı ve sancılı geçti benim için.
Bir sürü konu kafama doluşmuşken, olacaklar hakkında fikir yürütmek,
senaryolar yazmak canımı çok sıktı.
Yapmak istediklerim, hayallerim, geleceğim, ailemiz, kızım...
Öncelikler, zorunluluklar, sorumluluklar...
Hepsi sürekli kafamda yer değiştirerek dönmekte.
Pazartesi gününden itibaren ise o sıkıntılı halim bir anda uçtu.
Kulağım telefonda, kapıda.
Bir ses bir haber bekliyorum.
İçim kıpır kıpır.
Sebebini bilmiyorum.
Belki pırıl pırıl parlayan güneş, belki Neva ' nın sabah ki mis kokulu saçları.
Birşeyi bekliyorum işte.
Çok güzel şeyler olmasını diliyorum.
Güzel haberler almak istiyorum.
Neva sabah gelecek babasını bekliyor,
akşama Yağız ve Baybars gelecek onları bekliyoruz,
haftaya amcamız evleniyor, onu bekliyoruz,
Belirsizlikler birden açılsın, ben yine sıcak yaz günleri hayalleri kurayım istiyorum.
Beklediğim güzel haber artık gelsin istiyorum.
İçimde ki bulutlar dağıldı.
Serin ve güneşli bir havada salınmaya başladılar.
Sebepsiz bir bekleyiş ve heyecan içindeyim.
Aslında sebebini bilsemde dillendirmeye , seslendirmeye çekindiğim.
Hadi 2009 yap bir güzellik bize,
neler istediğimi sen zaten biliyorsun, çok mu yani!

Salı, Ocak 13, 2009

Elişi


Neva' nın en hoşuna giden şeylerden biri de suluboya resim yapmak.
Oyuncak fincanlarından birine su doldurur, sonra keyifle başlar boyamaya.
Çoğu zaman renkleri birbirine karıştırır.
Kağıdı fazla sular.
Akan sular alttaki örtüye geçer.
İstediği gibi birşey çizemezse bize söyler, hadi siz çizin der.
Ama tüm bunları hiç sıkılmadan yapar.
Kıyafetlerinin kolları boya içinde kalır.
Küçük parmakları sudan buruş buruş olur.
Nezaman ki yaptığı resim istediği gibi olur o zaman götürür kaloriferin üzerine koyar , ki yaptığı resim kurusun.
Sonra onu dolap kapağına asar, sergilemeye başlar.
Evde uzun zamandır aldığımız ve benim sıkıldığımız bir gün çıkarırım dediğim elişi kağıtları vardı.
Bir pazar günü çıkardım ortaya.
Hava da soğuk ve kasvetliydi.
Hani insanın içerde olmak istediği günlerden.
Kağıtları örtünün üzerine serdim.
Neva sevinçten '' inanaaamıyorum annneee '' diyerek çok mutlu oldu.
Ortaya bir de yapıştırıcı çıkınca deymeyin keyfine.
Tüm kağıtları kendi yapıştırdı.
Özenle yapıştırıcıyı sürdü, renkleri kendisi seçti.
Ben sadece kağıtları kestim.
Balıkları kendisi yerleştirdi, dalgaları özenle yaptı.
Çok keyifli bir çalışma oldu bizim için.
Yaptıklarımızı hemen sergilemek üzere bu kez buzdolabının üzerine yapıştırdık.
Şimdi girince hemen gözüme çarpıyor, renk renk kağıtlarla yapılmış çalışma.
Her gördüğüm de Neva ' nın yaparken yaşadığı keyif gözümün önüne geliyor.
Bir de kızımın ne kadar da çabuk büyüdüğü !

Pazartesi, Ocak 12, 2009

Kısa kısa...





* Yeni yılla beraber hiç tahmin etmediğim bir yoğunluğa girdim.
Geçen hafta, 1 hafta içinde bir teklif için proje hazırladım.
Herşey acale, herşey acele.

* İşler çok vaktimi aldığı için de blogla ilgilenemedim hiç.
Bir de tekrar farkettim ki yazmayı bırakınca, yeniden başlamak,
ilk adımı atmak gerçekten de çok zor. Hergün yazınca bir alışkanlık oluyor nede olsa.

* Bloglara baktıkça, bir günde birkaç yeni yazı yazan kişileri görünce kendimi çok tembel hissetim.

* Pratik bir kek tarifi buldum. Hani şu toz puding karışımıyla yapılan.
Evde olduğum da özellikle Dr.oetker' in gurme pudingleriyle yeni denemeler yapıyorum.

* Neva yatmadan önce mutlaka çoraplarını katlayıp top yapmak istiyor. Bir türlü olmayınca da çok kızıyor. Ben yine, yeniden ona nasıl yapılacağını gösteriyorum.

* Cuma akşamı Ata Demirer' in gösterisine gittik. Hiç gülemediğim gibi insanların gülmek için kendini zorlamasına da şaşırdım. Tek kelimeyle kötüydü. Espriler çok basitti. Zaten daha sahneden inmeden insanlar salonu terk etmeye başladı.

*Neva ilk kez gece babaannesinde kaldı. Onun evde olmadığını bilmek garip bir duyguydu. Sanki bir yanım eksik gibi. Geceyi çok güzel sorunsuz geçirmiş. Sabahta beraber kahvaltı yaptık. Onu görünce sanki biraz daha büyümüş geldi bana. Kollarını açıp bana '' seni dünyyaaalar kadar, jüpiter kadar seviyorum annecim '' dediğinde en mutlu insan ben oluyorum. bir de '' sen benim kahramanımsın '' ! Bunları nereden öğrenmiş hiçbir fikrim yok. Üstelik dolunayda bizim gezenegenimizmiş. Snorkell yani '' şironkel '' in ne demek olduğunu da bana anlatıyordu geçen gün. '' aa anne sen bilmiyor musun '' bile dedi.

* Ay sonunda Neva' nın amcası evleniyor. Onun telaşındayız. Cumartesi günü evlerini görmek için gittik. Açılan kutular, yeni boya kokusu, yeni eşyalar, heyecanlar... Bana bizimde geçirdiğimiz o telaşlı günleri hatırlattı.

* Okulların kapanmasını bekliyoruz. Tokat' tan misafirlerimiz gelecek.
Neva Yağız ve Baybars' ı bekliyor. Kendisi küçük gelin olacakmış Yağız' da küçük damat. Tamamen kendi fikri, biz hiçbir şey demedik :)

* Kar bir türlü tam anlamıyla yağamadı. Dün sabah kalktığımız da kar yağmaya başlamıştı. Biraz tutar gibi oldu, sonra durdu. Hava güneşli olsa da buz gibi soğuk.
Meşhur insanın içini donduran Ankara soğugu işte.

* Bu şekilde madde madde yazmak çok daha kolaymış. Her konuya bir yıldız :)

Çarşamba, Aralık 24, 2008

İlk kar






Gece 3 civarında uyandım.
Pencereden bir baktım ki kar yağmaya başlamış.
Sabah ise ince yağan kar yerini lapa lapa yağan kara bırakmıştı.
Neva uyanınca önce hiçbirşey demedim.
Kucaklayıp pencerenin önüne götürdüm.
Bak sana bir sürprizim var dedim.
Bembeyaz olan ağaçlara ve yola baktı.
Ben de onun yüzüne.
Ağzını kocaman şaşkınlıkla açtı.
Sürekli kar nezaman yağacak diye bize soruyordu.
Çok mutlu oldu.
Bir süre pencereye minik burnunu yapıştırıp dışarıyı izledi.
Yürüyen insanların arkalarında bıraktıkları ayak izleri çok hoşuna gitti.
'' Anne benim de ayak izim çıkar mı ? '' diye sordu.
Şimdi ilk fırsatta dışarı çıkıp kocaman bir kardan adam yapmayı düşünüyoruz.
Bir yandan kardan adam şarkısını söylerken bir yandan da ,
boynuna hangi atkımızı taksak diye düşünmeye başladık bile:)

Mim



Nilüfer beni kitap konusunda '' mim '' lemişti. Ama bir türlü fırsat bulupta yazamadım.
Yakınınızdaki bir kitabın 56.sayfasının 5. satırı mim konusu.
Niye bu sayfalar bilemesem de ki Nilüfer' in de bildiğini sanmıyorum, ben okumakta olduğum değil de gerçekten de ilk uzanıp aldığım kitabı yazayım dedim.
Yatağımın yanındaki etejerde üst üste sıralanmış kitaplarım, kimi okunmuş, kimi okunmayı bekliyor.Orada olduklarını bilmek beni hep mutlu eder.
Oradan en üst sırada ki;
Kitabımız Murathan Mungan ' dan '' Kadından Kentler ''.
Hep birşeyleri birbiriyle özdeşleştiren benim için çok keyifle okunan bir kitap oldu.
İçinde çok güzel, içimizden, tanıdık, bildik kadın ve kent hikayeleri var.
Uzun zaman önce okusam da hala aklımda kalan, akıldan çıkmayan hikayelerle dolu.
Her biri kısa hikayeler olduğu için de tam da yatmadan önce keyifle okunacak bir kitap.
Kitabımızın 56. sayfası 5. satırında '' Kum rengi geniş L kanepenin yastıklarının kabarıklığını yumruklarıyla patpatlayarak aldıktan sonra arkasına yaslanıp iyice kanapeye yerleşti, evin sessizliğini dinledi. ''

Neva' da yatmadan önce birlikte kitap okumak istiyor.
Kumkurdu ve Zackarina ' nın maceralarını keyifle okuyoruz.
Bu da Neva ' nın kitabının 56. sayfa 5. satırı. '' Kumkurdu yatmış uyuyor ve çok ilginç bir rüya görüyordu ''.
Keyifli okumalar !

Salı, Aralık 16, 2008

Piyano



Zaman ne de çabuk geçmiş.
Şu fotograflar olmasa belki de hiç anlayamayacağız.
Çoğu kez nasıl olsa unutmam dediğimiz pekçok an, konuşma,
bir de bakıyoruz ki unutulmuş bile.
Gün içerisinde pekçok şey paylaşıyoruz Neva ile.
Bugünlerde inanılmaz diyaloglarla bize acayip laflar etmekte.
Dün akşam mesela ,kızdıgımı anladığında yüzüme doğru yaklaşıp minik elleriyle
yüzümü tuttu ve
- hadi ama bak gül biyaz. Hadi bak gamzen çıkacak, ben çok seviyorum gamzeni!!! dedi.
Nasıl yani değil mi!
Ben bu arada çok ciddi durmaya taviz vermemeye çalışıyorum.
Öyle olunca daha bir sokulup öpmeye başlıyor.
Bir süre sonra da zaten ben koyverip başladım öpmeye.
Ama bir daha yapmaması konusunda tembihlerle.
Hayrete düştüğümüz anlar artıyor.
Bizden önce cıkcık yapıp başını sallıyor ciddiyetle.
Koltuğun hep aynı köşesine oturup çizgifilm izliyor.
Yanlışlıkla oturan bir misafiri ise zorla kaldırıyor yerinden.
Bayram ziyareti için gittiğimiz arkadaşımızda var bu piyano.
Neva 10 aylıkken de çekmişim böyle bir fotograf.
Şimdi 3,5 yaşında, kendinden emin, ille de piyano çalmak isteyen
bir küçük hanım.
Gerçekten de çok seviyor müzik aletlerini,
en çok da piyanoyu.
Biraz daha büyüsün ben de isterim piyano öğrenmesini.
Zaman bu hızla devam ederse belki bir de bakmışız
Neva ' nın piyano resitalinden bir karede burada yer almış !
Olmaz mı olur hani!

Salı, Aralık 02, 2008

Miniş


Nereden aklına geliyor bazen şaşıyorum.
Durup durup öyle şeyler söylüyorsun ki, hatırladıkların hepimizi şaşırtıyor.
Haftasonumuz şu yukarıdaki minişin başka bir oyuncağı vardı onu aramakla geçti.
Sayesinde tüm oyuncaklar elden geçti.
Kutular düzenlendi.
Kırık oyuncaklar atıldı.
Ama o , hani senin tarif etmeye çalıştığın,
basılan, içinde bir sürü miniş olan şey var ya hani ( ki hepimiz bilmeliyiz bunu ! )
onu bir türlü bulamadık.
Şöyle telefon gibi hani, üzerinde tuşlar var.
İlk söylediğin anda anladım ben onu, fakat ben bulamadıkça, sen onu bana
başka tariflerle anlatmaya çalıştın.
Bazen kızdın ağladın, gözyaşı döktün,
bazen yemeğimi yersen hemen buluruz diye kendin öneride bulundun,
bazen çok kibar bir sesle ve inanılmaz ince bir şekilde '' annecimmmmm minişi bulalım, sen bilirsin '' dedin,
ama ne yaptıysan olmadı.
Yatalım rüyamızda görürüz bile dedin.
Ama yok.
Tatlım nasıl söylesem, nasıl anlatsam,
şeyyy galiba o miniş artık biz de yok.
Hani geçen sene Ilgın bize gelmişti,
o minişi çok beğenmişti sen de ona hediye etmiştin ya !!
Nasıl söylerim ben bunu sana!
Taşınırken belki kaybolmuştur dedim inanmadın.
Yok işte dedim.
Olmadı.
Çok ağladın.
Eve her gelene, telefonla her arayana tarif ettin.
Belki bilirler yerini diye.
Kaç gün geçti hala unutmadın.
Tatlım nerden bulucaz biz şimdi onu.
Hani şu eskiden de olurdu, yemeğini filan verir köpek kedi
beslersin ya küçük bir alettir, nereden nasıl aldık hatırlamıyorum bile.
Ama ilk oyuncakçı ziyaretimizde aranacaktır.
Bu aralar zaten hep eski oyuncaklarını arar oldun.
Kaldırdığım yerlerinden bir bir çıkarıyorum.
Tüm bunları nasıl hatırlıyorsun, ya da nasıl olupta unutmuyorsun şaşıyorum!
Bu arada yukarıdaki minişin bir de atkısı vardı şimdi de o kayıp ! Eyvah !
Hafıza konusunda kime çektin acaba!

Pazartesi, Aralık 01, 2008

Dostluk



Tuğrul' la Neva, henüz 9 aylıkken tanıştılar.Neva henüz yürüyemiyordu.
Kucağımda bana yapışıp duruyordu.
Geçen süre içerinde pekçok kez bir araya geldiler.
Her geçen günle beraber, büyüdükçe daha güzel anlaşmaya başladılar.
Paylaşımları da arttı.
Mesela geçen ağustos ayında Tuğrul' lara gittiğimizde,
onların balkonunda birlikte çok güzel oynadılar.
Onlar güzel oynayıp anlaşınca da bize de sohbet etmek için vakit kalıyor tabii.
Şimdi Tuğrul ve ailesi İstanbul' a taşındı.
Ama her fırsatta mutlaka görüşüp haberleşiyoruz.
Geçen hafta, 18 kasım Tuğrul ' un 4. yaşgünüydü.
O sebeple Ankara' ya gelmişlerdi.
Bir akşamda birlikte olduk.
Artık büyüdükleri ve paylaşacak şeyleri artıkça,
daha güzel anlaşmaya başladılar.
Bu da bizi çok mutlu ediyor.
Tuğrul gelirken Neva ' ya prenses tacı getirmiş.
Neva ' da hemen saçına takıp havaya girdi.
Onlar artık çocukluktan öte bebeklik arkadaşı.
Bir ömür boyu dostlukları hep devam etsin.

Cuma, Kasım 28, 2008

Pencere



O kadar yorgunum ki!
Dün 3 yıldır oturduğum odamdan, eski, 5 yılımın geçtiği odaya geri döndüm.
Farklı bir köşeden, tanıdık duvarlara, dolaplara bakıyorum.
En sevdiğim pencerenin kenarında masam.
Başımı kaldırınca rüzgarla sallanan dalları, yaprakları görüyorum.
Tam karşımda şu an kullanılmayan, soğuktan terk edilmiş,
kreşin renkli kaydırakları var.
Yazın bahçesi çocuk sesleriyle cıvıl cıvıl olur, biliyorum.
Taşınmam mecburiyetten, bir türlü çözülemeyen kokudan dolayı oldu.
Yorgunum, onca dosya, proje elden geçti.
Yeni odamda da değişiklikler yaptık.
Şimdi yine aynı ekrana bakar, aynı çayı yudumlarken,
bildiğim, tanıdığım, fakat artık yabancılaştığım bu odaya ve ortama alışmaya çalışıyorum.

Salı, Kasım 25, 2008

Rüzgarlı günler


Haftasonu yağmur, delice esen rüzgar, tüm yaprakları götürdü.
Artık sokaklarda öbek öbek yığılmış yapraklar yok.
Hava gri, erkenden kararıyor.
Kış kendini hissettirmeye başladı bile.
Cumartesi günü Neva ile pencereden baktık.
O heyecanla beni çağırdı '' anne bak yapraklar havada uçuyor ''.
Öyle bir rüzgar vardı ki, hani işi olmayan evden çıkmasın.
Pencerelerde uğuldayan rüzgarın sesinden hiç uyuyamadım.
Arka bahçedeki ağaçların dallarının sallanmasıyla,
sanki her an bişey olacakmış, ya camlar kırılacak ya da
aniden balkon kapısı açılacak gibi
Neva ' ya çaktırmadan epey korktum.
Bizde tüm haftasonunu evde geçirdik.
Cumartesi akşamı arkadaşlarımız geldi.
Bol sohbetli bir gece oldu.
Pazar günü ise tembellik yapmak istedim.
Şöyle ayaklarımı uzatmak ve gazete okumak.
Çoktandır yapamamıştım.
Hep bir koşturma halindeyiz ya.
Bu sefer gazeteleri şöyle bir karıştırdım, Neva ile çizgifilm izledik.
Elma dilimleyip üzerine tarçın döktük.
Bu arada havuçlu kek yaptım.


Erken kararan havalar evde daha çok vakit geçirmeyi sağlıyor.
Hele de hava soğuk ve gri ise yapılacak en güzel şey,
şöyle tek ayağını altına alıp koltuğa oturmak,
ara sıra pencereden bakarken göz ucuyla tv' ye takılmak,
hafif üşüyünce ve uyku bastırınca üzerine bir battaniye alıp,
koltukta tv ışığı altında uyuklamak.
Sahi salep çıkmadı mı henüz?

Cuma, Kasım 21, 2008

Issız Adam



Sonunda dün akşam biz de gittik '' Issız Adam'' a.
Öyle herzaman sinemaya gidemiyoruz, ama bu filme gitmeyi çok istemiştim.
Radyoda günde pekçok kez filmin, o çok güzel şarkıları çalıyor.
Heryerde yazılar çıkıyor.
Çağan Irmak fanatikleri artıyor.
Konu hakkında az çok bilgim olsa da
yine de filmi o eşsiz müzikler eşliğinde
izlemek çok keyifliydi.
Çok ama çok güzel detaylar vardı bir kere.
Ben mekanlara bayıldım.
Alper'in çalıştığı yer işte burası.
Mutfağı, ahşap yemek masası, sonra tezgahta duran ünlü tasarımcı Philippe Starck imzalı limon sıkacağı, Ada' nın evi, elbiseleri için oluşturduğu niş, yine yatak başı olarak da kullandığı niş içindeki kitaplar. Duvarların sıvasız tuğla hali.
Hepsini çok beğendim.
Modern hayatın yalnızlaştırdığı insanlar, eski şarkılar, yemekler ve aşk.
Şarkılarla konu öyle uyumlu ki,müzik tam başladığında işte budur diyor insan.
Sonra eski şarkıların nasıl da insan ruhuna iyi geldiğini bir kere daha görüyor.
Bora Ebeoğlu nekadar değişmiş.
Akılda kalan insanı duraklatan repliklerle dolu.
Ada' nın '' karların üstündesin, donmak üzeresin ve tatlı uykuya kapılıyorsun. Öldüğünün farkında değilsin '' sözleri aklınızda yer ediyor.
Son sahnede çalan Ayla Dikmen şarkısı '' Anlamazdın ''sizi eğer ağlatamasa ,
boğazınızda bir yumruk bırakıyor.
Neyse ki BaBa_HaKaN' ın da çok güzel eski şarkılardan oluşan arşivi var.
Genelde biz evde bazen 70' ler bazen 80' ler dönemi yapar, o ara o dönemin şarkılarını dinleriz. Neva ' da bayılır o şarkılarla dans etmeye.
Müzikler tamam, şimdi sıra güzel bir havuçlu kek tarifi bulmakta.

Çocuk İstismarına Son!



Sadece 1 dakikanızı ayırın ve şuraya tıklayın.
Kampanyaya katkınız olsun.
Bir imza bir imzadır.

Cuma, Kasım 14, 2008

Maske


Evde başbaşa olduğumuz akşamlar istiyorsun ki hep senin yanında olayım.
Mutfakta işim olmasın, bulaşıklar öylece kalsın.
Ellerimin ıslak olmasını hiç sevmiyorsun.
Ençok beraber boğuşmak istiyorsun bu aralar.
Bir de sürekli bebekliğine dair sorular.
Yıkandığın küveti çıkarmamı istiyorsun,
fotograftaki şapkayı istiyorsun.
Peşimden ağlıyorsun bazen yalandan bazen gerçek.
Gerçek yerine '' garçekten bak anne '' diyerek bana heyecanla
birşeyler anlatıyorsun.
Süper yemek tarifleri veriyorsun lezzetinden gayet emin.
Ama iş yemeye gelince hep '' sonra '' diyorsun.
Banyoya girebilmek için binbir numara yapıyorum sana.
Evde başbaşa olduğumuzda sürekli fikirler üretmem gerek.
Geçen günde aklıma dergide görüp sorduğun maske yapmak geldi.
'' hadi banyodan sonra beraber maske yapalım '' dedim.
Hemen mızmız halin kayboldu.
Yüzümüze yoğurt sürdük.
Ben senin, sen de benim fotograflarımı çektin.
Kısa sürdü tabii bu halimiz.
Sen hemen yıkamak istedin.
'' olsunnnn nolcak ki anne, gene yaparız dedin ''
herzaman ki bizi taklit eden ses tonunla.
Nolcak ki yaparız tekrar tekrar, yeter ki eğlence olsun bize.